Advertisement

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) İcra Direktörü Fatih Birol, BM İklim Değişikliği Taraflar Konferansı'nın (COP21) enerji temelli bir anlaşmaya varmasının ve küresel ısınmanın iki dereceyle sınırlandırılması için dünya genelinde yenilenebilir enerjinin payının en az yüzde 50'ye çıkmasının gerekli olduğunu söyledi.

Birol, COP21 kapsamında baş konuşmacı olarak katıldığı "COP21 Paris Anlaşması'nda ve sonrasında enerjinin rolü" adlı konferans sonrası enerji sektörünün iklim değişikliğiyle mücadeledeki önemiyle ilgili AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

Karbon salınımın yüzde 80'inin enerji üretiminden kaynaklandığını ve Paris Anlaşması'nın bu duruma bir çözüm getirmesi gerektiğini vurgulayan Birol, "Enerji, COP21 anlaşmasının kalbinde yer almalı. Enerji sektörünü ciddiye almayan anlaşma başarısızlığa mahkum olabilir" değerlendirmesinde bulundu.

Ekonomik büyüme ve karbon salınımları arasında karşılıklı bir ilişki olduğunu hatırlatan Birol, "1995-2015 yılları arasında küresel ekonominin büyümesi ve karbon salınımının artışı eşit oranda oldu. Ekonomik büyüme ve karbon salınımı arasında mutlu bir boşanmaya ihtiyaç var" dedi.

"Düşük petrol fiyatları enerji alanında dönüşümü zorlaştırıyor"

Gelişmiş ülkelerde bu döngünün kırılmasına yönelik örnekler görüldüğünü ve Çin başta olmak üzere gelişmekte olan ülkelerde de benzer bir eğilimin ortaya çıktığını ifade eden Birol, karbon salınımın azaltılmasının önündeki en büyük engelin düşük petrol fiyatları olduğunu belirtti. Birol, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Düşük petrol fiyatları enerji alanında dönüşümü zorlaştırıyor. Küresel ısınmayı iki dereceyle sınırlandırmak için dünya genelinde enerjinin en az yüzde 50'sinin yenilenebilir kaynaklardan geliyor olması lazım. 2014 yılında dünyada devreye giren elektrik santrallerinin yüzde 50'si yenilenebilir, yüzde 50'si kömür, petrol, doğalgaz ve nükleer enerji kullanıyor. Paris'ten gelen sinyalle bu yüzde 50'nin korunacağını ve daha da artacağını düşünüyorum."

Yenilenebilir enerji dışında ülkelerin karbon salınımını azaltma konusundaki beyanlarının (Ulusal Katkı Beyanı, INDC), gönüllülük esasından zorunlu bir temele geçmesi gerektiğinin altını çizen Birol, "INDC'lerin gönüllü olması demek bunları mutlaka hayata geçirilmesi anlamına gelmiyor. Benim yaptığım çağrı şu, eğer ülkeler katkı beyanlarında ciddi iseler bunu mecburi hale getirmek gerekir" dedi.

Paris Anlaşması'nın karbon salınımını azaltma beyanlarının zorunlu hale getirilmesi için uygun bir ortam oluşturduğunu söyleyen Birol, "Şu anda tarihi bir momentum yakalamış vaziyetteyiz, eğer şu anda olmazsa ileride gerçekleşme ihtimalinin yüksek olduğunu düşünmüyorum" şeklinde konuştu.

"Türkiye'de yenilenebilir enerji hem çevre hem de enerji güvenliği için önemli"

Dünya genelinde yenilenebilir enerji kaynaklarının eşit dağılımda olmadığına değinen Birol, Türkiye'nin bu konuda daha şanslı ülkelerden olduğunu vurguladı.

Birol, "Türkiye'nin ciddi bir yenilenebilir enerji potansiyeli var. Öncelikle hidroelektrik, sonra güneş ve rüzgar, bunlardan maksimum şekilde faydalanmalıyız, yenilenebilir enerji, sadece çevre açısından değil, Türkiye'nin enerji güvenliği açısından da önemli" değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye'nin yüksek miktarda doğalgaz kullandığına dikkati çeken Birol, doğalgazın ciddi anlamda yenilenebilir enerjiyle ikame edilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Birol, Rusya'yla yaşanan sıkıntılardan sonra Türkiye için doğalgazın ikamesine yönelik projelerin daha önemli hale geleceğini sözlerine ekledi.