Advertisement

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Geri Kabul Anlaşması, göçün yasal ve düzenli olması için bir çerçeve çizer ancak Geri Kabul Anlaşmasının olabilmesi için aynı zamanda da Türk vatandaşlarına Schengen uygulamasının başlaması lazım. 2017 için planladığımız bu konuyu 2016 içinde gerçekleştirmek için tabii tek başına Almanya değil, AB ile birlikte, ciddi bir çalışma yürütüyoruz. Ümit ederiz ki 2016 Temmuzu itibarıyla hem Geri Kabul Anlaşması hem de Schengen vize uygulaması aynı anda devreye girer. O vakte kadar da Sayın Merkel, Türk vatandaşlarına özellikle vize kolaylığı bağlamında bazı adımları ikili olarak atabileceklerini ifade etti" dedi.

Davutoğlu ve Almanya Başbakanı Angela Merkel, Dolmabahçe'deki Başbakanlık Ofisi'nde çalışma yemeğinin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.

İkili ve heyetler arası görüşmede birçok konuda ortak bir perspektifi paylaşmaktan, Türk-Alman ilişkilerinin taşıdığı önemi konusunda aynı yaklaşımı görmekten memnuniyet duyduklarını ifade eden Davutoğlu, tarihi dostluğa sahip Türkiye ve Almanya'nın geçmişte olduğu gibi bugün de sorunlara tarihi dostluk perspektifinden baktığını dile getirdi.

Davutoğlu, iki ülkenin siyasi, ekonomik olarak yakın ilişkileri bulunduğunu ve NATO'da ortak savunma sisteminin parçası olduğunu anlattı.

Berlin'e bu yıl yaptığı ziyarette Türkiye ve Almanya arasında ilişkilerin daha da sistematik bir boyut kazanması için stratejik iş birliği konseyi şeklinde çalışabilecek bir mekanizma üzerinde mutabık kaldıklarını dile getiren Davutoğlu, "Bugün ilişkilerimize yeni bir boyut kazandıracak önemli bir adım olarak bu toplantının gelecek ocak ayında Berlin'de yapılması konusundaki mutabakatımızı bildirmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum. Böylece Sayın Angela Merkel'in İstanbul ziyaretine de mütekabiliyet anlamında güzel bir karşılık vermiş olma imkanında bulunacağız. Bu toplantı için ayrıca savunma, dışişleri ve ilgili ekonomi bakanlarımızın katılımıyla ön hazırlıkları çok iyi yapılmış ve Türkiye ile Almanya'nın ikili ilişkilerini stratejik bir perspektife oturtan bir boyut kazandırılması da önemli bir adım olacaktır. Bu çerçevede ilişkilerimiz hem yapısal bir karakter kazanacak hem de bu arada gündeme gelen krizleri çözmek babında, çerçevesinde de son derece vizyoner bir perspektifi hayata geçirmiş olacağız" diye konuştu.

Davutoğlu, görüşmede ikili ilişkilerdeki pozitif gündem çerçevesinde atılacak adımların ele alındığını, küresel ve bölgesel sorunların da kapsamlı şekilde görüşüldüğünü söyledi.

Ortadoğu'daki gelişmeler ve Suriye sorununa değindiklerini aktaran Davutoğlu, "Suriye'de son 5 yıl içinde insani bir trajediye dönüşen soruna cevap bulunmaması hususunda her ikimiz de iki ülke de duyduğumuz rahatsızlığı ifade ettik. Suriye sorunu çözülmeden mülteciler sorununun çözülmesi çok zor. Nihayet Suriye'de sorun olmamış olsaydı bugün Türkiye, Almanya ve Avrupa bir bütün olarak da bir mülteci akınına maruz kalmayacaktı. Bu çerçevede Suriye'deki son gelişmeleri kapsamlı şekilde ele aldık. Bütün ülkeleri Suriye'deki gelişmeleri daha da olumsuz yönde seyretmemesi konusunda duyarlı davranma çağrısı hususunda da ortak bir perspektifi dile getirdik" dedi.

- "Göçü kaynağında engellemek için de Suriye sorununa çözüm bulma konusunda da iş birliği şart"

Başbakan Davutoğlu, mülteciler konusunun görüşmenin ana unsurunu oluşturduğuna işaret ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Yasa dışı göç, bugün hiçbir ülkenin tek başına başa çıkabileceği bir husus değildir. Suriye ve mülteciler konusu ne bir Türkiye meselesidir ne bir Almanya meselesidir ne de sadece bir Avrupa ya da Ortadoğu meselesidir. Artık karşı karşıya kaldığımız sorun, küresel bir sorundur ve bütün ülkelerin, uluslararası örgütlerin, yapıların, bu soruna çözüm bulması konusunda iş birliği yapması şarttır. Bugün Türkiye, 2 milyon 200 bini aşkın Suriyeli mülteciyi bünyesinde barındırıyor, ev sahipliği yapıyor, 7,5 milyar doları aşkın bir mali külfet üstlendi. Şunu görmekten memnuniyetimi ifade etmek isterim: Son aylarda Avrupa'da ve dünyada bu konuda çok ciddi bir duyarlılık oluştu. Bu duyarlılık konusunda da Sayın Angela Merkel'in yaptığı öncülüğü ve takındığı cesur tavrı takdir ediyoruz. Çünkü böyle bir sorun karşısında gözlerini kapatmadılar, mültecilerin sorunlarına bigane kalmadılar ve Avrupa'da birçok ülke lideri mültecilerin kapı dışarı edilmesini söylerken, kendisi mülteciler konusunda son derece insani bir tavır sergiledi. Bu çerçevede de Türkiye ile Almanya arasında iş birliği konusunda da New York toplantısında çok güzel bir mutabakat oluşmuştu."

İkili bağlamda mutabakatın neticesi olarak Türkiye ile Almanya arasında ortak bir çalışma grubunun 15 Ekim'de toplandığını ve son iki toplantının da bu hafta içinde Almanya'da yapılacağını bildiren Davutoğlu, soruna birlikte, el ele çözüm bulabilmek için ellerinden geleni yapacaklarını ifade etti.

Davutoğlu, "Türkiye bu kadar çok sayıda mülteci ağırlarken -yine kendisine teşekkür ediyorum, teröre karşı gösterdiği dayanışma için- buralardan kaynaklanan terör saldırılarıyla karşı karşıya kaldı ve 100 vatandaşımızı Ankara'da kaybettik. Taziyelerini ifade ettiler Sayın Merkel, ben de teşekkür ediyorum. Son 2 gün içinde de PKK terörü sebebiyle Dağlıca'da ve Tunceli'de 6 şehidimiz oldu. Bunlar, terör saldırılarının hepimiz için bir tehdit oluşturduğunu gösteriyor" dedi.

Ahmet Davutoğlu, yabancılara yönelik insani yaklaşım ve iş birliği nedeniyle bıçaklanarak yaralanan Köln belediye başkan adayı Henriette Reker'e acil şifalar dilerken, saldırının insanlık vicdanına yöneldiğini, bu konuda Merkel'e de "geçmiş olsun" dileklerini ifade ettiğini aktardı.

En öncelikli hedefi, "İllegal göçün engellenmesi ve sınırlardan diğer sınırlara geçen göçmen sayısının mümkün olduğu kadar düşürülmesi" şeklinde açıklayan Davutoğlu, bunun için Türkiye-AB arasında verimli görüşmeler olduğunu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Brüksel ziyaretinde de söz konusu görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini, Merkel ve diğer Avrupalı liderlerle BM Genel Kurulu çerçevesinde yapılan görüşmelerde belli noktalarda uzlaşma sağlandığını anlattı.

Davutoğlu, "Özellikle birlikte bir eylem planı çerçevesinde katettiğimiz mesafeyi takdir ediyorum ancak daha konuşulması ve çözüme kavuşturulması gereken hususlar var. Biz, Türkiye olarak yasa dışı göçle mücadelede, çaresiz insanları istismar eden insan kaçakçılarına karşı mücadelede birlikte çalışmaya hazırız. Bu konuda da Türkiye olarak her türlü iş birliğini hayata geçirmeye kararlıyız. Göç, bir vaka ancak bunun düzenli ve yasal olması lazım. Düzenli ve yasal göç sağlanabilmesi için de Türkiye ve Almanya omuz omuza birlikte çalışacak. Göçü kaynağında engellemek için de Suriye sorununa çözüm bulma konusunda da iş birliğimiz şarttır" diye konuştu.

- "Rakamlar ikinci derecede önemli"

Türkiye'nin bu çerçevede önem verdiği konuları da dostça ele aldıklarını belirten Davutoğlu, göçün ve mülteciler sorununun külfet paylaşımı çerçevesinde adil bir külfet paylaşımı olması gerektiğini dile getirerek, şunları söyledi:

"Rakamlar ikinci derecede önemli ama esas itibarıyla külfet paylaşımı konusunda ortak bir irade sergilememiz... Son 4 yıl içinde maalesef Türkiye, uluslararası toplum tarafından külfet paylaşımı konusunda yalnız bırakılmıştır ve bu insani trajedinin, kendisinin hiçbir payı olmadığı böyle bir sorunun maliyetlerini öder konumda kalmıştır. AB ile yaptığımız son görüşmelerde ve Sayın Merkel ile yaptığımız ikili görüşmelerde bu konuda oluşan yeni tutumdan memnuniyet ifade ediyoruz. Külfet paylaşımı sadece 3 milyar avroluk bir rakam değil, önemli olan bundan sonraki süreci beraber yürütmemiz itibarıyla önemlidir."

Başbakan Ahmet Davutoğlu, ikinci konuyu "on yıllardır süren vize konusunda görüşmelerin nihayete ermesi" şeklinde tanımlayarak, şöyle konuştu:

"Sayın Merkel'e teşekkür ediyorum. Bu konuda da karşılıklı anlayış içinde görüşmeler gerçekleştirdik. Geri Kabul Anlaşması, göçün yasal ve düzenli olması için bir çerçeve çizer ancak Geri Kabul Anlaşması'nın olabilmesi için aynı zamanda da Türk vatandaşlarına Schengen uygulamasının başlaması lazım. Bu bizim Suriye krizi ortada yokken mutabık kaldığımız bir husustu. 2017 için planladığımız bu konuyu 2016 içinde gerçekleştirmek için AB süreci içinde tabii tek başına Almanya değil, AB ile birlikte, ciddi bir çalışma yürütüyoruz. Ümit ederiz ki 2016 Temmuzu itibarıyla hem Geri Kabul Anlaşması hem de Schengen vize uygulaması aynı anda devreye girer. O vakte kadar da Sayın Merkel, Türk vatandaşlarına özellikle vize kolaylığı bağlamında bazı adımları ikili olarak atabileceklerini ifade etti. Bundan duyduğumuz memnuniyeti de ifade etmek isterim."

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Almanya Başbakanı Angela Merkel ile yaptıkları görüşmeye ilişkin, "Her şeyden önce Sayın Merkel'e patriotlar konusunda 3 yıl Türkiye'de kalmaları sebebiyle teşekkür ettim. O da Türkiye'nin güvenliği konusunda bundan sonra iş birliği yapmaya devam edeceğimiz hususunu vurguladı. Askeri yetkililerimiz arasında bu konular görüşülecek. Türkiye ve Almanya, NATO sistemi içinde ortak bir güvenlik sistemine sahip ülkelerdir. Bu çerçevede askeri ve savunma iş birliği anlamında bundan sonra da daha yakın bir istişare içinde olacağız" dedi.

Başbakan Davutoğlu, Türkiye'nin mültecilerle ilgili önem verdiği üçüncü boyutun da "Bu krizden biz acaba Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yeni bir ivme katacak bir vizyon üretebilir miyiz?" olduğunu belirterek, AB tarihinin krizlerden vizyon üreten akılcı yaklaşımların tarihi olduğunu ve AB'nin her krizden bir vizyon ürettiğini söyledi.

Bu mülteciler krizinden sonra Türkiye-AB ilişkilerinin yeni bir ivme kazanması konusunda ortak bir perspektife sahip olduklarını vurgulayan Davutoğlu, "Merkel'in ahde vefa ilkesini Alman parlamentosunda vurgulamış olmasından memnuniyet ifade ediyoruz. Beklentimiz, ahde vefa ilkesi doğrultusunda Türkiye-AB ilişkilerini donmuş olduğu konumdan çıkartarak, yeni bir hayatiyet getirecek şekilde katılım müzakereleri sürecinin hızlanmasıdır. 17, 23, 24, 25 ve 31. fasılların açılabilmesini biz mümkün görüyoruz. Önümüzdeki günlerde 17, 23 ve 24 öncelikli olmak üzere bu konulardaki çalışmalarımızı hızlandırmak konusunda da mutabık kaldık" diye konuştu.

Dördüncü konunun da Türkiye'nin AB zirvelerine katılımı olduğunu ifade eden Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Katılım müzakereleri başlayana kadar bu zirvelere başbakan düzeyinde katılıyorduk. Önümüzdeki dönemde de bu katılımların tekrar sağlanması için, son olarak Cumhurbaşkanı başbakan iken 2004'te katılmıştı, daha sonra bunlar durmuştu. Ümit ederiz Türkiye, AB aile fotoğrafının içinde yer alır. Böylece de dünyaya, toplumlarımıza bir mesaj veririz. Bütün bu konularda çok dostça görüşmeler gerçekleştirdik. Ayrıca Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya ve özellikle Afganistan'daki gelişmeleri de ele aldık ve bu konularda atılabilecek adımları gözden geçirdik."

"Her türlü iş birliğine hazırız"

Başbakan Ahmet Davutoğlu, özellikle 1915 olayları çerçevesinde Alman parlamentosundaki hareketlilik esnasında Merkel ile birçok kez telefonda görüştüklerini belirterek, AİHM'in son aldığı karar da göz önüne alınıp, bu konuda artık Avrupa'da bu tartışmaların daha akademik düzeyde cereyan etmesi gerektiğine inandıklarını kaydetti.

Bu çerçevede Türkiye olarak Alman tarihçilerinin de içinde olduğu her türlü tarih komisyonuna katılma ve destek verme konusunda Merkel'in ilkesel tutumunu bir kez daha ifade etmek istediğini dile getiren Davutoğlu, Türkiye ve Almanya'nın 1. Dünya Savaşı'nda birlikte olduklarını söyledi.

Davutoğlu, arşivlerin de kullanılması konusunda bugün uzman tarihçilerin de içinde olduğu bir tarih komisyonu oluşmasının Türkiye için her zaman atılması gereken bir adım olarak değerlendirildiğini, bu konuda da kendilerinin yapacağı, geliştireceği her türlü inisiyatife destek vereceklerini, Türkiye ile Ermenistan arasında, Türkler ile Ermeniler arasında tarihi bir uzlaşının gerçekleşmesi için çalışacak bir ortak tarih komisyonu konusunda da her türlü iş birliğine hazır olduklarını kaydetti.

Çok kapsamlı bir görüşme yaptıklarını ifade eden Davutoğlu, "Ancak bizi memnun eden şudur ki bütün bu görüşmelerde ele aldığımız Türkiye ve Almanya'nın ortak bir vizyonu var. Sayın Şansölye ile bizlerin yakın çalışması, önümüzdeki aylarda eminim bu vizyonun harekete geçirilmesine büyük katkı yapacaktır" dedi.

Davutoğlu, bugünkünün ardından Merkel'i daha uzun bir ziyaret için Türkiye'ye beklediklerini dile getirdi.

Davutoğlu ve Merkel, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Başbakan Davutoğlu, Türkiye'nin, mülteci krizini bitirmek için Suriye içinde bir güvenli bölge kurulması talebi olduğu, bu konuda neler konuşulduğu, Türkiye'nin AB'den terörle mücadelede konusunda destek istediği, bunun gündeme gelip gelmediğine ilişkin sorular üzerine, her iki konunun da gündeme geldiğini söyledi.

Suriye bağlamında son dönemde Türk hava sahasının ihlali ve Suriye'deki güç dengelerindeki değişim konusunu kapsamlı bir şekilde ele aldıklarını belirten Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Her şeyden önce Sayın Merkel'e patriotlar konusunda 3 yıl Türkiye'de kalmaları sebebiyle teşekkür ettim. O da Türkiye'nin güvenliği konusunda bundan sonra iş birliği yapmaya devam edeceğimiz hususunu vurguladı. Askeri yetkililerimiz arasında bu konular görüşülecek. Türkiye ve Almanya, NATO sistemi içinde ortak bir güvenlik sistemine sahip ülkelerdir. Bu çerçevede askeri ve savunma iş birliği anlamında bundan sonra da daha yakın bir istişare içinde olacağız. Güvenli bölge konusunu New York'ta kendi aramızda zaten çok detaylı görüşmüştük. Bu konunun önemi şudur. Orada da aktarmıştım. Bugün mülteciler bağlamında değindik. Özellikle de Halep'e yönelik olarak son dönemde artan rejim saldırıları, DAEŞ saldırıları ve Rus hava operasyonları, Suriye'de mevcut İran kökenli milisler ve Hizbullah'ın ortak olarak neredeyse Halep'e yönelik baskısı sebebiyle yeni göçlerin gelmemesi için, bu göçlerin Suriye içinde tutulabilmesi için güvenli bir alan oluşması bir zarurettir bizim açımızdan. Özellikle Halep'e dönük olarak yapılan bu saldırılara karşı uluslararası toplumu buradan da bir kez daha bu vesileyle uyarmak istiyorum. Halep, Suriye'nin ikinci büyük şehridir. Halep'teki nüfusun büyük çoğunluğu son dört yıldır rejim baskısı altında zaten zor şartlarda yaşıyor. Özellikle Halep'e ve çevresine dönük hava operasyonları ve bundan güç bulan rejim saldırıları ve ayrıca DAEŞ'in de yine Halep'e dönük saldırıları bizi ciddi şekilde kaygılandırmaktadır. İdlib ve Halep civarındaki bu gelişmeler yeni göç dalgalarına sebebiyet verebilir. Bu konuda Sayın Merkel'e elimizdeki istihbari ve askeri bilgiler bağlamında da bazı bilgiler aktardım. Birlikte bunları konuştuk. Suriye'ye yönelik yabancı müdahalesinin yol açabileceği sonuçları da kapsamlı şekilde ele aldık."

Davutoğlu, memnuniyetini de ifade etmek istediği konunun, Merkel'in özelikle Suriye'de ve Ortadoğu'daki gelişmeler konusunda Türkiye ile birlikte hareket etme hususunda geniş bir perspektife sahip olması olduğunu, Kuzey Irak'ta da Kürt Bölgesel Yönetimi'ne destek bağlamında Türkiye ve Almanya'nın Barzani'ye destek verdiğini söyledi.

Bu anlamda DAEŞ'e karşı verilen bu desteklerde koordinasyon yapılmasının herkesin ortak gayretleri ve niyeti olduğunu vurgulayan Davutoğlu, bunları geniş kapsamlı bir şekilde ele aldıklarını kaydetti.

Davutoğlu, teröre karşı mücadele konusunun ise zaten uluslararası bir yükümlülük olduğunu belirterek, "Türkiye ve AB'nin normları açısından bir yükümlülük. Türkiye bugün eş zamanlı olarak DAEŞ, PKK ve DHKP-C örgütlerinin terör saldırısına muhatap oluyor" dedi.

Dün ve bugün terör saldırısında hayatını kaybeden askerler için taziyelerini sunduğunu dile getiren Davutoğlu, bu konuların da kendi aralarında paylaşıldığını söyledi.

Davutoğlu, "Terörle mücadele konusunda da Türkiye ile Almanya arasında, özellikle Türkiye ve Avrupa arasında daha genel iş birliğinin artması konusunda da mutabık kaldık" diye konuştu.

"Bu mutabakatın, bu görüşmelerin, karşılıklı iki tarafın yaptığı bir müzakere, çetin bir müzakere gibi algılanmamasını rica ederim. Bu, ortak bir meseleyle mücadele etme bilinciyle yürüttüğümüz bir çaba"

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Almanya Başbakanı Angela Merkel ile Suriyeli mülteciler konusundaki görüşmesine ilişkin, "Bu mutabakatın, bu görüşmelerin karşılıklı iki tarafın yaptığı bir müzakere, çetin bir müzakere gibi algılanmamasını rica ederim. Bu, ortak bir meseleyle mücadele etme bilinciyle birlikte yürüttüğümüz bir çaba" dedi.

 

Toplantıda gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Davutoğlu, "3 milyar avroluk yardımla ilgili olarak, Türkiye'ye ayrılan fondan mı bu para aktarılacak? Bu talepler karşılanmazsa Suriyeli mülteciler mutabakatı konusu askıya alınabilir mi? Türkiye'nin, İlerleme Raporu'nun 1 Kasım sonrasına ertelenmesi talebi oldu mu?" sorusu üzerine, mülteciler sorununun yalnızca Türkiye'nin, Almanya'nın ya da Avrupa'nın sorunu olmadığını söyledi.

Bunları karşılarken, tek başına bir ülkenin sorumluluğuymuş gibi davranılamayacağının altını çizen Davutoğlu, bir küresel sorunla karşı karşıya olduklarını vurguladı.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin, özellikle de 5 daimi üyenin, Suriye'de çözüm konusunda uzlaşamamış olmasının getirdiği ağır tabloyla karşı karşıya olduklarını aktaran Davutoğlu, şimdiye kadar Türkiye'nin, bu ağır tablonun maliyetini, tarihi, dostluk, kardeşlik ilişkileri bağlamında Suriyeli kardeşlerini misafir ederek ödediğini ve ödemeye devam ettiğini kaydetti.

Başbakan Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Bu bizim insani görevimiz. Ancak insani görevimizi yerine getirirken de bütün dünyanın duyarlılık göstermesi talebimiz de haklı bir taleptir. Son dönemde artan duyarlılıktan memnuniyet ifade ediyoruz. Dolayısıyla bu mutabakatın, bu görüşmelerin, karşılıklı iki tarafın yaptığı bir müzakere, çetin bir müzakere gibi algılanmamasını rica ederim. Bu, ortak bir meseleyle mücadele etme bilinciyle birlikte yürüttüğümüz bir çaba, nelerin yapılması gerektiği konusunda... Yani bir tarafta Türkiye-Avrupa Birliği veya Türkiye-Almanya karşılıklı olarak çetin müzakereler yapıyor diye bir düşünceye kapılmak doğru değil. Bir mesele var ve bunu ortak bir mesele olarak ele alıp, ortak bir şekilde çözmeye çalışıyoruz. O bağlamda da ben kesinlikle bir mutabakata ulaşacağımız konusunda şüphe taşımıyorum. Güzel gelişmeler oldu. New York'ta görüştüğümüzden bu yana bile çok güzel, yani karşılıklı anlayış içinde atılan adımlar ve yapılan görüşmeler oldu. Eminim bu anlayış birliği içinde bu meseleyi birlikte çözme konusunda irade sergileyeceğiz. İlerleme Raporu ise tamamıyla teknik bir süreç olarak Avrupa Birliği içinde yürüyen bir süreçtir. O konuda Avrupa Birliği gerektiği zaman İlerleme Raporu'nu hazırlar, ama önemli olan İlerleme Raporu'nda objektif değerlendirmeler olması ve Türkiye'nin Avrupa Birliği katılım sürecine katkı yapacak bir nitelikte olması. Zamanlaması ikinci bir husustur."

"Türkiye demokratik bir ülke"

Başbakan Ahmet Davutoğlu, bir gazetecinin, "Merkel, çok hassas bir dönemde Türkiye'ye geldi. İki hafta sonra seçimler yapılacak. Bu sizce nasıl algılanacak?" sorusu üzerine, Türkiye'nin demokratik bir ülke olduğunu söyledi.

Seçim sonuçlarının, dostları olan şu veya bu ülkenin başbakanının ziyaretiyle etkilenmeyeceğini ifade eden Davutoğlu, Türkiye'de kampanyanın demokratik süreç içerisinde, kendi doğası içinde devam ettiğini aktardı.

Başbakan Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Ben de buradan bir ilimize kampanyaya gideceğim. Ama daha önemlisi şu; seçim şartları ve hangi şartlar olursa olsun, Türkiye-Almanya arasında herhangi bir diplomatik temas için bir zamanlama şartı öngörülemez. Türkiye ve Almanya dost ve müttefik iki ülkedir. Her an bir araya gelebilirler, konuyu konuşabilirler. Daha da önemlisi şudur ki; bir tek insanın canı söz konusuysa, bir tek mültecinin canını kurtarabileceksek, bir kez daha Aylan Kurdi gibi 3 yaşındaki bir çocuğun cansız bedeninin sahillere vurmasını engelleyebileceksek, hiçbir siyasi hesap söz konusu edilemez. Orada konuştuğumuz insanların canları. Sayın Merkel'in bu ziyareti herhangi bir siyasi hesapla yapılan bir ziyaret değildir. Türk-Alman dostluğunun bir gereğidir ve bu çaresiz insanlara yardım etmek için yapılan insani bir ziyarettir. Bunun böyle siyasi bir takım mülahazalara Türkiye'de, Almanya'da veya uluslararası basında çekilmesini ben her şeyden önce bu insani boyuta bir ihanet olarak, bir karşı duruş olarak görürüm. O bakımdan Sayın Merkel çok doğru bir zamanlama ile ve tamamıyla insani ve Türk-Alman dostluğunun doğasının gereği olarak Türkiye'yi ziyaret etmiştir. Bu, şu veya bu partiye destek anlamına gelmez. Bizimle görüşmesi de Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ile görüşmesidir. İnsan hayatı, canı söz konusu olduğunda da başka hiçbir mülahazayı biz kabul etmeyiz. Ziyaretleri dolayısıyla da bu insani duruşu dolayısıyla da kendilerine teşekkürü bir borç biliyorum. Bu eleştirileri de bu mülteciler sorununa duyarsızlığın bir yansıması olarak görüyorum."

AA