Advertisement

ABD Temyiz Mahkemesi, Sermaye Piyasası Kurumu (SEC) ile bir federal yargıç arasındaki ihtilafı çözerken önemli bir soru ortaya attı: Yargıçlar, SEC'in kanunları çiğnediği iddia edilen kurumlarla vardığı ceza anlaşmalarını sorgulama hakkına sahip mi?

Mahkemeye göre kanunların bu soruya verdikleri yanıt "hayır". O halde, SEC'in daha yüksek standartlar izlemesi gerekiyor.

Konunun çıkış noktasını, Yargıç Jed Rakoff'un 2011 yılında SEC'in Citigroup ile vardığı anlaşmaya itiraz etmesi oluşturdu. Kurum bankayı, 1 milyon dolarlık mortgage yatırımında, kendi traderlarının bu yatırımı bizzat başarısızlığa uğraması yönünde tasarladıkları ve bahislerini yatırıma karşı şekillendirdiklerini gizleyerek, yatırımcıları zarara uğratmakla suçladı. SEC ile banka arasında varılan anlaşmaya göre Citigroup suçu kabul ya da inkar etmeyerek 285 milyon dolarlık ceza ödeyecek ve ilerde yasayı tekrar çiğnemeyeceğine söz verecekti.

Jed Rakoff, SEC'in iddia ettiği hangi suçların gerçekten işlendiği bilinmeden, varılan anlaşmanın adil, uygun ya da  mantıklı olarak nitelendirilemeyeceğini söyledi. Rakoff, Goldman Sachs'i içeren benzer bir davada SEC'in bu bankaya çok daha büyük bir ceza verdiğini ve bankayı belli başlı bazı unsurlar konusunda itirafa zorladığını hatırlattı. Zira bankaların suçlamalara dair itirafı olmadığı taktirde, sanıklar olanları inkara devam edebiliyor ve suçun kurbanları da kayıplarını telafi etmekte kullanabilecekleri delillerden mahrum bırakılmış oluyor. Ki Citigroup davasında bu kayıpların toplam boyutunun yaklaşık 700 milyon dolar olduğu tahmin ediliyor.

Temyiz Mahkemesi, Rakoff'un görev alanının dışına çıktığına hükmetti ve bir yargıcın anlaşmaları onaylamadaki rolünün, tarafların gerekli evraka sahip olup olmadıklarından emin olunması ve sonlara ürecin açıklanmasıyla sınırlı olması gerektiği yönünde görüş bildirdi. Mahkeme bu gibi anlaşmaların her zaman mutlaka doğrunun tesis edilmesine değil, genellikle risk yönetmeye yönelik olduğunu belirtti. Mahkeme ayrıca SEC'in siyasi olarak kamuya karşı sorumluluğu olan bir kurum olduğunun altını çizerek, eylemlerinin kamunun çıkarına olacak şekilde belirlenmesinde bunun yeterli olduğunu söyledi.

Bu son örnek gösteriyor ki, tek başına siyasi sorumluluk yeterli değil. SEC, büyük finansal kurumların lobi gücü ve ağır iş yükü gibi başka baskılarla da karşı karşıya. Dahası kurum, şirketlere suçu kabul ya da inkar etmeden anlaşmaya varma imkanı tanıdı ama sonrasında onları yasalara uyma konusunda verdikleri söze bağlı tutmayı başaramadı. Örneğin SEC Citigroup ile anlaşmaya vardığında, bankanın aynı biriminin güvenlik kanunlarının aynı maddelerini ihlal ettiğine dair iki ihtarname kurumun eline çoktan ulaşmıştı bile.

Kısacası, Rakoff mahkemenin söylediği gibi yetki sınırlarını aşmış dahi olsa, SEC'in yaklaşımı konusunda haklıymış gibi gözüküyor. SEC'in ceza ve yaptırım uygulamaya yetecek delillere sahip olduğu taktirde, sanığa suçu tamamen kabul etme baskısı yapmasa da, suçun en azından bazı unsurları konusunda teyit alabileceği söyleniyor.

2012'den bu yana SEC şirketlerden daha fazla itirafname talep etmeye başladı. Citigroup'a da benzer bir talepte bulunulması için çok da geç olmadığı söyleniyor. Temyiz Mahkemesi'nin kararı SEC için, bir yargıç tarafından zorlanmadan da doğru olanı yapabilme yetisine sahip olduğunu kanıtlamak konusunda harika bir fırsat olabilir.