Advertisement

Ünlü fon yöneticisi ve Allianz SE baş ekonomi danışmanı Muhammed El-Erian, Avrupa Merkez Bankası'nın (AMB) parasal genişleme programının (QE) etkilerini Bloomberg News'a değerlendirdi.

El Erian'ın değerlendirmesi şöyle;

Bu hafta Avrupa'dan gelen ve Şubat ayı için güçlü Euro Bölgesi Satınalma Yöneticileri Endeksi rakamlarını da içeren cesaret verici veriler, kıtanın, ABD ve Japonya'nın daha önce izlediği, sık kullanılan parasal genişleme yolunda olduğunu teyit etti.

Aklımızın kenarında bunu tutarak, burada, halihazırda olandan muhtemelen olacaklara uzanan bir yelpazede, Avrupa Merkez Bankası'nın QE'sine ilişkin bilinmesi gereken dokuz noktayı bulacaksınız;

1- QE'nin beklentileri, özellikle politika niyetlerinin resmi teyidi ile güçlendirildikleri zaman, hisse senetleri ve para biriminin değer kaybetmesi ile birlikte, yüksek performansa yol açıyor. Bu durum, sırasıyla: ilk, Fed'in 2010 yılında varlık alımlarının ikinci tutunun duyurusunu yapması ve ardından sırasıyla gelen QE turları sonrası, ABD'de gerçekleşti; ardından, merkez bankasının 2013 yılında yeni guvernör Haruhiko Kuroda'nın yönetiminde daha teşvikçi QE'ye yönelmesi sonrası Japonya'da; ve en son olarak, AMB Başkanı Mario Draghi'nin geçen yıl QE niyetlerini işaret etmesinden bu yana Avrupa'da gerçekleşti.

2- Finans piyasalarının tepkisi, beklentilere hızlı bir taze kan getirdi. Bu durum, Tüketici Güveni gibi yakından izleen anket bazlı göstergelerde cesaret verici bir yukarı harekette kendini gösterdi. İlk başta, hem şirket hem de hanehalkı, ekonomik faaliyeti teşvik etmeye daha fazla angaje olduğu görülen merkez bankalarına hevesli bir tepki gösterme eğiliminde oldu.

3- Bu beklenti iyileşmesinin bir kısmı, daha büyük çaplı ekonomik faaliyete dönüşür. Bu, daha kısa zaman ufku olan sektörlerde, özellikle yatırımlar için hazırlanma dönemleri daha sınırlı olanlarda yoğunlaşma eğilimi gösteriyor.

4- İyileşen çerçeveden cesaret bulan hükümetler, ağıt yük altındaki merkez bankalarına daha fazla bağımlı olmaktan bile memnun oluyorlar. Merkez bankası çabalarına destek olan tedbirleri uygulayarak olumlu bir ivme sağlamaktansa, hükümetler hatta daha pasif ekonomi politikası rolüne dönüyor.

5- Finansal varlık fiyatlarının QE'den ilham alarak şekillenmesi, tasarruf sahiplerinin vergilendirilmesi ve borçluların sübvanse edilmesimi artırır. Bu süreçte, hayat sigortacıları gibi tüketicilere uzun vadeli finansal hizmetler sağlayan kuruluşlar, bankaları ve ekonomiyi iyileştirmek için uygulanan olağan dşı çabalardan olumsuz etkilenebilir. Bunun yanında, refah eşitsizliği, hisse senedi sahipliğinin büyük oranda toplumun daha iyi durumdaki kısmında yoğunlaşmasından dolayı daha da kötüleşir.  

6- Yükselen finans piyasalarına ilişkin heyecan, yavaş yavaş balon oluşması ve uygun olmayan kaynak tahsislerine ilişkin endişelerin artmasına yol açar. Bu endişeler analistler ve ekonomistler arasında başlar. Ardından politika yapıcılara geçer ( bu hafta James Bullard, Stanley Fischer ve Richard Fisher gibi mevcut ya da eski Fed üyelerinin yorumlarında görüldüğü üzere). Nihayetinde, piyasa katılımcıları sürdürülebilirlik konusunda endişe duymaya başlar.

7- Öte yandan, beklentilerde ve faaliyette QE'den ilham alan sıçrama, özgün büyüme faktörlerine bağlı süregelen ivmenin artırılması konusunda güçlük çeker. Bunun sebebi basit: Hükümetler tarafından alınan daha geniş kapsamlı politika tedbirlerinin desteğinin az olması ile birlikte, merkez bankası teşviği tek başına, dayanıklı ekonomik genişleme ve refaha yönelik yapısal talep ve borçlanma bozulmalarının üstesinden gelemez.

8- Artan endişeler ve büyüyen ekonomik hayalkırıklıklarına karşın, "merkez bankası ticaretinden" çıkmak için ne kamu ne de özel sektörde çok fazla aciliyet yok. Bu isteksizlik, yan hasar ya da istenmeyen sonuçların artan riskini anlama eksikliğinden kaynaklanmıyor. Daha ziyade, bu durum, ideal durumdan uzak olmasına karşın, merkez bankası deneysel faaliyetinin alt optimal seçenekler seti içinde en iyisi olduğuna ilişkin düşünceyi yansıtıyor. Gerçekten de, bu en istenen çözümden oldukça uzak olmasına karşın, bu safhada hükümetler ve çoğunlukla kısa vadede yaşayan piyasalar için yegane uygulanabilir seçenek olabilir.

9- Etkinlik ve kredibilitesini daha kapsamlı hükümet tepkisine devretmesi ile birlikte, merkez bankaları faaliyete dönük bağımsızlıklarına artan bir şekilde kafa tutulduğunu görüyorlar. Daha sıkı denetleme ve hesap verebilirlik standartlarının siyasi alanda konuşulması artıyor ve buna bağlı olarak, krize en önemli ve etkili ilk tepki veren kuruluş olan merkez bankalarının siyasileşme riski de artıyor.

Tarih, bu dokuz faktörün Avrupa'da işlemeye devame deceğini gösteriyor. Zira bunlar, daha önce QE ile desteklenen ekonomilerde işledi. Gerçekten de, bu kolay bir tahmin. Daha zor olan, nihai varış yeri ile ilgili, özellikle hükümetlerin nihayetinde ne zaman ve nasıl kendi ekonomik yönetişim sorumluklarına dönecekleri ile ilgili. Bu yalnızca Avrupa'da değil, Japonya ve ABD'de de henüz yazımı tamamlanmamış önemli bir bölüm.