Advertisement

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Washington'daki Dünya Bankası IMF yıllık toplantıları sırasında katıldığı her ortamda Türkiye'nin büyük takdir gördüğünü belirterek, ''Eskiden ağırlıklı olarak bize Türkiye'yi sorarlardı, şimdiyse daha çok dünyayı, Avrupa'yı, G20 gündemini soruyorlar. Avrupa'ya ve bölgeye bakıldığında 'karanlık' ama Türkiye orada 'parlak nokta'. Bu tabiri çok duydum ikili görüşmelerimde'' dedi.

Türkiye'nin Washington Büyükelçiliği'nde düzenlediği basın toplantısında New York ve Washington'daki 9 gündür sürdürdüğü temaslarıyla ilgili bilgi veren Babacan, New York'ta BM'nin Küresel Sürdürülebilirlik Paneli'nin çalışmalarını gerçekleştirdiklerini, Finlandiya ve Güney Afrika Cumhurbaşkanlarının eşbaşkanlığındaki 22 kişilik çalışma grubunda dünyadaki kalkınma ve çevre konularını ele aldıklarını bildirdi.

Büyümeyi nasıl sürdürülebilir hale getirebilecekleri, uzun vadede dünyanın kaynaklarını nasıl bu büyüme için yeterli kılabilecekleri, yoksullukla mücadele için neler yapmaları gerektiği gibi konuları içeren bir rapor hazırlamakta olduklarını ifade eden Babacan, 2015 yılında Binyıl Kalkınma Hedefleri'nin süresinin dolacağına işaret ederek, şimdi bu raporla 2030 yılıyla ilgili hedefler hazırladıklarını belirtti.

Babacan, New York'ta daha sonra ise daha çok Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın görüşmelerine iştirak ettiğini, bir yandan da yatırımcılarla bazı programlara katıldığını kaydetti.

-ÜÇ GÜNDE 27 AYRI PROGRAMA KATILDI-

Washington'a geldikten sonra ise önce G20 Ekonomiden Sorumlu Bakanlar ve Merkez Bankası Başkanları toplantısına katıldığını anlatan Babacan, bunun ardından da Uluslararası Para ve Finans Komitesi'nin (IMFC) oturumlarına ve Dünya Bankası Kalkınma Komitesi'nin resmi toplantılarına iştirak ettiğini, ayrıca yatırımcıların katıldığı konferanslarda konuşmacı olarak yer aldığını, bu konferanslarda Türk ekonomisi ve dış politikası, Türkiye'nin içinde bulunduğu coğrafyadaki gelişmeler, küresel kriz, Avrupa krizi gibi konuları değerlendirdiklerini aktardı.

Babacan, ayrıca uluslararası finans kuruluşlarının yöneticileriyle görüşmeler yaptıklarını, İslam Kalkınma Bankası tarafından düzenlenen ve İslam İşbirliği Teşkilatı üyelerinin katıldığı bir toplantıda ana konuşmacı olarak, Türkiye'nin istihdamda ve işsizlikle mücadelede elde ettiği başarıları anlattığını belirtti.

Özel finans kuruluşlarının yöneticileriyle ayrı ayrı ikili görüşmelerde bulunduğunu kaydeden Babacan, Uluslararası Finans Enstitüsünün toplantılarında yer aldığını, Brookings Enstitüsünün Kemal Derviş ve bazı ülkelerin bakanlarıyla birlikte düzenlediği toplantıya iştirak ettiğini, BM Genel Sekreteri'nin verdiği görevle özellikle dar gelirli ve dezavantajlı kesimlere finansın ulaşması için dünya genelinde neler yapılması gerektiği konusunda bir çalışma hazırlayan Hollanda Veliaht Prensesi Maxima ile görüştüğünü söyledi.

Babacan, sonuç olarak Washington'da bulunduğu üç günlük süre içerisinde 27 ayrı programı içeren çok yoğun temaslarının olduğunu anlattı.

-''HER ORTAMDA TÜRKİYE ÇOK TAKDİR EDİLİYOR''-

Dünya Bankası IMF yıllık toplantılarında çok sayıda muhatabıyla görüşme imkanı bulduğunu ve pek çok toplantıya katıldığını, bu sayede dünyanın genel gidişatı ve Avrupa'daki gelişmeleri kapalı ve açık oturumlarda, birebir özel görüşmelerde yerinde tespit etmiş olduklarını belirten Babacan, sözlerine şöyle devam etti:

''Genel anlamda bakacak olursak, hem küresel ekonomi, özellikle ama Avrupa merkezli bakacak olursak, sıkıntılı bir tablo söz konusu. Burada son birkaç haftadır gittikçe yoğunlaşan bir şekilde dünya ekonomisinin 2012'de önceden beklendiği kadar hızlı büyümeyeceği, hatta 2011 yılında büyüme beklentilerinin aşağı doğru revize edildiğini görüyoruz. Yine Amerikan ekonomisinin büyüme beklentileri geçen hafta içerisinde, hem bu yıl, hem gelecek yıl için aşağı doğru revize edildi. Avrupa ekonomisinin de büyümesi Amerika kadar olmasa da yine aşağı doğru revize edilmiş durumda. Yani bundan 2 ay öncesine göre bakacak olursak, bugün itibariyle 2011 ve 2012'nin genel ekonomik büyüme tablosu bir miktar daha gerilemiş görünüyor.

Burada tabi sorunları tartıştık ama çok şükür gerçekten Türkiye olarak her oturumda, her ortamda ayrışıyoruz. Yani bütün sorunlar tartışılırken, Türkiye'den konu açıldığı zaman, 'Türkiye çok farklı, sizin ciddi bir probleminiz yok. Burada yaşananların hiçbirisi sizde yok' gibi, gerçekten her ortamda Türkiye çok çok takdir ediliyor. Çok sayıda neyi, nasıl yaptığımızla ilgili soru alıyoruz. Bir de dünyaya, G20'ye, Avrupa'ya nasıl baktığımız çok soruluyor. Eskiden ağırlıklı olarak bize Türkiye'yi sorarlardı. Şimdi bize daha çok dünyayı, Avrupa'yı, G20 gündemini soruyorlar. Yani artık Türkiye'ye sadece kendisine nasıl baktığı değil, dünyaya ve Avupa'ya nasıl baktığı, oradaki gelişmeleri nasıl değerlendirdiği soruluyor. Burada tabi Türkiye'nin artan etkinliği ve aktivitesi çok çok etkili. Bir yandan karamsar bir tablo dünyayla, ama özellikle Avrupa'yla ilgili. Öte yandan, tüm bu karmaşık tablo içerisinde gerçekten ayrışan ve sık sık şu tabiri duydum; 'bright spot' (parlak nokta). Amerikalılar özellikle çok kullanıyor. Avrupa'ya ve bölgeye bakıldığında 'karanlık' ama Türkiye orada 'parlak nokta'. Bu tabiri çok duydum ikili görüşmelerimde".

Babacan, dolayısıyla bir yandan tüm bu gelişmeleri yakından izleyip, diğer yandan uyarılar ve tavsiyelerde bulunmaları gerektiğini belirterek, bunun da zaten kendilerinden beklenen birşey olduğunu söyledi.

-''ORTA VADELİ PROGRAMI SUNDUKTAN SONRA YAPISAL REFORMLARA EĞİLECEĞİZ''-

Öte yandan olası olumsuz gelişmelere karşı da Türkiye olarak hazırlıklı olmaları gerektiğini kaydeden Babacan, ''Biz zaten bu hazırlıkları, senaryo analizlerimizi, olası gelişmeler karşısında alternatif hangi stratejileri izleyeceğimizi zaten epeydir çalışıyoruz, bunları bir ölçüde zaten paylaştık da. Önümüzdeki haftalar içerisinde bizim artık bu Orta Vadeli Programımıza son şeklini verip, 2012 bütçesinde TBMM'ye gönderdikten sonra ağırlıklı olarak yapısal reformlara eğileceğiz'' diye konuştu.

Babacan, yapısal reformlarda da, yatırım ortamını iyileştirmekten, istihdam, bankacılık ve finans sistemine kadar çok geniş bir hazırlıklarının söz konusu olduğunu kaydederek, İstanbul'u 2023 yılı itibariyle dünyanın en büyük 10 finans merkezinden birisi yapma hedefi doğrultusunda ayrı bir yasal paket hazırladıklarını, kayıtdışıyla mücadeleyle ilgili bir strateji planı geliştirdiklerini, özellikle cari açıkla da mücadeleye yardım edecek şekilde bazı yatırımların Türkiye'de yapılıp, bazı ürünlerin daha çok Türkiye'de üretilmesini teşvik edecek bir yeni mekanizma üzerinde çalıştıklarını anlattı.

-''HERKES TÜRKİYE'Yİ BİR ROL MODELİ OLARAK GÖRÜYOR''-

Tüm bunların, Türkiye'nin coğrafyasındaki gelişmelerle de bir ölçüde bağlantılı olduğunu belirten Babacan, sözlerine şöyle devam etti:

''Biz kendimiz hiçbir zaman ifade etmiyoruz ama, ABD'deki temaslarımda tüm bölge için, yani Ortadoğu ve Kuzey Afrika için (Türkiye'yi) bir rol modeli olarak görüyor herkes. Bu tabiri çok sık duydum. Pek çok kişi yorumlarında , 'siz ne yapıyorsanız, o ülkeler bakmalı, sizin 9 yıldır yaptığınız reformları pek çok ülke de yapmalı' diyor. Tabi biz bu ifadeyi kullanmıyoruz. Sadece diyoruz ki, 'biz kendimiz reformları yapıyoruz, bu reformlar başka ülkeler için ilham kaynağı olabilir, o ülkelerle bu olumlu tecrübelerimizi her zaman paylaşmaya hazırız' diyoruz. Hatta Kalkınma Bakanlığının içinde ayrı bir birim kurduk. Amaç sırf, bu tür konularda destek isteyen ya da bizim yaptıklarımızı öğrenmek isteyen ülkelere buradan arkadaşlarımız gitsin, anlatsınlar diye. Örneğin geçen hafta Irak Merkez Bankası heyeti geldi. Paralarından üç sıfır atacaklarmış. Bizim Merkez Bankamızla görüştüler. Biz altı sıfırı nasıl attık, onu iki gün boyunca çalıştılar. Çünkü belki son 20-30 yılın en başarılı para birimi değiştirme operasyonuydu, sıfır atmak açısından baktığınızda".

-''DÜNYA EKONOMİSİNDEKİ SIKINTILI TABLODAN AYRIŞMIŞ BİR TÜRKİYE...''-

Babacan, mevcut dönemin, dünya ekonomisi açısından sıkıntılı, ancak Türkiye'nin kendini ayrıştırdığı ve geleceğe güvenle baktığı bir dönem olduğunu söyleyerek, şunları kaydetti:

''Aslında sebepleri de çok zor şeyler değil. Bu ayrışma nasıl oldu, şu anda problemin ana kaynağı olarak, iki tane önemli sorun alanı var. Biri bankacılık, bankalarda problem var. Bir de kamu borcu çok yüksek ülkelerde. Bu kamu borçlarını bazı ülkelerin ödeyip ödeyemeyeceği tartışılıyor. Her iki alan da Türkiye'nin güçlü olduğu alanlar. Türkiye'nin bankacılık sistemi 2004-2006 yılları arasında yaptığımız reformlarla çok sağlam yapıya kavuştu. Son krizde bu test edildi, o açıdan sorunumuz yok. Türkiye'nin bugün bütçe açığı Avrupa ortalamalarının üçte biri. Kamu borcunun milli gelire oranı Avrupa ortalamasının yarısının altında, yani yüzde 40'ın da altında bitireceğiz bu sene. Dolayısıyla o iki tane temel sorun alanı, bankacılık ve kamu maliyesi, Türkiye'nin tam tersine güçlü olduğu alanlar. İşin tekniğine baktığımızda böyle bir ayrışması var Türkiye'nin.

Bir de tabi bu sorunlar nasıl çözülecek diye baktığımızda çoğu siyasi karar gerektiren işler. Maalesef pek çok gelişmiş ülkede şu anda zayıf hükümetler işbaşında. Koalisyonlar, azınlık hükümetleri ya da hükümetle parlamento arasında bir uyum söz konusu değil. Pek çok ülkenin başbakanı, 'ben bunu kendi meclisimden nasıl geçireceğim' ifadesini sık kullanıyor. Yani öyle bir ortamda doğrular görülüyor, fakat bu doğruları yapacak güce ve iradeye sahip olan hükümet sayısı maalesef fazla değil dünyada.

Türkiye'ye dönüp baktığınızda ise tam tersine, 2011 Haziran'daki seçimlerde daha da güçlenerek çıkmış bir tek parti hükümeti, 9 yıldır işbaşında olan tecrübeli bir ekip var. Meclis'te rahat çoğunluğu olan bir iktidar işbaşında. Dolayısıyla çözüm konusunda da gelişmiş ekonomilerin zafiyet alanı, bize dönüp baktığınızda tam bizim de güçlü olduğumuz bir alan. Türkiye ayrıştıysa, bu kadar hızlı büyüme varsa, güven ortamı bu kadar güçlüyse, bunun özüne inip baktığınızda bu faktörler yer alıyor".

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, iki ay öncesiyle karşılaştırıldığında dünyadaki durumun biraz daha negatife doğru gitmiş göründüğünü, daha farklı bir konjonktürün olduğunu belirterek, ekim ayında açıklanması öngörülen Orta Vadeli Programla ilgili çalışmalarına bu yeni konjonktürü dikkate alacak şekilde son şeklini vereceklerini bildirdi.

Türkiye'nin Washington Büyükelçiliğinde düzenlediği basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Babacan, ''ABD'de katıldığı toplantılardan edindiği izlenimler doğrultusunda, yakında açıklanacak Orta Vadeli Program'da bir revize yapılmasının sözkonusu olup olmadığına'' dair bir soru üzerine, küresel kriz dönemindeki ilk orta vadeli programın 2009 yılının eylül ayında açıklandığını hatırlatarak, o günlerde pek çok ülke bütçe açığını artırarak, yani daha çok para harcayarak ya da vergileri azaltarak ekonomiye canlılık getirmeye çalışırken, Türkiye'nin, tam tersine, bütçe açığını azaltacak ve üç yıl boyunca da basamak basamak azaltmaya devam edecek bir program açıkladığını söyledi.

Babacan, bu konuda şunları kaydetti:

''O günlerin uluslararası manşetlere bir bakın, İspanya Başbakanı demiş ki 'ben ekonomiyi düzeltmek için tedbir alıyorum, vergileri azaltıyorum, şu kadar daha para harcıyorum'. Yunanistan'ın tedbirlerine bakın hatta, hep bütçe açığını artırma yönündeki tedbirler, yani devlet daha çok para harcasın, devlet biraz 'can suyu' versin ki ekonomi canlansın. İyi de eğer o devletin zaten borcu boğazına kadar geldiyse ve ilave yapacağı harcama veya bütçe açığını artıracağı o rakam da o borcun üzerine eklenecekse, zaten borç durumu ciddi sıkıntılıyken durumu daha da kötüye götürecekse, o tür politikalar işe yaramıyor. Bunu Yunanistan, arkasından İspanya, İrlanda, Portekiz hepsi yaşadı, şimdi İtalya yaşıyor.

Dolayısıyla biz baştan çok farklı bir yol seçtik kendimize, 'bu işin özü güvendir' dedik. Güveni merkeze koyacaksınız, sonra da o güveni artırmak için nereye, nasıl müdahale etmeniz gerekiyor, ona bakacaksınız. Yoksa diyelim ki işte ailelerin her birinin bütçesine 300'er dolar daha para getirecek bir tedbir alıyorsunuz ve bekliyorsunuz ki 300 dolar daha vergiyi düşürdük, şimdi ailenin kazancı 300 dolar daha artacak, gidecek o 300 doları harcayacak, harcayınca da ekonomi canlanacak. İyi de o ailenin reisi gelecek ay işini kaybetmekten korkuyorsa ya da siyaset sahnesine bakıp, o tartışmalardan, kavga gürültüden korkup, 'bu iş kötüye gidiyor, ne olacağı belli olmaz' havasındaysa, siz 300 dolar değil. 3000 dolar daha cebine para girecek şekilde vergiyi düşürün, bu işe yaramıyor malesef. Pek çok ülke yaşadı bunu. Bazıları hatta hala yanlışa devam ediyor''.

-''BİZ 'ÖNCE DEVLET SAĞLAM OLACAK' DEDİK''-

Babacan, işin özünde güvenin olduğunu, dolayısıyla güven ortamını nasıl sağlayacaklarına baktıklarını belirterek, şöyle devam etti:

''Güven ortamı öncelikle kamu maliyesinin sağlam oluşundan geçiyor. Yani devletin hesabı kitabı sağlam olacak. Devletin borcu yönetilebilir miktarda olacak. Devletin bütçesi, geliri, gideri dengeli olacak. Eğer devlet sağlam olmazsa dengeleri kurmak mümkün değil, çünkü 2009'da, yani kriz ilk başladığında bir bankacılık krizi olarak başladı. Bankalar sorun yaşamaya başlayınca, devletler 'biz buardayız' dediler, bankalara arka çıktılar, bankaların imzasının yanında bir de kendi imzalarını attılar. Bankalar o şekilde ayakta durdu. Dolayısıyla bankalar sallanınca arkasını devlete dayayabiliyor ama devlet sağlamsa bunu yapabiliyor.

Fakat bugüne baktığımızda malesef devletler sağlam değil, devletlerin borcunu ödeyip ödeyemeyeceği tartışılıyor. Devletler sallanırken, devletler sırtını kime dayayacak sorusunun da cevabı yok. Hele hele bir ülkede hem devletin borcunu ödeyip ödeyemeyeceği tartışılıyorsa, hele o ülkenin bankaları böyle sallanıyorsa, işte o bir felaketin hazırlığı. Dolayısıyla biz önce devlet sağlam olacak dedik, çünkü dönüyor dolaşıyor iş ona dayanıyor. Yani biz kendimizi sağlamlaştırdık. Orta vadeli programla, devletin mali yapısını daha güçlendirecek tedbirlerimizi aldık ve onu da 3 yıldır tavizsiz uyguluyoruz. Daha sonra 2010'da güncelledik, beklentilerimizi, tahminlerimizi revize ettik. Şimdi tekrar o çalışma içerisindeyiz.''

-''ORTA VADELİ PROGRAMI EKİM BAŞLARINDA AÇIKLAYACAĞIZ''-

Babacan, iki ay önceye göre dünyada daha farklı bir konjonktürün olduğunu ifade ederek, ''Dolayısıyla şimdi Ankara'ya döndüğümüzde tüm burada gördüğümüz bu tabloyu, bu yeni konjonktürü dikkate alacak şekilde çalışmalarımıza son şeklini vereceğiz. Ve inşallah herhalde Ekim başlarında bunu açıklarız. Zaten Anayasa gereği 17 Ekim'de bütçeyi Meclis'e göndermek zorundayız ve 17 Ekim'den önce de bizim orta vadeli programı açıklamamız gerekiyor. Orada mümkün olduğunca dünyada ve Avrupa'daki en son beklentileri ve en son durumu dikkate alan bir çizgi ortaya koymuş olacağız'' diye konuştu.

''Büyüme beklentisinin düşmesi mümkün mü?'' şeklindeki bir soru üzerine Babacan, geçen yılki orta vadeli programdan bugüne kadar aslında resmen yeni bir büyüme beklentisi açıklamadıklarına dikkati çekerek, ''Ama münferit belki kendi şahsi gönlünden geçen tahminler, beklentiler zaman zaman dillendirilmiş olabilir, onların bir bağlayıcılığı, resmi bir niteliği yok. Ancak şu var ki, dünyadaki durum 2 ay öncesiyle mukayese ettiğinizde biraz daha negatife doğru gitmiş gibi görünüyor. Tabii bizim de bunu dikkate almamız lazım'' dedi.

-''MALİYE POLİTİKASINDAKİ SIKI DURUŞUMUZ DEVAM EDECEK''-

Babacan, bir soru üzerine, yeni programda tabii bir revize yapacaklarını belirtirken, ''hangi kalemlerde revize olacak?'' sorusuna da, ''Bugünü yansıtan, dünya ve Avrupa konjonktürünü yansıtacak şekilde tahminlerimizi yenileyeceğiz. Maliye politikasındaki sıkı duruşumuz devam edecek. Bundan daha fazlasını söylemem mümkün değil, çünkü onları son birkaç hafta daha çalışıp, sonra zaten açıklamamızı yapacağız. Detaya inmem mümkün değil, çünkü devam ediyor çalışma'' diye yanıtladı.

''Doların Türk lirası karşısında yükselmesinin muhtemel yansımalarına'' dair bir soru üzerine Babacan, ''Son günlerde, son bir iki haftada dünyadaki ve Avrupa'daki ekonomik konjonktürde bir miktar bozulma var ve bu bozulmanın bir etkisi de gelişmekte olan ülkelerin para birimlerine oldu. Bu sadece Türkiye'de değil, Brezilya'ya, Kore'ye bakın durum aynı. Hatta hem Brezilya, hem Kore merkez bankası, onlara göre kendi dolar kurlarındaki artışa ciddi, sert tedbirler almak zorunda kaldılar. Yani gelişmekte olan ülkelerin parasındaki değer kaybı Türkiye'ye özel bir şey değil. Tüm gelişmekte olan ülkelerde yaşanan bir genel trend, dünyadaki yeni konjonktürün getirdiği bir durum. Yani bize özel değil'' diye konuştu.

Bir soru üzerine Babacan, serbest kur rejiminden dolayı kurla ilgili zaten hiçbir zaman, hiçbir şekilde tahmin yapmadıklarını belirterek, ''Hatta bütçeyi yaparken orada bir kur varsayımı vardır ve o hiçbir yerde yayınlanmaz. Çünkü bütçenizi yaparken, örneğin Washington Büyükelçiliğinin masrafları dolar üzerinden ve bunu Türk lirasına çevirip bütçe yapmamız gerekiyor. Bunu bile hangi kurdan çevirdiğimizi ilan etmeyiz. Bizim serbest kur rejimi olduğu için, hiçbir zaman kur konusunda konuşmayız. Yani bizim resmi politikamızda kurla ilgili bir seviye belirtmeyiz, 'olması gereken şudur' demeyiz, çünkü piyasada oluşan bir rakamdır sonuçta. Merkez Bankası farklı perspektiflerle, farklı gerekçelerle dönem dönem müdahalelerde bulunabilir, o müdahaleyi yaptığı zaman da zaten neyi, neden, ne zaman yaptığını açıklar'' dedi.

-''PİYASA GÖSTERGELERİ YUNANİSTAN'IN TEMERRÜDE DÜŞME İHTİMALİ OLDUĞUNU SÖYLÜYOR''-

Babacan, ''Yunanistan'daki gelişmeler ve bu ülkenin olası iflasının Türkiye'yi nasıl etkileyebileceğine'' ilişkin bir soru üzerine, ''Yunanistan'la ilgili piyasa göstergelerine baktığımızda, malesef göstergeler çok ciddi şekilde bozulmuş durumda. Yani Yunanistan'ın temerrüde düşme ihtimalinin olduğunu piyasa göstergeleri bize söylüyor. Yani insanlar Yunan kağıtlarını alıp satarken piyasada oluşan rakamlara bakıyorsunuz, o rakamlar bir temerrüt riski olduğunu bize gösteriyor'' diye konuştu.

Bir yandan da bunu önlemek için yoğun bir çabanın sürdürüldüğüne işaret eden Babacan, temmuz ayında Avrupa liderlerinin üzerinde mutabık kaldıkları Avrupa Finansal İstikrar Fonunun kurulması için şimdi 17 ülkenin parlamentosunda onay sürecinin başladığına, hatta bazı ülkelerin parlamentosundan bunun geçtiğine dikkati çekerek, ''Yani öncelikle Yunanistan'a destek verebilmenin mekanizmasının 17 ülkenin 17'sinde de parlamentolarda kabul edilmesi ve arkasından da Yunanistan'ın kendinden beklenen şartları yerine getirecek adımlar atması gerekiyor. Yani bütçe açığını daha da azaltacak adımlar ve yapısal reformlar, özelleştirme. Bunlar kolay şeyler değil. Eğer onay süreci biter ve Yunanistan şartları yerine getirirse, bu mekanizmadan kredi almaya devam ederse o zaman temerrüt önlenmiş olur. Biz bunu şiddetle tavsiye ediyoruz. Görüştüğüm her ortamda da bunu dile getirdim'' dedi.

-''YUNANİSTAN'IN TEMERRÜDE DÜŞMESİNE İZİN VERİLMEMELİ''-

Babacan, ''Yunanistan gibi bir ülkenin temerrüde düşmesinin dünyada bambaşka bir dönemi başlatacağını'' belirterek, şöyle devam etti:

''Çok geri kalmış ülkelerde, zaten ekonomisi belli bir düzeye ulaşmamış ülkelerde zaman zaman temerrüt yaşanabiliyor. Ama şimdi ilk defa, AB'ye üye, sözümona istikrar açısından bütün sorunlarını çözmüş, Avro bölgesine girmiş, yani sağlamın sağlamı bir yapının içinde yer almış bir ülkeden bahsediyoruz. Şimdi böyle bir yapıdaki bir ülkenin temerrüde düşmesi yeni bir dönemi başlatacaktır ve durumu zayıf olan başka ülkelerin de temerrüdüne izin verilebileceğinin bir bakıma sinyali olacaktır.

Dolayısıyla Yunanistan'ın temerrüdünün etkisi sadece Yunanistan'ın kendi içinde kalmaz ya da Yunanistan'a sadece borç verenlerin işte o borcu zarar yazmalarıyla tamamlanmaz. Başka ülkelere bunun sıçrama olasılığı, Avrupa'nın finans sisteminin tümüne doğru yayılması olasılığı büyük, çünkü Yunanistan'ın borcunu mesela en çok elinde tutan Fransız ve Alman bankaları. Onların durumu nasıl olacak? O hükümetler muhtemelen bu sefer o bankalara para enjekte etmek durumunda kalacaklar banka ayakta dursun diye. Bankalar zaten birbirine bağlı. Hepsinin birbiriyle kredi ilişkisi var. Dolayısıyla domino etkisi ihtimali var.

Bu nedenle, görüştüğümüz herkese dedik ki 'ne yapın ne edin ama bunu önleyecek tedbirleri alın hep beraber'. Zaten geçen Avro bölgesi bakanlar toplantısına ilk kez ABD Hazine Bakanı da gitti. Amerikalılar da üzerinde uğraşıyorlar dışardan ne yapabilecekleri konusunda. Aklı başında herkesin kanaati Yunanistan'ın temerrüde düşmesine kesinlikle izin verilmemesi gerektiği. Yani şöyle ya da böyle bir şekilde bu durumun düzeltilmesi lazım ama piyasa göstergelerine bakığımızda malesef Yunanistan'ın bir temerrüt ihtimali olduğunu görüyoruz. Piyasa oyuncuları temerrüt ihtimalini görüyor, ama biz buna izin verilmemesi gerektiğini düşünüyoruz.''

-''TÜRKİYE'Yİ DOĞRUDAN ETKİLEMEZ''-

Başbakan Yardımcısı Babacan, Yunanistan'daki olası temerrüdün, Türkiye'ye olası yansımalarına ilişkin olarak şunları kaydetti:

''Bizim Yunanistan'la karşılıklı kredi anlamında fazla bir ilişkimiz yok. Yani finansal bir bağ yok iki ülke arasında. Ticaret hacmi de oldukça küçük. Türkiye'ye doğrudan bir ulaşma etkisi olmaz ama Yunanistan'ın o domino taşları devrilirken, Avrupa'daki genel durumu bozarsa, Avrupa'nın iç pazarında bir sorun yaşanırsa, bizim Avrupa'ya ihracatımız çok. Yani ihraç pazarlarımızda bir bozulma olduğunda tabi ihracatımızda olumsuz bir miktar belki etki olabilir. Doğrudan değil ama Avrupa üzerinden bir miktar bir şeyler olabilir''.

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, ağır borç yükü altındaki Avrupalıların, bu sıkıntıları, üzerlerinden yıllarca atamayabilecekleri ve bu yükün altından kalkmalarının kolay olmayacağını belirterek, ''Yani şöyle bir 10 yıl, 20 yıl, 30 yıllık bir projeksiyon yaptığınızda yani gerçekten Avrupa'nın bu ekonomik sorunlarını kolay kolay aşabileceğini ben çok düşünmüyorum. Birden de bir çöküş, birden de kötüye gidiş değil ama o artık fazla bir büyüme, fazla bir ilerleme bundan sonraki dönemde ekonomik açıdan Avrupa'da biraz zor görünüyor. Onun için bizim başka yerlere ağırlık vermemiz, ekonomik ilişkilerimizi başka bölgelerle de güçlendirmemiz lazım'' dedi.

Babacan, Türkiye'nin Washington Büyükelçiliğinde düzenlediği basın toplantısında, kredi derecelendirme kuruluşu Standart&Poors'un Türkiye'nin kredi notunu yükseltmesiyle ilgili bir soru üzerine, ''Tüm bu türbülansta, yani Avrupa'da ve dünyada böylesine olumsuz bir havanın yaşandığı bir dönemde, Türkiye'nin kredi notu artışı alması hoş bir şey. Buna gerçekten bizim bu kadar emeğimizin, uğraşımızın, yaptıklarımızın olumlu sonucu diye bakıyoruz'' dedi.

Türkiye'nin aslında pek çok göstergeye bakıldığında çok daha yüksek bir kredi notunu hak ettiğini de ifade eden Babacan, ''Sadece biz söylemiyoruz, bizim bütün göstergelerimiz söylüyor'' ifadesini kullandı.

Babacan, ''Krizden sonra şöyle bir durum oluştu. Kredi derecelendirme kuruluşları, artık olanı biteni sonradan izah eden kuruluşlar durumuna geldiler. Halbuki asıl amaçları bunların önceden yatırımcıya yol gösterecek, yön verecek, önceden sinyal verecek, yani 'bu ülkeni durumu iyi, bu ülkeye yatırım yap' diyecek, ya da 'bu ülkenin durumu orta, dikkat et' diyecek, 'bunun durumu kötü, hiç yatırım yapma' diyecek. Bugün ne oluyor? Ülkelerin durumu mesela iyileşiyor, bu kuruluşlar arkadan iyileşti notu veriyor. Kötüleşiyor, arkadan kötüleşti notu veriyor. Halbuki önceden verecek bunu. İş bittikten sonra, testi kırıldıktan sonra yatırımcılara bir faydası yok bu verilen notların'' diye konuştu.

''Suriye'deki son kargaşaların, Türkiye'nin bu ülkeyle olan ticaretini nasıl etkilediği'' şeklindeki bir üzerine Babacan, temmuz sonu itibarıyla Türkiye'nin Suriye'ye ihracatında yüzde 2'lik bir artış olduğunu, ancak Suriye'de durumun böyle devam etmesi halinde, bunun kaçınılmaz şekilde ticareti etkileyeceğini söyledi.

ABD'nin Suriye'ye yaptırımlar uygulamaya başladığını hatırlatan Babacan, Türkiye'nin de üzerinde çalıştığı bir yaptırım paketinin olduğuna işaret ederek, ''Dolayısıyla fazla bir iyileşme beklememek lazım'' ifadesini kullandı.

-''ABD'YE İHRACAT YÜZDE 55 ARTTI''-

Türkiye'nin ABD'ye ihracatının bu yılın ilk 7 ayında, geçen yılın ilk 7 ayına göre yüzde 55 arttığını da kaydeden Babacan, bu konuda ABD tarafında büyük bir tutum değişikliği olduğunu belirtti.

Türkiye ile ABD arasında Stratejik ve Ekonomik İşbirliği Çerçevesi'nin kurulduğunu hatırlatan Babacan, ABD Dışişleri Bakanlığının Ekonomik İşlerden Sorumlu Müsteşarı Robert Hormats'la dün görüştüğünü, Hormats'ın bu görüşmeye çok geniş bir ekiple katıldığını anlattı.

Amerikan tarafının, Türkiye ile ekonomik ilişkileri geliştirme konusunda çok hevesli olduğunu ifade eden Babacan, ''Daha fazla ne yapabiliriz diyorlar. Belli ki Beyaz Saray'dan, Türkiye ile ekonomik ilişkileri iyileştirme yönünde bir açık talimat var'' dedi.

İki taraf arasında karşılıklı iş konseylerinin kurulduğuna da dikkati çeken Babacan, şimdi onların hem Türk hem Amerikan hükümetine öneriler listesi hazırladığını aktardı.

Babacan, 9 yıldır ilk defa, Türkiye ile ekonomide daha çok iş yapma yönünde bu kadar üst düzeyde bir siyasi irade gördüklerini söyleyerek, ABD Başkanı Barack Obama ve Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın kendi ekiplerine verdiği talimatların bu konuda belirleyici rol oynadığına işaret etti.

-''AVRUPA DIŞINDAKİ PAZARLARA ÇOK DAHA FAZLA AĞIRLIK VERMELİYİZ''-

Ali Babacan, sözlerine şöyle devam etti:

''Dolayısıyla bizim bundan sonraki dönemde artık Avrupa dışındaki pazarlara çok daha fazla ağırlık vermemiz gerekecek. Çünkü Avrupalılar bu sıkıntıları üzerlerinden yıllarca atamayabilirler. Bu ağır borç yükünün altından kalkmak kolay olmayacak. Muhtemelen vergileri yükseltecekler. Şimdi o yükselen vergiler Avrupa'nın zaten düşen rekabet gücünü iyice vuracak. Zaten toplum yaşlanıyor, nüfus daralıyor. Göç olmasa pek çok Avrupa ülkesinde bugün nüfus azalıyor artık. Sosyal güvenlik primi ödeyenlerin sayısı azalıyor, emekli maaşı alanların sayısı çoğalıyor. Şimdi sağlık için prim ödeyenlerin sayısı azalıyor, sağlık hizmetlerinden yararlananların sayısı çoğalıyor.

Yani şöyle bir 10 yıl, 20 yıl, 30 yıllık bir projeksiyon yaptığınızda yani gerçekten Avrupa'nın bu ekonomik sorunlarını kolay kolay aşabileceğini ben çok düşünmüyorum. Birden de bir çöküş, birden de kötüye gidiş değil ama o artık fazla bir büyüme, fazla bir ilerleme bundan sonraki dönemde ekonomik açıdan Avrupa'da biraz zor görünüyor. Onun için bizim başka yerlere ağırlık vermemiz, ekonomik ilişkilerimizi başka bölgelerle de güçlendirmemiz lazım. Asya önemli olacak. Asya'ya daha çok eğilmemiz, Latin Amerika'ya eğilmemiz gerekecek. Bu da bizim için vesile. Aslında her kriz, her zorluk yeni adımlar için vesile. Bİz de bu dönemi yeni pazarlara açılmak için bir vesile kılmak durumundayız''.

Babacan, Türkiye-İsrail ilişkilerinde yaşanan gerginliğin ekonomik ilişkilere olası yansımalarına dair bir soruyu da şöyle yanıtladı:

''Bizim savunma projeleri ve anlaşmaları haricinde diğer ekonomik konularla ilgili İsrail'e karşı şu ana kadar bir adımımız, herhangi bir yaptırımımız sözkonusu olmadı. Şu aşamada yok ama genel anlamda Türkiye-İsrail ilişkileri tabi katıldığımız toplantılarda ara ara soruldu. Çok yoğun ana gündem değil hiçbir zaman ama 20 soru geliyorsa, bu sorulardan bir tanesinde Türkiye-İsrail ilişkileri soruluyor. Ama dediğim gibi, Türkiye ile İsrail'in ikili ekonomik ilişkisi, bizim şu ana kadar bir yaptırım ya da bir tedbir almamış olmamız nedeniyle çok etkilenmiş değil bugün itibariyle.''

-''MERKEZ BANKASI BAŞKANI BAŞÇI'YA ÇOK YOĞUN BİR İLGİ VAR''-

Babacan, bir gazetecinin, ''Türkiye'nin geçtiğimiz aylarda faiz oranlarını düşürürken, diğer ülkelerin artışa gittiği, ancak son dönemde diğer ülkelerin de faizi düşürmeye başladığının görüldüğü'' yönündeki bir tespitini dile getirmesi üzerine de, Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı'nın Washington'daki son üç günde sayısız konferansa katıldığını belirterek, şunları söyledi:

''Her yere onu davet ediyorlar. Dünyaca ünlü ekonomistlerle, profesörlerle yan yana oturacak şekilde, çok sayıda panele davet edildi. Neyi, ne zaman, niye yaptılar, herkes şimdi öğrenmeye çalışıyor. Şimdiye kadar hiçbir Merkez Bankası Başkanına gösterilmeyen bir ilgi var şu anda Erdem Bey'e, bu üç gün içinde ben de şahit oldum, çok merakla soruyorlar, çünkü sonuçlar da iyi. Herkesten önce olayları okuyup, mesela dünyadaki tersine dönüşü okuyup, Para Politikası Kurulunu olağanüstü toplayıp faiz indirimi kararı alan ilk merkez bankası.''