Advertisement

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkan Yardımcısı Ozan Cangürel, ''Önümüzdeki dönem Fed'in parasal genişlemeyi azaltacağı beklentileri dikkate alındığında kredi büyümesinin Türk bankacılık sektörü için sorun teşkil etmeyeceğini düşünmekteyiz'' dedi.

Fitch Raitings'in "Kredi Görünümü 2013" toplantısında konuşan Cangürel, son günlerde dünyada siyasal, ekonomik ve sosyal açıdan önemli gelişmelerin Türkiye'ye yansımalarına değindi.

Bankacılık sisteminin gösterdiği istikrarlı büyümeyle şube sayısının 11 bin 445'e, sektörde çalışan personel sayısının da 208 bin 409 kişiye ulaştığını belirten Cangürel, aktif karlılığı ve özkaynak karlılığı bazında sektörün diğer gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere kıyasla yüksek performansını koruduğunu vurguladı.

Cangürel, finansal sektörün yüzde 88'ini oluşturan bankacılık sektörünün AB ortalamalarıyla karşılaştırıldığında toplam aktif büyüklüğünün, GSYH'ya oranı ve banka sayısı bakımından büyüme potansiyeli taşıdığını anlattı.

Türk bankacılık sektörünün son yıllardaki tecrübeleri ve başarılarıyla yabancı yatırımcıların ilgisini çektiğini anımsatan Cangürel, sektöre yeni girişlerin devam ettiğinin altını çizdi.

Cangürel, hızlı kredi büyümesinin finansal istikrarı bozucu ve kriz olasılığını artırıcı etkisine değinerek, "Aşırı kredi büyümesinin bankacılık sektörü kırılganlığını artırdığı bir gerçek. Ancak bu noktada akla gelen soru aşırı kredi genişlemesinin düzeyi. Gerçekten tedirgin olmamızı gerektirecek seviye ne olmalıdır. Bu noktada optimum seviye söylenemiyor" ifadelerini kullandı.

Mevcut kredi artış hızının son haftalarda yavaşladığını anımsatan Cangürel, BDDK olarak 2013 yıl sonu kredi artış tahminlerinin yüzde 20-22 civarında olduğunu söyledi.

Cangürel, kredilerin milli gelir düzeyiyle olan ilişkisi hakkında şu değerlendirmelerde bulundu:

Ülkemizde büyüme oranları memnun edici seviyede ve istikrarlı seyretmektedir. Kredi büyümesinin de milli gelire paralel seyretmesini doğal karşılamak gerektiğini düşünüyoruz. Önümüzdeki dönem Fed'in parasal genişlemeyi azaltacağı beklentileri dikkate alındığında kredi büyümesinin Türk bankacılık sektörü için sorun teşkil etmeyeceğini düşünmekteyiz. Kredi genişlemesinin hangi tür kredilerde olduğu da çok önemli. Bu kapsamda yaptığımız analizler sonucu yakın zaman önce bir düzenleme paketi yayımladık.

Bu paketteki amaç, tüketici kredileri ve kredi kartı kullanımının kontrol altında tutularak KOBİ kredileri ve ihracat kredilerinin maliyet farklılaştırması yapmak suretiyle desteklenmesidir. Biz otorite olarak ekonomi politikalarıyla uyum içinde, tüketime dayalı değil, ihracata, üretime dayalı bir büyümenin sağlıklı olduğuna inanıyoruz. Dolayısıyla kredi büyümesi şu anda herhangi bir sorun teşkil etmemekle birlikte proaktif bir şekilde düzenlemeler yoluyla önlemlerimizi aldık ve alacağız."

İstikrarlı ekonomik büyümeyi destekleyen kredi genişlemesi seviyelerini yakalama ve sürdürme gayreti içerisinde olduklarını belirten Cangürel, sorunlu kredilere bakıldığında ekonomik gelişim ve bankacılık sistemindeki sağlıklı büyümeye paralel olarak makul bir seyir izlediğini kaydetti.

-"2015'te BASEL III likidite karşılama oranını uygulamaya geçirmeyi planlıyoruz"-

Fonların yenilenmesi ya da artırılması ile ilgili endişe edilecek bir durumun söz konusu olmadığını dile getiren Cangürel, bankacılık sektörü dış borç yenileme oranının yüzde 100'ün üzerinde seyrettiğini aktardı.

"Tüm bankalarımız ciddi likidite stres testlerine tabi tutulmakta olup, problemli bir banka bulunmamaktadır" diyen Cangürel, BDDK'nın 2006 yılından bu yana likidite düzenlemelerini uygulamakta olduğunu, 2015 yılından itibaren BASEL lll likidite karşılama oranını uygulamaya geçirmeyi planladıklarını açıkladı.

Cangürel, Türk bankacılık sisteminin sağlam bir sermaye yeterliliği yapısıyla faaliyetlerini devam ettirdiğini dile getirerek, 2012 temmuz döneminden itibaren BASEL III çalışmalarının hızlı bir şekilde sürdüğünü ifade etti.

BASEL III düzenlemelerine değinen Cangürel, "BASEL III düzenlemeleriyle sermaye yeterlilik oranını azaltacak kalemlerin oldukça sınırlı olması önemli bir noktadır. Ana sermayenin yüzde 90'ı ödenmiş sermaye, bünyede tutulan kar ve dönem karından oluşmaktadır. Bu durum da BASEL III düzenlemelerinin özkaynak üzerindeki etkilerini sınırlı tutacak bir etkendir. Kurumumuzca makro senaryolara dayalı olarak düzenli periyotlarla stres testleri uygulanmaktadır. Stres testi sonuçları da sektörün şoklara dayanıklı olduğunu ortaya koymaktadır" değerlendirmesinde bulundu.

Cangürel, artan rekabet ve mevduat tabanının zayıflığının, faiz marjları üzerinde bir baskı unsuru olduğunu aktararak, bu durumun Türk bankacılık sistemi için bir normalleşme göstergesi olduğunu, bu anlamda TL faiz marjının düşmesinin tek başına olumsuz bir gösterge olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.

Uzun vadeli ve istikrarlı bir düşme eğilimi olmadığı sürece net faiz marjının azalmadığına dikkati çeken Cangürel, düşük faiz oranları üzerinde yukarı yönlü risklerin yeni dönemde kısa ve orta vadede bankaların karlılık rasyolarını biraz aşağı çekeceğini beklediklerini açıkladı.

AA

BU HABERE YORUM YAZ
 
21 Ekim 2013 Pazartesi, 16:59 Misafir bankaların bir çoğu diyor ki: "4 tane 150tl lik akaryakıt al, 5. alışında 50 tl para puan"... şimdi detaylara bir bakıyorsunuz sure 45 gün onun da yarısı geçmiş... yahu taksici bile 45 günde 5 kere 150 tl lik akaryakıt almıyor ki, bu tür kampanya reklamları tüketiciyi kandırmak değil midir?