Advertisement

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Erdem Başçı, "Giderek artan sayıda merkez bankası etkin bir iletişim aracı olarak politika amaçları ve araçlarına dair sözle yönlendirme yöntemini halihazırda kullanmaktadırlar" dedi.

TCMB'nin internet sitesinde TCMB Başkanı Başçı'nın Bitkisel Yağ Sanayicileri Derneği'nde "Para, Ödeme Sistemleri ve İletişim" konulu konuşması yayımlandı.

Başçı toplantıda, paranın ekonomik hayat üzerindeki katalizör etkisi, ödeme sistemlerinin gelişmesiyle birlikte ticari hayatın ve finansal ilişkilerin gösterdiği değişim ile dünyada Merkez Bankalarının iletişim politikalarının para politikası uygulamaları üzerindeki katalizör etkisi hakkında görüşlerini paylaştı.

Tüm dünyada Merkez Bankalarının en önemli sorumluluk alanlarından olan emisyon faaliyeti ile ödeme sistemlerinden bahseden Başçı, paranın tarihi gelişiminin, fiziki ve teknolojik gelişimiyle birlikte ele alınması gerektiğini belirtti.

Yaklaşık 5 bin yıllık tarihi olan paranın, 9. yüzyılda kağıt formunda kullanılmaya başlandığını ifade eden Başçı, teknolojinin gelişmesiyle birlikte, paranın bilgisayar ekranlarında sayısal bir değeri ifade ettiğini ve el değiştirmesinin ise klavyede dokunulacak bir tuşla olduğunu aktardı.

Başçı, paranın, fiziksel olarak el değiştiren bir kullanım aracından, ekranda kaydi bir değere dönüşmesiyle birlikte; bu gelişmeye paralel yeni araçların, teknolojik sistemlerin ve yasal düzenlemelerin de geliştirilmesinin kaçınılmaz olduğunu vurguladı.

Bitkisel yağ ile para arasındaki benzerliğe dikkati çeken Başçı, "Bitkisel yağ, nasıl yemeğin arzu edilen lezzete ulaşmasında vazgeçilmez bir katalizör görevi görüyorsa, para da emtia değişiminin ayrılmaz bir unsurudur. Yani para, ekonominin çarklarını yağlayan en önemli katalizördür diyebiliriz" dedi.

 

- "Son yıllarda Türk lirasına olan talebin ve duyulan rağbetin artması, paramıza olan güvendeki artışının bir sonucudur"

Son yıllarda Türk Lirasına olan talebin ve duyulan rağbetin artmasının, TL'ye olan güvendeki artışın bir sonucu oduğunu belirterek, şunları kaydetti:

"Enflasyonun çift haneli olduğu 90'lı yıllarda emisyon hacminin gayri safi milli hasılaya oranı sadece yüzde 2 civarında iken, enflasyonun tek haneli seviyelere indiği son yıllarda bu oran yüzde 4'ün de üzerine çıkmıştır. Kullanım oranındaki artış, paramızın itibarındaki artışın da doğrudan bir yansımasıdır. Son yıllarda, ödeme sistemlerinin hızlı gelişimi ve ödeme hizmetlerinin çeşitlenmesinin de etkisiyle işlem sayısının ve tutarların arttığı gözlenmektedir.

Örneğin, ülkemizin en önemli ödeme sistemlerinden biri olan EFT Sisteminde 2012 yılının tamamında yaklaşık olarak 33 trilyon Türk Lirası tutarında işlem gerçekleştiği ve bu işlem tutarının ülkemizin aynı dönemdeki Gayrı Safi Yurt İçi Hasılasının yaklaşık 24 katına tekabül ettiği görülmektedir. Bununla birlikte, Merkez Bankası nezdinde, kendi beşeri kaynaklarımız kullanılarak parekende ödemeler için yeni bir ödeme sistemi oluşturulmuş ve hizmet vermeye başlamıştır. Yeni sistemin en önemli avantajı, fon transferlerinin uçtan uca daha güvenli ve daha hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesi olmuştur."

TCMB olarak ülkedeki ödeme ve menkul kıymet mutabakat sistemlerinin sorunsuz işlemesini sağlamak amacıyla çok sayıda faaliyet yürüttüklerini anımsatan Başçı, bu faaliyetlerin bazen elektronik fon transferi sistemlerinde olduğu gibi bizzat sistemi kurarak işletmek şeklinde olabildiği gibi, diğer kurumlar tarafından oluşturulan sistemlerin gözetimi yoluyla da olabildiğini ifade etti.

Başçı, önemli bir ödeme aracı olan çeklerle ilgili son gelişmelerin de kayda değer olduğuna belirterek, "Türkiye Bankalar Birliği çatısı altında kurulan Risk Merkezi tarafından Kredi Kayıt Bürosu aracılığıyla yürütülen yoğun bir çalışma sonucunda firmaların ve şahısların kredibilitesinin ve ödeme yeterliliklerinin takip edilebileceği bir altyapı oluşturulmuştur. Bu altyapı sayesinde, finansal kuruluşlar ve firmalar ticari ilişkilerinde muhatap oldukları kişilerin kredi geçmişini karşı tarafın rızasıyla takip edebilecek ve ticari ilişkiler daha güvenli bir işleyişe kavuşacaktır" değerlendirmesinde bulundu.

20 Haziran 2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edilen 6493 sayılı Kanun ile "Ödeme kuruluşları" ve "Elektronik para kuruluşlarının" Türkiye'de ilk defa yasal olarak tanımlandığını anımsatan Başçı, şunları kaydetti:

"Bu kuruluşlar ülkemizde anonim şirket şeklinde kurularak belirli miktarda varlık bulundurmalarını sağlamakta ve anılan kuruluşlara ilişkin lisanslama, faaliyet alanı ve denetim gibi hususlar düzenlenerek, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumundan gerekli izinlerin alınmasıyla faaliyette bulunmaları mümkün hale gelmektedir.

Tüm bu gelişmeler, ekonomimizin vazgeçilmez unsuru olan siz reel sektör temsilcilerinin ödeme işlemlerinin daha etkin ve verimli yürümesine katkı sağlayacağına inanıyorum."

- Döviz kuru varsayımı

Merkez Bankaları'nın son yıllarda sahip oldukları politika araçlarını, hangi zaman diliminde, ne amaçla ve nasıl kullanacaklarına dair bilgilendirme çabalarını yoğunlaştırdıklarını ifade eden Başçı, iletişim politikaları hakkında şunları kaydetti:

"Geçmişte kamuoyuyla daha az iletişimi tercih eden Merkez Bankaları, 1990'lı yılların başlarından itibaren açıklık ve şeffaflık ilkelerini benimseyerek kamuoyunu daha fazla bilgilendirmeye başlamışlardır. Dünyada başta Amerika, İngiltere, Japonya, Yeni Zellanda, İsveç ve Norveç Merkez Bankaları olmak üzere giderek artan sayıda merkez bankası etkin bir iletişim aracı olarak politika amaçları ve araçlarına dair sözle yönlendirme yöntemini halihazırda kullanmaktadırlar. Avrupa Merkez Bankası da yakın dönemde bu yöntemi benimsemiş ve kullanmaya başlamıştır. Bunun da ötesinde, örneğin Çek Cumhuriyeti Merkez Bankası enflasyon tahminlerinin arkasında yatan döviz kuru varsayımlarını yayınlayarak sözle yönlendirme politikasını aktif iletişim stratejilerinden biri olarak kullanmaya devam etmektedir."

Başçı, 27 Ağustos 2013 tarihindeki konuşmasında TCMB'nin Temmuz Enflasyon Raporu'ndaki yüzde 6,2'lik enflasyon tahmininin ardında yatan döviz kuru varsayımını kamuoyu ile paylaşmalarının da benzer yönde atılmış bir adım olarak değerlendirilebileceğini ifade etti.

Başkan Başçı, yine Bank of England'ın enflasyonun hedeften yukarı yönde sapmadığı sürece, ülkedeki işsizlik oranı yeterince düşene kadar faiz oranlarını değiştirmeyeceğini ve elindeki kıymet stoğunu azaltarak parasal sıkılaşmaya gitmeyeceğini ilan ettiğini anımsattı.

Piyasalarla bu yönde bir iletişim tarzının, dünyada birçok Merkez Bankası tarafından tercih edilmeye başlandığına işaret eden Başçı, "Benzer şekilde Bankamız, son Para Politikası Kurulu kararında enflasyon görünümü orta vadeli hedeflerle uyumlu olana kadar para politikasındaki temkinli duruşun korunacağını belirtilmiştir" dedi.

TCMB'nin, Ocak 2006 tarihli ilk Enflasyon Raporu'ndan bu yana rapordaki enflasyon tahmininin ardında yatan para politikası duruşu ile ilgili giderek daha fazla bilgiyi kamuoyu ile paylaştıklarını ifade eden Başçı, şunları kaydetti:

"Böylelikle kredi büyüme hızı ve döviz kurları gibi fiyat istikrarını doğrudan etkileyen temel değişkenlere ilişkin referans alınabilecek değerler ile bunlar üzerinde etki yapabilecek nitelikteki politika araçlarının daha şeffaf bir şekilde kamuoyu ile paylaşılması sağlanmaktadır.

Bu kapsamda, daha önce para ve ödeme sistemleri için kullandığımız benzetmeyi iletişim politikası ve sözle yönlendirme aracı için de kullanabiliriz. İletişim politikası merkez bankasının elindeki politika araçlarının etki gücünü artıran ve aktarım mekanizmasını yağlayan bir katalizör görevi görmektedir."

Başçı, Merkez Bankası'nın, gerek fiyat istikrarını sağlayarak sürdürmek, gerekse finansal istikrara kendi görev alanında katkı yapmak amaçlarıyla çalışmalarına devam edeceğini ifade ederek, "Bu görevini ifa ederken, iletişim politikalarını daha da geliştirip en etkili şekilde kullanacaktır" dedi.

AA