Advertisement

(güncellendi)

İngiltere'de Perşembe günü düzenlenen Avrupa Birliği (AB) üyeliğine ilişkin referandumun ardından son oylar sayılırken, İngiliz seçmenlerin AB'den ayrılma (Brexit) yönünde oy kullandıkları neredeyse kesinleşti. Bu karar sonrası tarafları en az iki yıl sürecek zorlu bir görüşme maratonu bekliyor. Brexit sonrası yol haritası şöyle;

David Cameron hemen istifa edecek mi?

Muhtemelen evet, ancak başbakanın muhalifleri bile Cameron'ın birkaç ay daha görevde kalmasını, zira hızlı br istifanın daha fazla istikrarsızlık getirebileceğini kaydediyorlar. 84 Brexit yanlısı Muhafazakar parti milletvekili Cameron'a Perşembe günü gönderdikleri mektupta, sonuç ne olursa olsun görevini sürdürmesi çağrısında bulundu. Bu nedenle, Cameron AB ile müzakereleri başlatmaya yetecek kadar bir süre görevde kalabilir.

Sonra ne olacak?

Çıkış görüşmeleri, Cameron'ın blokun diğer liderlerine AB anlaşmasının 50'nci Maddesi uyarınca ayrıla sürecini başlattığını söylemesi ile birlikte start alacak. Liderlerin büyük bölümü Cameron'dan bunu mümkün olduğunca çabuk ve belki de 28 Haziran'da Brüksel'de toplanacak olan AB liderleri zirvesinde yapmasını isteyecekler. Ancal İngiliz kanun koyucular, ileriye dönüç çalışmalar için Cameron'dan görüşmelerin başlamasını birkaç hafta ya da ay bekletmesini isteyebilir.

Her durumda, diğer ülkelerin liderleri, İngiltere'nin AB ile ne çeşit bir ilişki istediğini öğrenmek isteyecek. Ondan önce, haftasonu maliye bakanları acil bir toplantı yapabilir.

Madde 50'nin devreye girmesi ile birlikte, İngiltere, bloktan ayrılmayı görüşmek için resmi olarak iki yıllık bir süreye sahip olacak. Analistler, oldukça karmaşık ticaret anlaşmalarından dolayı bu sürenin daha da uzayabileceğini ve görüşmelerin muhtemelen İngiltere'nin resmen ayrılmasından sonra da sürebileceğini kaydediyorlar.

Görüşmelere kim liderlik yapacak?

Cameron'ın halefi büyük ihtimalle, Londra'nın eski belediye başkanı Boris Johnson ve Adalet Bakanı Michael Gove gibi Brexit kampanyasının liderlerinden biri olacak. Bunlardan birinin liderliği, diğer AB hükümetlerinin duruşunu zıorlaştırabilir. Ayrılma kararı ayrıca masaların tekrar düzenlenmesi ve AB'nin kalan kısmı ile müzakereleri yüreütebilecek spesifik bir hükümet seçmek için için genel seçim çağrılarının artmasına yol açabilir.

İngiltere ne çeşit bir anlaşma istiyor?

Bu konuda halen karar alınmış değil ve bu soru, "ayyrılma" kampındakilerin referandum kampanyasında kesin yanıtını veremedikleri bir soru. Yatırımcılar ve üst düzey yöneticiler için genel anlamda üç nokta öne çıkıyor: İngiltere ve AB'nin kalan kısmı arasındaki 575 milyar dolarlık yıllık ticaret hacmini düzenleyecek yeni anlaşma ne olacak? Hangi koşullarda İngiliz şirketleri AB'nin 13.6 trilyon dolar büyüklüğündeki ekonomisine girebilecek? Ve İngiliz bankaları AB'nin kalan kısmı ile iş yapabilme durumunu devam ettirecek mi?

Geniş anlamda üç seçenek var:

Norveç Modeli

İngiltere, Gevşek Avrupa Ekonomik Bölgesi'nde kalarak, halen AB'nin ortak pazarına girebilecek ve emeğin serbest dolaşımına katılabilecek -ancak nasıl gelişeceği konusuna değinmeden- ve halen AB bütçesine katkıda bulunabilecek. Bankalar bu modeli tercih ediyor, zira böylelikle AB müşterilerine ulaşımlarını koryabilecekler.

Yeni Anlaşma

Tarafların kendi serbest ticaret bölgesi anlaşmasını müzakere etmeleri, İngiltere ve 27 ülkeden oluşan blok arasındaki ticaret tarifelerinin büyük kısmını sınırlayacak, ancak İngiltere'nin piyasa girişinin büyüklüğünü çözebilmek yıllar alacak. AB'nin kanada ile ticaret anlaşmasına ilişkin müzakelere yedi yıl sürdü ve halen onaylanmadı.

Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) Kuralları

ABD ve diğer DTÖ kuralları altında ticaret yapmak, yeni bir karmaşık anlaşma yapısı oluşturmanın getireceği zorluklardan kaçınmayı ve İngiltere'nin Rusya ve Brezilya'nın yaptığı gibi kendi ticaret tarifelerini oluşturabilmesini sağlayacaktır. Ancak bu durum AB ya da diğer bir ülke ile tercih edilebilir bir ilişki sağlamayacak.

AB ne önerecek?

İç politika devreye girecek ve Helsinki'den Atiana'ya, liderler İngiltere'ye lehte geniş bir piyasa girişi sağlayacak bir anlaşmayı vermek istemeyebilirler. Zira böyle bir anlaşma, kendi ülkeleri için benzer bir AB karşıtı hareketleri destekleme riskini getirir.

Tepkiler büyük ölçüde iki gruba ayrılacak: Pragmatik Almanya yaklaşımı muhtemelen İngiltere'nin büyük bir ticari ortak olarak kalma ihtiyacını göz önünde bulunduracak; Fransa ise çıkışın kolay olmaması gerektiğini ve dışarıdaki ülkelerin AB üyeleri ile aynı avantaja sahip olmaması gerektiğini savunan diğer bir gruba öncülük edecek.

Doğu Avrupa'da artan AB karşıtı havaya ek olarak, Euro Bölgesi'nde daha derin bir entegrasyon için çabalar ve Nordik hükümetlerinin İngiltere'nin kararına duydukları sempati dikkate alındığında, önümüzdeki birkaç yıllık dönem kolay geçmeyecek.

Bankalar ne istiyor?

Finansal hizmet firmaları uzun bir endişeler listesine sahip, ancak bunlardan en önemlisi "pasaport". Bu, AB bankalarının diğer ülkeler ile iş yapabilmesine imkan tanıyan yasal rejime verilen ad. Bu olmazsa, uluslararası bankalar muhtemelen İngiltere dışında, Frankfurt, Dublin, Paris ya da diğer finans merkezlerinin lehine büyük çaplı operasyonlar yapmak durumunda kalacak.

Diğer bir konu ise euro bazlı işlemlerin ve takas. AB bu işlemlerin kendi regülatörlerin ulaşamayacağı şekilde kısıtlama olmaksızın yapılmasına izin verilmesi konusunda oldukça temkinli. Kıta boyunca varlık yöneticilerinin yatırım fonları satabilmesi, gözden geçirilmesi gerekibilecek diğer bir ayrıcalık. Bu kurallar İngiltere için önemli olacak, zira finans İngiltere ekonomisi için çok önemli.

İşverenler ne istiyor?

Whitbread Plc gibi zincir işletmeciler, InterContinetal Hotels Group Inc. gibi otelcilik grupları ve J Sainsbury Plc gibi perakendeciler, hep birlikte, büyük ölçüde Avrupalı işçilere bağımlı. Konaklama sektöründe çalışanların yaklaşık dörtte üçü yabancı ülke doğumlularından oluşuyor.

Ayrılma yanlılarının Avrupa vatandaşlarının "sonraki seçime kadar" serbest dolaşımını sonlandırması ile birlikte, konaklama ve perakende sektörleri, belki de daha yüksek ücret ödeyerek İngiliz çalışanları çekmek durumunda kalacak. Bu sürecin hızı, halihazırda İngiltere'de ikamet etmekte olan AB vatandaşlarına ne olacağı ile ilgilir.

İngiltere'de Bağımsızlık Partisi lideri Nigel Farge, ülkedeki AB vatandaşlarının şimdi kalmalarına izin verilmesi gerektiğini savunurken, henüz hiç kimse yeni kriterlerin ne olacağını bilmiyor ve yeni kurallar tamemen gelecekte çıkarılacak yasalara bağlı olacak.

İmalatçılar ne istiyor?

İngiliz imalat sektörü için en büyük soru piyasa girişi. Referandum öncesi, Diageo Plc'den Rolls-Royce Plc'ye, şirketler, İngiltere'nin ihracatının yaklaşık yüzde 44'ünğn ya da 223 milyar sterlinlik kısmının yapıldığı AB'nin dışına çıkmanın sonuçlarına ilişkin uyarılarda bulundu. Yalnızca 16 milyar sterlinlik ihracat Çin'e gidiyor.

Gümrük tarifeleri olmaksızın her iki yönde gerçekleşen bu ticaret akışını geniş bir şekilde koruyacak sebest ticaret anlaşması, imalatçılar için en önemli öncelik olacak. Bu durum özellikle, İspanya ve İtalya'da üretilen parçaları alan ve bunları İngiltere'ye entegre ederek ardından Avrupalı otomobil üreticilerine satan GKN Plc gibi entegre tedarik zincirlerine sahip şirketler için önemli.

Çiftçiler ne istiyor?

AB dışına çıkıldığında, tarım kesimi diğerlerine göre daha iyi durumda olacak. Blok'un bütçesinin yaklaşık yüzde 40'ı, Ortak Tarım Politikası dahilinde karmaşık sübvansiyonlara gidiyor. İngiliz çiftçiler geçen yıl doğrudan ödemeler yoluyla 3.1 milyar euro (3.5 milyar dolar) aldı. Diğer 5.2 milyar euroluk bir dilim de 2020'ye kadar tarımsal kalkınma projeleriiçin ayrıldı.

Ayrılma yanlıları, Brexit sonrası "sübvansiyonların devam edeceğini", zira İngiltere'nin AB bütçesine yaptığı halihazırdaki katkıyı yeniden ödemelere yönlendirebileceğini söylediler. Ancak İngiltere'nin AB sonrası iş dünyası tablosunun diğer tüm kısımlerı gibi, bu sektörde de sorun gelecekteki yasal düzenlemeler olacak ve İngiltere hükümeti bütçesini oluştururken birçok diğer taleple karşı karşıya kalacak.

(güncellendi)