Advertisement

Başbakan Ahmet Davutoğlu, İsviçre'nin Davos kasabasında düzenlenen Dünya Ekonomi Forumu'nun (WEF) katılımcısı iş dünyasının yerli ve yabancı üst düzey temsilcileri ile akşam yemeğinde buluştu.

Başbakan Davutoğlu, Birleşmiş Milletler'de (BM) reforma ihtiyaç olduğunu belirterek, ''Her konuda o konuyla ilgili olan herkes sürece dahil edilmelidir. Şimdi daimi bu 5 ülke herhangi bir kriz konusunda ne yapılacağına karar veriyor. Sadece Suriye değil, Afrika'da çok fazla güvenlikle ilgili konu var. Ancak bu P5 ülkeleri arasında hiçbir Afrika ülkesi yok. Birçok Müslüman devlette sorun var ama onların temsiliyeti yok'' dedi.

İklim değişikliği konusunda ne düşündüğü sorusuna Davutoğlu, iklim ve çevreyle ilgili konuların kimi zaman tartışılmak istenmediğini, Paris toplantısında bunu yapacaklarını dile getirerek, iki yolda ilerlemeyeceklerini, Paris toplantısının başarılı olması için ellerinden gelen her şeyi yapacaklarını kaydetti.

Bununla eş zamanlı olarak sadece G-20 Zirvesi'nde değil, diğer gündemlerde de iklimin her türlü gündemin parçası olması gerektiğini anlatan Davutoğlu, 3 yıl kadar önce dışişleri bakanlarının New York'ta buluştuğunu, bu toplantıya Meksikalı bir meslektaşının başkanlık ettiğini anımsattı.

Davutoğlu, şunları söyledi:

''Kendisi o zaman G-20'nin başkanıydı. Bu zamanda, farklı dışişleri bakanı meslektaşlarımdan farklı yorumlar geldi. Genellikle dışişleri bakanları bir araya geldiğinde özel konulara yorumlarda bulunur. Bunlar resmi metinlerdir. Dürüst olmak gerekirse ben metinleri okumayı sevmem. 8 veya 9 kadar bakan yazıdan konuştuktan sonra ben şunu fark ettim. İnsanlar bu bakanların okuduğu resmi yazıları dinlemekten çok sıkılmışlardı. Ben de bu yüzden kendi konuşmam geldiğinde şöyle dedim: Lütfen, beni farklı bir bakış açısıyla dinleyin. Şunu ekledim: Her konuda biz ulus devletlerin dışışleri bakanları olarak kendi tavırlarımızı, tutumlarımızı korumalıyız. Fakat iklim değişikliği, bu bir istisnai konudur. Çünkü insani bir konudur. İklim değişikliği ve çevre konularına geldiğimizde zaman ülkelerimiz, ulus devletlerin dışişleri bakanları gibi değil, insanlığın içişleri bakanları gibi davranmalıyız. Çünkü ontolojik varlık olmazsa, politik varlık olmaz. Ulus devletler politik varlıklardır.''

Çevreye ve uygun bir iklime ihtiyaç olunduğunu dile getiren Davutoğlu, ancak bu şekilde bir sonraki nesillerin ontolojik olarak var olabileceğini kaydetti.

Davutoğlu, ''Benim görüşüm ve bizim G-20 duruşumuz iklim değişikliğiyle ilgili konuların da her türlü gündemde olması gerektiğidir. Tüm G-20 üyeleri Paris toplantısına katılacak ve biz Paris toplantısının başarılı olması için elimizden gelen her şeyi yapacağız. BM çevreyle ilgili tüm programları destekleyeceğiz ancak iklim değişikliği ve çevreyle ilgili konuları G-20 başkanlığımız süresince kendi gündemimizde tutacağız'' diye konuştu.

"BM'de reforma ihtiyaç var"

Suriye ilgili olaylardan sonra BM'nin bu krizi çözemediğinin fark edildiğinin altını çizen Davutoğlu, şunları ifade etti:

''Şu anda da çözemiyor. Neden? Çünkü halen soğuk savaş mantalitesi devam ediyor. P5 ülkelerinden 2 tanesi bir vakayı savunurken, diğer 3'ü başkasını savunuyor. Filistin konusunda bir ülke veto kullanıyor, bir başka konuda da veto kullanıyor. Suriye konusunda da Çin ve Rusya veto kullanıyor. Aslında bundan Rusya veya Çin değil, Türkiye, Lübnan, Ürdün ve Irak etkileniyor. Yani komşu ülkeler etkileniyor. Fakat küresel bağlamda biz Suriye kriziyle ilgili ve Güvenlik Konseyi'ne hiçbir şey söyleyemiyoruz. Bu konuda bizim bir önerimiz var. BM'de reforma ihtiyaç vardır ve her konu o konuyla ilgili olan herkes sürece dahil edilmelidir. Yani ilgili ülkelerin dahil edilmesi gerekmekte. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki güç dengesinde oluşturulmuş bu sistem. Şimdi daimi bu 5 ülke herhangi bir kriz konusunda ne yapılacağına karar veriyorlar.

Sadece Suriye değil, Afrika'da çok fazla güvenlikle ilgili konu var. Ancak bu P5 ülkeleri arasında hiçbir Afrika ülkesi yok. Birçok Müslüman devlette sorun var ama onların temsiliyeti yok. Bu Latin Amerika ülkeleri için de geçerli. Aslında temsilde eksiklik var. BM'nin reforma gitmesi lazım. BMGK dünyanın düzeninden sorumludur. Bu nedenle tüm insanlığı kapsayıcı olmalıdır. Bu halletmemiz gereken meselelerden birisidir. Temsiliyet derken herkesi dahil etmelidir. Bu çok önemli bir konu. Sadece BM'de değil. Kriz yönetim mekanizmalarında da kapsayıcı bir yaklaşım olmadır."

Davutoğlu, Türkiye'de 2003'te Irak sürecinde komşu ülkeleri tek masa etrafında toplamayı başardıklarını hatırlatarak, bu sürecin 2008'e kadar devam ettiğini, Türkiye, Ürdün, İran, Suudi Arabistan ve diğer ülkelerin bir araya gelip tek masanın çevresinde buluştuklarını, bunu da Irak'ın istikrarı ve güvenliği için yaptıklarını anlattı.

Bu tür benzer süreçlerin BM'de olması gerektiğinin altını çizen Davutoğlu, 1990'larda donmuş çatışmaların halen gündemde olduğunu, hiç kimsenin Ukrayna'da bu kadar detaylı bir krizin ortaya çıkmasını beklemediğini, bu noktada uluslararası krizlerle başa çıkma mekanizmasının oluşturulması gerektiğini söyledi.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Güney Akım Projesi'ne ilişkin, ''Biz daha tam olarak kabul etmedik. 'Hayır' da demedik. 'Dikkate alacağız' dedik. Bu projenin etkileri ne olacak, yapılabilir mi, fizibilitesi nasıl? Önce çalışacağız, sonra karar vereceğiz'' dedi.

Davutoğlu, Dünya Ekonomi Forumu'nun (WEF) katılımcısı olan iş dünyasının üst düzey temsilcileri ile akşam yemeğinde buluştu. Davutoğlu, yemekte konukların sorularını yanıtladı.

''Türkiye'nin Rusya ile olan enerji işbirliğini Avrupa Birliği bağlamında nasıl değerlendirirsiniz? Güney Akım, Türkiye üzerinden geçecek, bu Türkiye'yi nasıl etkileyecek'' sorusuna Davutoğlu, aslında Türkiye'nin en önemli varlıklarının doğal kaynaklar olmadığını belirtti.

Türkiye'nin ekonomik kalkınması için iki önemli varlığı bulunduğunu, bunların coğrafya, nüfus ve iş gücü olduğunu dile getiren Davutoğlu, "Türkiye çok stratejik bölgede yer almaktadır. Bu yüzden çok fazla çevrede çok sorunla karşılaşılmaktadır ancak aynı zamanda çok önemli merkezi bir konuma sahiptir. Tüm ulaşım noktalarının ortasındayız. Enerji boru hatları ve ticaret hatları Türkiye üzerinden geçmektedir" ifadesini kullandı.

''Tüm ülkelere ve her türlü teklife açığız''

Davutoğlu, konuşmasında şunlara yer verdi:

''Bu yüzden Türkiye'nin enerji merkezi haline gelmesini istiyoruz. Eskiden 'tüm yollar Roma'ya çıkar' denirdi. Biz de şimdi tüm enerji boru hatlarının Türkiye'den geçmesini istiyoruz. Doğudan batıya, kuzeyden güneye enerji boru hatları ve koridorlarının Türkiye'den geçmesini istiyoruz. Azerbaycan ile TANAP projesi var. Kerkük'ten Yumurtalık'a da petrol boru hattımız var. İran ile bir doğalgaz boru hattımız var. Batı ve Mavi Akım var Rusya ile. Gelecekte daha da fazla olacak. Kıbrıs'ta barışa ulaşılabilirse Kıbrıs'ın çevresindeki doğalgaz da Türkiye'den geçecektir. 2009'da NABUCCO projesini başlattık. Ben yeni dışışleri bakanı olduğumda ele aldığım ilk projeydi. Azerbaycan, Gürcistan, Türkiye, Bulgaristan, Macaristan'dan Avusturya'ya kadar gidiyor. AB'nin stratejik bir vizyonu yoktu ve bu projeyi desteklemedi. Ruslar NABUCCO'nun kendisini baypasladığını fark ettiğinde, NABUCCO'yu baypaslamak için, direkt, doğrudan Bulgaristan'a ulaşmak için Güney Akım'ı başlattı. Biz TANAP projesini başlatmaya karar verdik. Bunun sebebi AB, NABUCCO'yu desteklemedi. Şimdi Avrupa TAP olsun diye TANAP ile birleşsin diye bize geliyorlar. Ruslar da aslında Güney Akım'ın yönünün Bulgaristan'dan Türkiye'ye çevirmek için bize geldiler. Tüm ülkelere ve her türlü teklife açığız. Hiç kimse Türkiye'yi eleştiremez. Alternatif enerji yolları AB için çok önemliyse NABUCCO'yu da desteklemelilerdi. Bugün halen önemliyse bizimle enerji faslını açmalılar. Şimdi enerji faslını engelliyorlar. Ama diğer yandan da AB'nin çıkarını düşünmemizi istiyorlar.''

Güney Akım Projesi hakkında da Davutoğlu, Rusların bunu Türk akımı olarak adlandırdıklarını söyledi.

Davutoğlu, ''Biz daha tam olarak kabul etmedik. 'Hayır' da demedik. 'Dikkate alacağız' dedik. Bu projenin etkileri ne olacak, yapılabilir mi, fizibilitesi nasıl? Önce çalışacağız, sonra karar vereceğiz. Ancak AB ve diğer ülkeler bizimle çalışmak istiyorlarsa ciddi olmalılar. Türk coğrafyasının öneminin farkına varmalılar. En azından enerjinin 16. faslını açmalılar. Bundan sonra tüm seçenekler masada olacak. Bizim için gelecekte yanaşabilecek zorluklara karşı mücadele etmek için masada ne kadar seçenek olursa o kadar iyi'' diye konuştu.

''AB liderleri ne yaparsa yapsınlar bu, stratejik hedefimiz olmaya devam edecek''

Davutoğlu, ''Türkiye AB'ye sizce girecek mi" sorusuna karşılık, bu sorunun Brüksel'de AB'ye sorulması gerektiğini söyledi.

Türkiye'nin AB'ye katılmak için her şeyi yaptığını, her açıklamalarında da bunu dile getirdiğini kaydeden Davutoğlu, ''Ben eskiden dışişleri bakanıydım, şimdi başbakanım ve hep şunu söyledim: AB'ye üyelik sürecimiz bizim stratejik hedefimizdir. AB liderleri ne yaparsa yapsınlar bu, stratejik hedefimiz olmaya devam edecektir'' dedi.

Geçen hafta Brüksel'de olduğunu ve AB Konseyi Başkanı Donald Tusk ile Avrupa Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker ve AB Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini ile görüştüğünü hatırlatan Davutoğlu, görüşmelerde aynı soruyu sorduğunu belirtti.

Davutoğlu, konuşmasında şunlara yer verdi:

''Bugün Türkiye 27 faslı açmaya hazır. Eğer siyasi engellemeler olmazsa ve bu fasıllar açılabilirse en az 15'ini kolaylıkla tamamlayabilir, kapatılabilir. Sizi temin ederim ki Türkiye siyasi engeller olmazsa 2 yıl içinde katılım sürecini tamamlar. Ancak Kıbrıs sorunu ve bazı ülkelerin engellemeleri yüzünden ilerleyemiyoruz. Kıbrıs sorunu yüzünden hiç kimse Türkiye'yi suçlayabilir mi? Hayır. 2004'te bütün taraflar Türkiye, Yunanistan, BM, Kıbrıslı Türkler, Kıbrıslı Rumlar Annan Planı üzerinde anlaştık. Kıbrıslı Türkler bunu kabul etti ancak Rum tarafı reddetti. Ancak ne oldu? AB, izolasyonla Kıbrıslı Türkleri cezalandırmaya devam ediyor ancak Rum tarafına tam üyelik vererek ödüllendirdi. Şimdi de bizim AB üyelik yolumuzu tıkıyorlar. AB'ye katılım süreci teknik bir süreçtir, bunu çok kısa zamanda halledebiliriz. En önemli sorun mantalite.''

AA