Advertisement

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, "Dünyanın hiç bir demokrasisinde el silahlı eşkiyaya tahammül gösterilmez. Bizim çok iyi niyetle başlattığımız Çözüm Süreci istismar edilmiştir ama bugün anladıkları dilden konuşmanın zamanıdır" dedi.

Şimşek, bu yıl "Düşük Büyüme ve Düşük Faiz Ortamında Yol Almak" temasıyla 6. kez düzenlenen İstanbul Finans Zirvesi'nin (IFS) ikinci gün açılışında konuştu.

"Buradan ülkemizin dört bir yanında terörle mücadele eden güvenlik güçlerimizi selamlıyorum" diyen Şimşek, yaşanan terör olaylarına ilişkin, "Son günlerde ülkemizde maalesef acı olaylar yaşandı. Ben buradan tüm milletimizin başı sağ olsun diyorum, Allah sabırlar versin, şehitlerimize de rahmet diliyorum. Ben inanıyorum ki Türkiye bu sorunları aşacak" değerlendirmesinde bulundu.

Bakan Şimşek 1 yıl önce düzenlenen IFS'de Türkiye'ye ilişkin çok farklı gelecek senaryolarının konuşulduğunu anımsatarak, Türkiye'nin ekonomisine ilişkin görünümün bu sene siyasi belirsizlik nedeniyle önemli ölçüde gölgelendiğini, ama uzun vadeye odaklanıldığında yatırımcıların yönünü bulmakta zorlanmayacağını söyledi.

Şimşek açılışta yaptığı sunumda global ekonomi, Türkiye'nin uzun ve kısa vadeli görünümüne ilişkin bilgiler verdi.

Global ekonomide yavaşlamanın söz konusu olduğunu, emtia fiyatlarının düşmesinin gelişmekte olan ülkeler için ciddi bir sıkıntı olduğunu, global ticarette yavaşlama ve küresel ölçek yatırımlarında hala bir ciddi toparlanmanın bulunmadığını ifade eden Şimşek, şu an için iyi giden ABD ekonomisinin global ekonomi için yeterli olmayacağını ifade etti.

Mehmet Şimşek, gelişmekte olan ülkelerde ise sürpriz olmamakla birlikte genel bir yavaşlamanın söz konusu olduğuna işaret ederek şunları anlattı:

"2000-2007 yılları arasındaki gelişmekte olan ülkelerin büyümesi ile gelişmekte olan ülkeler gelişmiş olan ülkelerle 36 yılda arayı kapatıyorlardı. Şimdi gelişmekte olan ülkeler için 2014 büyümesini baz alırsak maalesef arayı kapatmak 125 yıl gibi bir süre gerekecek. Ümit ederim ki gelişmekte olan ülkeler bu sıkıntıları aşmak için reform yaparlar ve bu süreyi tekrar hızlı bir şekilde kapatırlar."

Kısa vadede küresel ekonomi için birçok risk bulunduğuna dikkati çeken Bakan Şimşek, Türkiye'nin mevcut durumuna ilişkin ise şu değerlendirmeleri yaptı:

"Türkiye için bence herkesin kafasında bir tek soru var: '90'lı yıllara mı dönüyoruz?' Son gelişmeleri dikkate alırsak bu önemli bir soru, yaygın bir kanaate bile dönüşebilir. Bence bu soruya 'Evet dönüyoruz' demek için çok erken. Terörün tekrar başını kaldırmış olması o yılları andırıyor ama bugün terörle mücadele ile 90'lı yıllardaki terörle mücadele arasında dağlar kadar fark var.

Teröristle mücadeleyi daha kapsamlı şekilde yapacağız. Terörle mücadele, demokrasimizin standartlarının iyileştirilmesi, temel hak ve özgürlüklerin iyileştirilmesi anlamında, hukuk devleti içinde kalmak anlamında, asla 90'lı yıllara geri gitmeyeceğiz."

Türkiye'nin 90'lı yıllara dönmesi konusunda en ufak bir tereddüt olmaması gerektiğinin altını çizen Şimşek, "Dünyanın hiç bir demokrasisinde el silahlı eşkiyaya tahammül gösterilmez. 'Çözüm Süreci'nden eğer o anlaşılıyorsa asla ve asla o ne bizim kastımızdı, ne bu tolere edilebilir bi durumdur.

Teröristle, terörle mücadele en etkin. en kapsamlı şekilde devam ettirilmek zorundadır. Bunun siyasi hesaplarla da asla bir ilişkisi yoktur. Bizim çok iyi niyetle başlattığımız Çözüm Süreci istismar edilmiştir ama bugün anladıkları dilden konuşmanın zamanıdır."

-"Türkiye'nin kısa vadeli görünümü büyük oranda siyasi arka plana bağlı olacak"-

Mehmet Şimşek, Haziran seçimleri sonrası kimsenin iktidar olamadığını, AK Parti ve Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun samimi çalışmalarına rağmen koalisyon hükümeti de kurulamadığını anımsatarak, yeniden seçime gidileceğini, Türkiye'nin tekrar kısa süreli zayıf koalisyonlara dönmesinin, 90'lı yılların en karakteristik özelliği olacağını aktardı.

Kasım ayında yapılacak seçimlerde Türkiye'nin güçlü bir hükümet, siyasi istikrar ve reformlarla yoluna devam etmesi temennisinde bulunan Şimşek, 90'lı yılların siyasi istikrarsızlığın, zayıf ve kısa süreli koalisyonların bol olduğu, bunun yansıması olarak kronik enflasyon, büyük bütçe açıkları, terör, şiddet ve krizlerle dolu bir dönem olduğunu anımsattı.

Şimşek, 90'lı yıllara dönmemenin sihirli formülünü "Reform" olarak açıklayarak, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Reformlar da siyasi istikrar ve güçlü hükümetler gerektirir. Bu son derece açık ve net. Türkiye, Kasım ayında bir seçim yapacak. Bugün itibariyle resimde çok büyük değişiklik var mı diye bakıldığında, bazı kamuoyu yoklamalarına göre, birinci durumdaki AK Parti'ye bir miktar desteğin arttığını görüyoruz.

Değişik firmaların kamuoyu yoklamalarına göre böyle. Türkiye'nin kısa vadeli görünümü büyük oranda siyasi arka plana bağlı olacak. Bunu işin kolayına kaçmak için söylemiyorum, siyaset gerçekten kısa vadede görünümü dikte edecek."

Türkiye ve dünyanın şu an potansiyelinin altında büyüdüğünü, potansiyel büyümenin bile şu an aşağı yönlü olduğunu belirten Şimşek, Türkiye'nin en güçlü taraflarından birinin kamu maliyesindeki güçlü duruşu olduğunu söyledi.

Bakan Şimşek, bütün olumsuzluklara rağmen yılın ilk yarısında Türkiye'nin bütçesinin fazla verdiğini, yılın ikinci yarısında bir miktar açığa dönüşmekle birlikte gelişmekte olan ülkelerle kıyaslandığında güçlü duruş sergileyen kamu maliyesinin duruşunu uzun süreli siyasi belirsizliğin zayıflatabileceği uyarısında bulundu.

Ekonomik açıdan en büyük tehditlerden birini "Siyasi istikrarsızlığın uzun süreli olup, bunun zamanla kamu maliyesinde tahribat yaratma potansiyeli" olarak açıklayan Şimşek, şu açıklamalarda bulundu:

"Şu an en büyük risk budur. AK Parti hükümetleri asla popülizme prim vermedi, o tuzağa düşmedik. Bu yüzden de son seçimden sonra çok eleştiri aldık. Ama Türkiye'nin menfaatlerini biz parti menfaatlerinin önünde tuttuk. Çünkü bu zor konjonktürde ikiz açığı Türkiye tolere edemez. İkiz açık, Türkiye için yönetilmesi zor bir resim ortaya çıkartır. Siyasi istikrarsızlık, açık ve net olarak altını çizmek istiyorum ki, ikiz açığa bir davettir."

Seçimle birlikte Türkiye'nin güçlü ve reformcu bir hükümetle yola devam etmesi durumunda kısa vadedeki tahribatın sınırlı olacağının altını çizen Şimşek, "Ve Türkiye'nin uzun vadeli görünümüne kalıcı bir olumsuz etki ile karşı karşıya kalmayız. Karşı karşıya olduğumuz en önemli risk uzun süreli siyasi belirsizlik ve beraberinde getirdiği ekonomide, özellikle kamu maliyesinde potansiyel tahribat" diye konuştu.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, "Ben bir Türk vatandaşıyım ama Kürt kökenliyim. Anne babası tek kelime okuma yazma bilmeyen, Türkçe bilmeyen bir aileyi düşünün. Ben bugün Türkiye Cumhuriyeti Maliye Bakanıyım" dedi.

Şimşek, bu yıl "Düşük Büyüme ve Düşük Faiz Ortamında Yol Almak" temasıyla 6. kez düzenlenen İstanbul Finans Zirvesi'nin (IFS) ikinci gün açılışında konuştu.

Açılışta yaptığı sunumda Türkiye'nin uzun vadeli görünümüne değinen Şimşek, ülkede 2000'li yılların başından beri çok önemli reformları yapıldığını hatırlattı.

Şimşek, bu süreçte birçok makro sorunun kontrol edilebilir noktaya getirildiğini, birçoğunun da hızlı şekilde çözüldüğünü dile getirerek, 90'lı yılların sonunda Türkiye'nin makro resminde, çok yüksek bütçe açıkları ve sürdürülemez borç dinamiklerinin bulunduğunu, Türkiye'nin 90'lı yılların sonunda siyasi istikrarsızlık ve kötü yönetimle uçurumun eşiğine sık sık geldiğini söyledi.

Gelinen noktada, kamu maliyesinde köklü iyileşmeler yaşandığını, birçok alanda gelişmekte olan ülkelere nazaran kalıcı iyileşmeler olduğunu anımsatan Şimşek, konuşmasına şöyle devam etti:

"Küresel krizde binlerce büyük ve orta ölçekli banka battı. Türkiye'de ise küresel kriz döneminde bankacılık sektörünün ortalama sermaye getirisi neredeyse yüzde 20'ler civarındaydı. Hiçbir bankaya destek vermek durumunda kalmadık. Dolayısıyla orada da ciddi bir yapısal dönüşüm, iyileştirmeler sağlandı. Enflasyon, 30-40 yıl boyunca çift haneliydi, zaman zaman üç haneye çıkmıştı. Türkiye'de enflasyon ilk defa hükümetlerimiz döneminde tek haneye inmiş ve orada tutma başarısı görterilmiştir. Enflasyonla büyüme potansiyeli arasında çok yakın bir ilişki var. Asla bu ülke enflasyonun yeniden çift haneye çıkmasına izin veremez, izin vermemelidir."

Bundan sonra yapılması gerekenler hakkında da değerlendirmelerde bulunan Şimşek, bunun için tek çözümün "Güçlü, reformcu bir hükümet" olduğunu aktardı.

"Enflasyonu düşürmek için Merkez Bankası tek başına başarıyı sağlayamaz" diyen Şimşek, verimlilik artırılmadan, rekabetin önündeki engeller azaltılmadan, enflasyonu düşürmeyi sadece Merkez Bankası'ndan beklemenin büyük haksızlık olacağını dile getirdi.

Bakan Şimşek, AK Parti hükümetinin bin 250, bin 300 mikro reformu içeren programının uygulanması gerektiğine işaret ederek şunları kaydetti:

"Ülkemizin rekabet gücü artacak, rekabet ortamı iyileşecek ve verimlilik artacak. Kalıcı şekilde enflasyonu düşük tek haneye indirmenin başka sihirli formulü yoktur. Cari açık problemini çözmenin de başka yolu yok. Cari açığı ya fakirleşerek ya da reform yaparak çözebilir Türkiye. AK Parti hükümetleri olarak aslında uzun süredir bu reformları uygulamaya koyduk.

Enerjide dışa bağımlılığı azaltmaktan tutun, eğitim ve altyapı yatırımlarına kadar Türkiye çok güçlü adımlar attı. Sonuç almak biraz zaman alabiliyor, uzun vadeli yapılması gerek. Türkiye'nin önünde bulunan makro sorunları çözmenin tek yolu çok kapsamlı yapısal reformların hayat geçirilmesi."

- "AB üyelik süreci, üye olunsa da olunmasa da Türkiye'nin birinci önceliğidir"-

AK Parti hükümeti olarak çok kapsamlı bir yapısal reform politikalarının ve yol haritalarının bulunduğunu dile getiren Şimşek, Türkiye'nin reformlardan başka seçeneği olmadığına dikkati çekti.

Bakan Şimşek hangi ölçüt baz alınırsa alınsın, Türkiye'nin bütün büyük iç ve dış şoklara rağmen AK Parti hükümetleri döneminde refahı artırdığına vurgu yaparak, konuşmasına şöyle devam etti:

"Bunu reform yaparak, doğru politikalar uygulayarak yaptık. Türkiye'nin yakın dönem performansını, küresel kriz sonrası ortaya çıkan resim, Orta Doğu'daki kaos ve etrafımızdaki jeopolitik gerginliklerden bağımsız değerlendirmek haksızlık olur. Satın alma gücü paritesi ile Türkiye, Avrupa ile arayı bu dönemde kapattı.

Bu sene bu kadar siyasi belirsizliğe rağmen Türkiye yüne yüzde 3 büyümeyi başaracaktır. Brezilya, Rusya gibi ülkeler küçülüyor. Türkiye bütün iç dış şoklara rağmen, Çin ve Hindistan hariç gelişmekte olan ülkelerin ortalama büyümesinden daha fazla büyüyor."

AB üyelik sürecinin, üye olunsa da olunmasa da Türkiye'nin birincil önceliği olduğunu dile getiren Şimşek, "Türkiye'nin bu alanda kurumsal dönüşümü için olmazsa olmazıdır. Sonucu ne olursa olsun, AB üyelik süreci Türkiye için gereklidir, zorunludur çünkü biz hukuk devleti, hak ve özgürlükler, demokrasinin standartları açısından Avrupa'yı referans olarak görüyoruz" dedi.

Mehmet Şimşek, hukuk devleti normlarından asla geri gidilmemesi gerektiğini, demografik yapı açısından ülkenin çok iyi noktada bulunduğunu belirterek, eğitim ve sağlık alanına vergi gelirlerinin neredeyse yarısına yakınının ayrıldığını anlattı.

En büyük eksikliğin mesleki eğitim ve yetenek kazandırma olduğunu ifade eden Şimşek, bununla ilgili de çok önemli reformlar yapıldığını, bunun daha da geliştirileceğini aktardı.

Rekabetin önündeki engellerin yok edilmesi gerektiğini yineleyen Şimşek, "Her şeyin başı beşeri sermaye, beşeri sermayenin kalitesi de eğitimle mümkün. Bu konuyu ve yatırımları önceliklendirdik" ifadelerini kullandı.

-"Ben Kürt kökenliyim"-

Gelinen noktada Türkiye için kötümserliği doğru bulmadığını belirten Şimşek, tekrar bir seçimin arefesinde popülizmin dozunun iyi ayarlanması gerektiğini söyledi.

Şimşek, Türkiye'nin Irak ya da Suriye gibi olmadığını vurgulayarak, dışarıdan terörle ilgili yüzeysel analizler yapıldığını, bölgeye, Orta Doğu'ya ilişkin analizlerin Türkiye içinde geçerliymiş gibi aktarıldığını kaydetti. Bakan Şimşek, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Türkiye çok uzun süredir demokratik deneyimi olan, vatandaşları arasında zerre kadar ayrım yapmayan bir ülkedir. Bakın ben bir Türk vatandaşıyım ama Kürt kökenliyim. Anne babası tek kelime okuma yazma bilmeyen, Türkçe bilmeyen bir aileyi düşünün. Ama ben bugün Türkiye Cumhuriyeti Maliye Bakanıyım. Geldiğim background belli. Tamamen meritokrasi (yönetim erkinin liyakata dayandığı yönetim biçimi) üzerine ama fırsat eşitliği çerçevesinde olmuştur. Benim burada bugün bu hizmeti bu güzel ülkemize yapıyor olabilmem aslında Türkiye'nin bütün bu bahsettiğim ülkelerden ne kadar farklı olduğunu, aynı potada asla düşünülmemesi gerektiğini gösteriyor."

Bakan Şimşek, bu çerçevede terörle halk arasında çok net bir ayrımın zaten söz konusu olduğuna dikkati çekerek, son dönemde milleti sokağa kışkırtma çabalarının tam bir tuzak olduğunu dile getirdi.

Bu dönemde 78 milyon olarak birlik ve beraberliğin devam ettirilmesi ve kenetlenmenin önemine işaret eden Şimşek, "Sorunlarımızı daha çok demokrasi ekseninde çözmemiz, ama dağdaki eşkıyaya da bütün millet olarak sıfır tolerans göstererek mücadele etmemiz gerekiyor. Bu konuda açık ve net olarak siyasi hesaplar üzerinden terör örgütünü veya onun sempatizanlarını, siyasi uzantılarını 'güzel çocuklar' olarak sunma çabaları hepimizi üzüyor" diye konuştu.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye'nin şu anda ihtiyaç duyduğu şeyin, siyasi istikrar, güçlü bir hükümet ve reformların tekrar başlaması olduğunu belirterek, "Türkiye bunu başarırsa sorunu, büyümeyi kontrol etmektir, büyüyememek değildir" dedi.

Şimşek, 6. İstanbul Finans Zirvesi kapsamında kendisiyle gerçekleştirilen "Özel Mülakat" oturumunda soruları yanıtladı.

Gelinen noktada açılım sürecinin sona erip ermediğine ilişkin bir soruya Şimşek, Çözüm Süreci'nin kendisi için daha çok demokrasi ve temel hak ve özgürlükleri ifade ettiğini söyledi.

Şimşek, bu anlamda Çözüm Süreci'nin çok doğru, güçlü ve cesaretli bir adım olduğunu belirterek, "Gerçekten de eğer istismar edilmeseydi başarı şansı son derece yüksek bir adımdı ve cesaret gerektiriyordu. Sayın Cumhurbaşkanımız bu cesareti gösterdi, ama gelin görün ki, terör örgütünün derdi Kürtlere hak ve özgürlük değil" diye konuştu.

Hiçbir dönemde olmadığı kadar, Kürtlere hak ve özgürlük alanında genişleme olduğunu, bölgeye yatırımlarda teşvik sağlandığını vurgulayan Şimşek, şunları kaydetti:

"Gelin görün ki bu dönemde bütün bu adımları takdir edeceklerine, bu adımlar çerçevesinde silahları bırakıp, bahsettiğimiz yeni döneme uyum sağlayacaklarına, bu dönemi kendileri açısından daha çok silahlanma, daha çok örgütlenme ve daha büyük terör faaliyetlerine hazırlanma dönemi olarak geçirdikleri ortaya çıkıyor. İstismar büyük ölçekte.

Asla kastımız dağda eşkıyanın güçlenme süreci değildi ama görünen o ki; biz Çözüm Süreci sonucunda milletimizin huzuru, refahı ve kardeşliği daha güçlü bir şekilde keşfedip, teröre karşı duracağını ümit ederken, terörün Türkiye'yi bırakacağını ve terk edeceğini düşünürken, yakın coğrafyadaki gelişmeler nedeniyle bu süreç çok daha büyük ölçekte istismar edilmiştir."

Gelinen noktada daha çok demokrasi, temel hak ve özgürlükler konularında en ufak bir tereddüt olmadığını vurgulayan Şimşek, "Eğer Çözüm Süreci, terör örgütü tarafından bölgeyi PKK'nın, tahakkümüne bırakmak olarak algılandıysa, o Çözüm Süreci yoktu, asla olmadı ve bu anlamda da olmayacaktır. Ancak Çözüm Süreci'ne tarif ettiğimiz anlamda bakıyorsanız en ufak bir tereddüdümüz yok" ifadelerini kullandı.

- "Türkiye mutlaka teröristleri dize getirecektir"-

Bakan Şimşek, geçen yıl bu vakitlerde yaptığım sunumlarda, Türkiye'nin kendi sorunlarını daha çok demokrasiyle çözerse, büyümenin en az 1 puan daha yüksek, cari açığın milli gelire oranının ise en az 1 puan daha düşük olacağı öngörüsünde bulunduğunu anımsattı.

Bu öngörüleri son derece temkinli ve mütevazi hesaplar olarak ortaya koyduğunu aktaran Şimşek, şunları söyledi:

"Bugün gelinen noktada tersini düşünebilirsiniz, ama ben bunun kısa vadeli olacağı kanısındayım. Terörle mücadelede ülkemiz başarılı olacaktır. Eninde sonunda, aslında başlangıçtaki Çözüm Süreci'nin öngördüğü noktaya gelmek zorunda kalınacaktır. O başlangıçta öngördüğümüz nokta, 78 milyonun birlik ve beraberliği, çok açık ve net olarak herkesin birinci sınıf vatandaş olduğu bir ülke. Başka türlü çözüm de olamaz.

Terör örgütünün kafasında ne varsa, eğer bölücülükse, bu asla Türkiye'ye uygulanamaz. Bugün İstanbul, dünyada en fazla Kürtün yaşadığı bir şehirdir, Irak gibi, Suriye gibi değildir. Bunun için bu başarılı olmayacaktır. Türkiye mutlaka ve mutlaka teröristleri dize getirecektir diye düşünüyorum ama bu uzun soluklu bir çaba ve sabır gerektirecek."

Seçimlerin yaklaştığına dikkati çeken Şimşek, siyasi istismarın da söz konusu olduğunu, ancak muhalefetiyle, iktidarlarıyla, kanaat liderleriyle herkesin bu durum karşısında birlik olup, "Teröre hayır" demesi gerektiğini vurguladı.

- "Emtia fiyatlarındaki düşüş karşı bir rüzgardır"-

Maliye Bakanı Şimşek, yıl sonu büyüme beklentisinin sorulması üzerine, "Nokta tahminler yapılmasının zor olduğu bir dönemdeyiz. Yüzde 3 civarında diye ben de zikretmiştim. En azından yılın dokuz ayındaki öncü ve gerçekleşen veriler buna işaret ediyor. Ancak takdir edersiniz ki önümüzdeki 3 ay içerisinde, 'tüm bu içerideki ve dışarıdaki gelişmeler beklentileri ne kadar olumsuz etkiler, tüketim ve yatırıma nasıl yansır?' diye tahmin etmek zor" dedi.

Düşük büyümenin herkesin problemi olduğuna dikkati çeken Şimşek, gelişen ülkelerin hızlı büyüme döneminin en azından yakın gelecek için sona erdiğini dile getirdi.

Şimşek, geçmiş yıllarda yapısal reformlarla küresel konjonktürlerin elverişli olması nedeniyle gelişmekte olan ülkelerin çok hızlı bir çıkış yaptığını kaydederek, şöyle devam etti:

"Önümüzde şimdi karşıdan esen rüzgarlar var. Nedir bunlar; birincisi ilave yapısal reform ihtiyacı var ve siyasi belirsizlikler buna engel oluyor. Bu sadece Türkiye için geçerli değil, Rusya, Ukrayna ve Brezilya'da durum farklı değil. Birçok yerde bu sorunu görüyoruz. Reform süreci başlar, bitmez. Reform süreklilik gerektirir. İkincisi emtia fiyatları...

Her ne kadar bizim gibi ülkeler, düşen emtia fiyatlarından olumlu etkileniyor diye düşünsek de Rusya gibi ticaret ortaklarımızın büyük bir kısmı bu nedenle perişansa, ekonomilerinde büyük tahribat varsa, bizim bundan büyük ölçekli nemalanmamız, faydalanmamız zor oluyor. Dolayısıyla emtia fiyatlarındaki düşüş de olumsuz bir trenddir, karşı bir rüzgardır. Doların güçlenmesi ve jeopolitik gerilimler de karşı bir rüzgardır. Bütün bunları dikkate almamız lazım."

- "Karşı rüzgarların etkisini sınırlamanın tek yolu, reformlara sarılmak"-

Düşük büyümenin gelişen ülkeler için önemli bir sorun olduğunu dile getiren Şimşek, gelişmiş ülkelerin belli bir refah seviyesine ulaştığına ve gelişen ülkeler açısından gelişmiş ülkelere yakınsamanın önemine işaret etti.

Şimşek, karşı rüzgarların etkisini sınırlamanın tek yolunun, reformlara çok güçlü bir şekilde sarılmaktan geçtiğini vurgulayarak, "İnanın başka hiçbir çözüm, sihirli politika yok. Hiçbir para politikası tek başına bunu çözemez. Yapısal dönüşüm gerekiyor ve bunu yapan ülkeler başarılı olacak" diye konuştu.

Türkiye'nin demografik yapı, önceliklendirmenin doğru yapılması gibi avantajları olduğunu ifade eden Şimşek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Türkiye'nin şu anda ihtiyaç duyduğu bir miktar siyasi istikrar, güçlü bir hükümet ve reformların tekrar başlaması. Türkiye bunu başarırsa, sorunu büyümeyi kontrol etmektir, büyüyememek değildir. Genç bir nüfus ve dinamik bir özel sektör var. Refah artışına özlem içinde olan çok büyük bir kesim ve ekonomi var.

Türkiye'de orta kesim güçlü. Evet, gelir dağılımı hala arzuladığımız noktada değil ama iyileşmiştir. OECD ülkeleri arasında gelir dağılımını iyileştiği nadir ülkelerden biriyiz. Büyüme şu anda aranan bir özellik, arzulanan bir durum ama çok basit koşulların bir araya gelmesiyle Türkiye büyümeyi rahat bir şekilde sağlayabilir."

- "Maliye politikasında güçlü bir rahatlama ters tepebilir"-

Bakan Şimşek, "Hükümetler mali disiplini bozmadan büyümeye nasıl destekleyebilir? Kısa vadede yapılabilecek adımlar var mı?" sorusuna, şöyle yanıt verdi:

"Türkiye eğer cari açık ve nispeten yüksek enflasyon sorunlarıyla karşı karşıya olmasaydı, bugünkü maliye politikası bir miktar rahatlatılabilir, özellikle yatırımlara daha çok kaynak aktarılabilir veya kısa vadeli ekonomiyi canlandıracak tedbirler alınabilir. Fakat küresel konjonktürü ve Türkiye'nin karşı karşıya olduğu iki temel makro soruna etkisini dikkate almadan, maliye politikasında güçlü bir rahatlama bence ters teper.

Tam aksine, maliye politikasını eğer güven aşılama açısından çıpa olarak güçlü tutarsak merkez bankasının elini güçlendiririz, cari açığın daha da kötüleşmesini engelleriz ve cari açığın yönetilebilir olmasını sağlarken, yapısal reform programı için kaynak ayırmış oluruz. Diyelim ki bir miktar daha tolerans gösterilecek mali alan var, ben bunun uzun vadeli üretken potansiyeli ve verimliliği artıracak reformlara ve alanlara harcanmasına asla ve asla karşı durmadım."

Şimşek, 2009'dan bu yana ulaştırma altyapısına ilave 65 milyar lira kaynak verildiğini, bu yıl eğitim için öngörülen bütçenin de epey üzerinde olunacağını aktararak, ancak bir transfer harcamasının, tüketime alan açılmasının bu konjonktürde zorlayıcı olabileceğini ifade etti.

"Türkiye hak ettiği bir zenginliği yaşamalı, verimlilik artışıyla bunu sağlamalı" diyen Şimşek, şunları söyledi:

"Maliye politikasında güçlü bir duruşumuz var. Borç-milli gelir oranımız ve bütçe açığımız düşük. Bunlar doğrudur ama bunu doğru alanlara, doğru bir çerçevede yönlendirmemiz lazım. Bizim mutlaka enflasyonu düşük tek haneye, cari açığı çok daha yönetilebilir bir düzeye çekip, ikiz açığa asla ve asla tolerans göstermememiz lazım. Hiçbir hükümetin göstermemesi lazım, çünkü bu anlamda hiçbir kazanım kalıcı olmaz ve eninde sonunda faturayı millet öder."

AA