Advertisement

İsterseniz Ferrarisini satmış bilge olun, yine de bir boşluk hisseder insan hayatta. Bir şeyler eksiktir. Hatta bazen öylesine eksiktir ki insan bir türlü devam edemez yoluna. İşte böylesine zamanlarda tebdili mekanda ferahlık vardır. Bilmediğiniz sularda yüzmek iyi gelir.

Yanınıza bir de “zorunluluk” yerine “sorumluluk”aldınız mı her şey-den i-yi-ge-lir. Artık güç sizinledir.

Örneğin her şeyi devletten beklemeyen, elini taşın altına koymayı bilen sorumluluk sahibi eller kimsesiz çocuklar üzeride harikalar yaratırken kendilerine de bambaşka bir yol, bambaşka bir hayat açıyorlar.

Kimsesiz olmak zordur. Hele çocuksanız iki kat zordur. Başbakanlık'a bağlı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı var gücüyle çalışıyor, kabul. Fakat nereye kadar
yetsinler?

İşte, bu düsturla yola çıkan “Bu hayatta ben de varım!” diyen "sorumluluk sahibi" birileri yıllar önce bir araya geldi ve Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı'nı kurdu. Hepimiz bildiği adıyla Koruncuk...

Koruncuklar, İstanbul'un biraz dışında yeşillikler içindeki Bolluca Çocuk Köyü'nde yaşıyorlar... Köyün kapısına geldiğinizde yeşilliklerin arasına gömülmüş amerikan tipi evlerin olduğu koca bir taraça yapı ile karşılaşıyoruz. Kapıda bizi mihmandarımız Hüseyin Bey karşılıyor.

100'den fazla Koruncuk'un yaşadığı köyde taraça boyu heyecanlı adımlarla tırmanırken oyuncaklar, bisikletler, patenler bize eşlik ediyor. Bazı minik yetenekler beyaz duvarlar üstünde serbest sanat çalışmalarına başlamış bile..

Köyde her evin bir annesi var, annelerin de 6 – 8 arasında çocukları var. Amaç, çocuklara tam bir aile ortamı sağlamak. Çocuklar 9 yaşına geldiklerinde gençlik evlerine geçiyorlar. Başlarında da gençlik liderleri oluyor. Anneler de gençlik liderleri de profesyonel.

Biz ziyarete gittiğimiz hafta 5 numaralı evin misafirleriyiz. Kapıyı evin Annesi Arzu Hanım ve çocukları birlikte açıyorlar. Fenerbahçe'ın emektar kalecisi Schumacher'in yaptırdığı 5 numaralı evde şansımıza mini mini Koruncuklar var. En büyüğü 8, en küçüğü 2,5 yaşında.

Biz mi daha heyecanlıyız, onlar mı kestiremiyorum.

"Hoşgeldiniiiiiz" sesleriyle beraber önce biraz tedirgin yaklaşıyorlar. Ne zamanki yaklaşıp göz teması kuruyoruz... Boynumuza atlayıp bizi öpücüklere boğuyorlar. Mis gibi şampuan kokuyor saçları. Üstleri başları tertemiz. Dünyanın tüm çirkefi artık dışarıda kaldı.

Salona geçiyoruz. Etrafımızı saran sadece minik melekler değil. Mis gibi demli çay ve sıcak kurabiye kokusu da var. Masanın üstü ikram dolu, evin marifetli annesi döktürmüş. Çay tiryakisi büyükler(!) masaya geçiyor hemen. Biz küçükler yumuşacık L koltuğa gömülüyoruz hep beraber. Bir yandan sarmaş dolaş oyun oynuyoruz bir yandan koca ekran plazma tv'de çizgi film izliyoruz. Evin ortasındaki kocaman şömine mevsim gereği yanmıyor ama şömine şöminedir, daha da sıcak bir hava katıyor ortama.

Her birinin hikayesi Kemalettin Tuğcu romanlarını havada bırakacak ayrı bir dram. Gözler gördüklerini unutmak istediklerinde çabuk bozulurlar. Miniklerin çoğunluğu rengarenk çerçevelerin arkasından bakıyor dünyaya. O küçücük yaşta gördükleri gözlerini bozmuş ama kalplerini bozamamış. Onlar da her çocuk gibi büyüyünce insanlığa faydalı kimseler olmak istiyorlar: Doktor, avukat, itfaiyeci, polis, pisi bakıcısı... Ama en çok avukat...

Avukat olmak isteyen miniklerden biri, A. Minik A. büyüklerin yanında oturmak istiyor. Onlarla sohbet ediyor. Kartvizitini aldığını işbirlikçisine(!) soruyor minik A.

-"Sizin çocuğunuz var mı?"
-"Yok, ama olacak İnşallah."
-"Hmm.. Peki.. Kaç çocuğunuz olacak?"
-"Ben 2 istiyorum, ama abla 4 diyor."

Gözleri fal taşı gibi açılmış soruyor:

-"4 mü? 4 çok değil mi?"
-"Bence de çok, ama istiyor abla."
Endişe bulutları kaplıyor o güzel yüzünü, biraz mahcup, biraz çekingen bir gülüşle mırıldanarak soruyor:

-"Bakabilir mi ki acaba?"

***

İşimi soruyorlar bana. Nasıl yapılıyor o iş, onlar da yapabilir miymişler ki? Tanımak istiyorlar beni. Bir taraftan da kendilerini tanıtmak istiyorlar. Resim defterlerindeki, boya kitaplarındaki eserlerini, karnelerini gösteriyorlar.

Üstümde kırmızı siyah parlak taşları olan uğur böcekli bir bluz var, sırf daha çok ilgilerini çekebilmek için. Amacıma ulaşıyorum. Minik S. sevmek istiyor uğur böceklerini ve soruyor "Nedir bu?" Sevimli olduğumu düşünerek "Uğur böcüğüüü" diyorum. "Böcüğü mü?" diye soruyor şaşkınca ve sesini alçalttığını zannederek ekliyor: "Böcüğüüü denmez. Böceği denir. Öğren bunları."

Biz hep beraber gülüşürken onun ifadesinde hiçbir kendini gösterme isteği yok, hiçbir bilmişlik yok. 5 yaşında gözlerinden zeka, dudaklarından neşe fışkıran güzel mi güzel bir kız çocuğu minik S. Oyun oynamaya devam ediyoruz. Ben bir kere daha şansımı deniyorum.

-"Ne güzelmiş tokan öyle. Pembiş pembiş."
-"Pembiş mi? Pembiş değil, pembe. Sen böyle okuma yazmalı bir iş yaptığından emin misin? Bak bunları bir an önce öğren bence. Sonra seni ayıplamasınlar."

Kahkahalar odayı bir kere daha çınlatırken o bana "korumak" isteyen bir ifade ile bakıyor. 5 yaşında, kimsesiz ve beni korumak istiyor. Hani korunmaya muhtaçtı bu çocuklar?

Sorumu doğruca Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı Başkanı Av. Figen Özbek'e yöneltiyorum. "Onlar korunmaya muhtaç değil ki." diyor Figen Özbek ve ekliyor. "Biz onları hayatta dimdik, tek başlarına durabilecek şekilde eğitiyoruz, donatıyoruz. Belki hayata 1 - 0 yenik başlıyorlar. Ama Allah'a şükürler olsun ki sıcak bir aile ortamına kavuştular. Sadece okula gitmekle kalmıyorlar. Resimden piyanoya, İngilizce'den yelkene, basketboldan tenise birçok çocuğun rüyasında bile göremeyeceği bir yoğunlukla özel dersler alıyorlar."

"Onlar yalnız değiller" diyor Figen özbek."Öyle bir donanıma sahip oluyorlar ki buradan gittiklerinde kendileri, kardeşlerine kol kanat germeyi başarıyorlar."

Özbek'in anlatımına göre 5 - 6 yaşına gelene dek pek farkında olmuyorlar durumlarının. Ama fark ettiklerinde malum soru geliyor: Niye bur'dayım ben?

"Aslında ne kadar şanslı olduklarını anlatıyoruz onlara. Seçilmiş olduklarını. Krizi fırsata çevirmeyi öğretiyoruz." diyor Özbek, "Gelişim yetmez, yaratıcı gelişimi aşılıyoruz onlara."

Figen Özbek tüm samimiyeti, içtenliği ve anaç tavrı ile kurumun faaliyetlerini, 'biricik koruncuklarını' anlatıyor, ben o sırada çocukların neden avukat olmak istediklerini keşfettiğimi düşünüyorum.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin'e ne kadar minnettar olduklarını dile getiriyor Figen Özbek. Başbakanlık'a bağlı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu yetkililerinin de sürekli denetimde olduklarını belirtiyor.

Tabii bir de gönüllülerin desteği var. Muhteşem Yüzyıl ve Aşk-ı Memnu gibi fenomen dizi filmler vakfın tanıtılması için önayak olmuşlar.

Vakıf, bağışçıların yardımı ile ayakta duruyor. Ayda 400 TL'ye bir evin mutfak masrafını karşılayabiliyorsunuz. Eş - dostla dışarıda yediğiniz bir akşam yemeği bedeline bütün bir ev, 1 ay boyunca doyuyor. 

Yaklaşık 100 bin TL'ye ise 6 - 8 çocuğu barındıracak tam teşekküllü bir aile evi inşa etmek mümkün. Sokaktan 8 çocuk daha kurtarmak...

Koruncuk sadece tek bir örnek. Kimsesizler için uğraşan birçok vakıf var.

Gelin siz de kimsesizlerin kimsesi olun. Bir canın sorumluluğunu paylaşmanın keyfini yaşayın, huzurla dolun. Onlar bir "hayata" kavuşsun, siz de hayatınızdaki ışığa kavuşun.