Advertisement

Merkez bankalarını doğru anlayabilmek için bakış açımızı değiştirmekte yarar var.

TCMB’nin Perşembe günü politika faizinde 50 baz puanlık indirime gidip faiz koridorunu aynen koruyacağını tahmin ediyoruz.

Küresel mali piyasalar dünkü işlemlerde, belirgin bir somut neden olmaksızın, oldukça iyimser bir seyir izledi. Hisse senedi endeksleri küresel bazda ciddi oranlı artışlar sergiledi. ABD’de yeni zirve seviyeleri test edilirken Avrupa Borsaları %1 civarında, gelişmekte olan ülke borsaları ise %1’in üzerinde artışlar kaydetti. Risk iştahındaki artış, riske karşı korunma aracı olarak kullanılan altın fiyatlarında son dönemin en belirgin günlük düşüşünü de beraberinde getirdi. Altın, uluslararası piyasalarda, Cuma gününe göre %2.5 civarında değer kaybına uğrayarak 1305 dolar/ons seviyesine kadar geriledi.

Mali piyasalardaki iyimserliğin ardında somut bir neden aramaya çalıştığımızda karşımıza ilk etapta ABD’den gelen olumlu bilanço rakamları çıkıyor. Dün açıklanan Citigroup bilançosu, beklentilerin üzerinde bir kar rakamına işaret etti. Ancak, bunun tek başına, bu tarz bir etki yaratmasını beklemek noksan bir analiz olacaktır. Likidite bolluğunun,uzunca bir süredir, mali piyasalarda “likidite sarhoşluğu” yarattığını ve bunun da riskleri ikinci plana atıp getiri peşinde bir yolculuğa neden olduğunu biliyoruz. Geçen hafta içinde Portekiz bankacılık sektörüne ilişkin olarak ortaya çıkan endişeler, bu yolculukta duraksamaya yol açmıştı. Portekiz kaynaklı endişelerin, yolculuğu durduracak kadar önemli olmadığı algısının oluşması ile dün yolculuğa devam edildiği kanaatindeyiz. Hem de birkaç günlük duraksamanın neden olduğu gecikmeyi gidermek adına koşar adımlarla...

Merkez bankaları, 2009 yılından itibaren olduğu üzere, ekonomileri desteklemek adına ultra-gevşek para politikaları uyguluyorlar. Lehman öncesinde, merkez bankalarının birincil önceliği fiyat istikrarını sağlamak ve sürdürmekti. Yani, merkez bankaları, enflasyona karşı silahlandırılmış örgütlerdi. Ancak, Lehman sonrasında, finansal sistemde yaşanan derin değişime paralel olarak, merkez bankalarının da önceliği değişti ve büyüme ile istihdam daha ön plana çıktı. Anglosakson merkez bankacılığının zaten bu yönde bir hedefi olsa da Kıta Avrupası modelinde bu tarz bir görev tanımı bulunmamaktaydı. Ama, uzun bir süre ayak direse de, Kıta Avrupası merkez bankacılığı da istihdam ve büyüme hususlarını hedefleri arasına aldı. Hatta son zamanda ilk sıraya yerleştirdi...  Yukarıda sıraladığımız iki modelin sırasıyla en önemli temsilcileri olan Amerikan Merkez Bankası
(FED) ile Avrupa Merkez Bankası (ECB) ultra gevşek para politikaları ile ekonomilerini desteklemeyi sürdürüyorlar. FED, destekleme döngüsünün sonuna doğru ilerlerken ECB’nin henüz bu döngünün başında olduğuna ilişkin kuvvetli sinyaller alıyoruz. Bu eğilim, bol ve ucuz likidite kanalı ile finansal piyasaları olumlu tutuyor. Merkez bankalarının bu tutumlarını korudukları sürece, piyasaların da, kısa vadeli kesintilerin dışında, iyimser kalmayı yeğleyecekleri aşikar.

Dün ECB Başkanı Draghi’nin yaptığı açıklamalar dikkate değerdi. Avrupa Parlamentosu’nda konuşan Draghi, gerekli görülen her türlü politika aracının kullanılması hususunda ECB üyelerinin görüş birliği içinde olduğuna vurgu yaparak niceliksel genişleme beklentilerini canlı tuttu.

Bilindiği üzere, ECB’nin 5 Haziran’da aldığı kararlar içerisinde a) mevduat faizinin negatife çekilmesi, b) sterilizasyona tabi olan yaklaşık 170 milyar Euro’luk likiditenin piyasalarda bırakılması, c) T-LTRO olarak adlandırılan operasyon ile kredi verme karşılığında bankacılık sektörüne likidite sağlanması (0.4-1.0 trilyon Euro arasında değişen rakamlar telafuz ediliyor) maddeleri yer alıyordu. Bunlara ilave olarak, varlığa dayalı menkul kıymet alımı ile niceliksel genişlemenin de masanın üzerinde olduğu belirtilmişti. ECB’nin uygulamaya koyduğu hususların istenilen sonucu vermeyebileceği, bu nedenle de masanın üzerinde olan diğer iki opsiyonun hayata geçirilmesi yönündeki görüşler kuvvetli bir şekilde dile getiriliyor. Draghi, dünkü açıklamasında bu görüşlere cevap vermiş gibi görünse de uygulamadaki sorunlardan ötürü mali piyasaların sözden ziyade adım atılmasını bekledikleri kanaatindeyiz. Bu nedenle de Draghi’nin dünkü açıklamalarının mali piyasalar üzerindeki etkisi çok sınırlı kaldı.

Yukarıdaki paragraflarda, merkez bankacılığı ekolleri üzerinde kısaca bir değerlendirme yapıyoruz. Bu kısa analiz içerisinde TCMB’ye de kısa bir yer ayırıp Perşembe günkü Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısını değerlendirmek anlamlı olabilir. TCMB, AB muktesebatına uyum çerçevesinde, Kıta Avrupası merkez bankacılık ekolü paralelinde yapılandırılmış ve hedefi “fiyat istikrarını sağlamak ve sürdürmek” olarak belirlenmişti. Siyasi otorite tarafından belirlenmiş ve yasayla güvence altına alınmış bu hedefi yakalamak adına ne tür araçların kullanılacağı ise, yine yasa ile TCMB’nin bizzat kendisine bırakılmıştı. Yani, TCMB’ye amaç anlamında bağımsızlık verilmezken araç anlamında tam bağımsız bir kurum olarak dizayn edilmişti.

Ancak, Lehman sonrası dönemde, tıpkı dünyadaki temel eğilim gibi, TCMB’nin de istihdam, büyüme ve finansal istikrar gibi hususlara odaklanması talep edidi. TCMB, bu taleplerin bir kısmını zaten karşıladı. Ancak, yasası gereği hiçbirini fiyat istikrarının önüne çıkarmak istemedi. Son dönemde, siyasi cepheden gelen talepler, büyüme ve istihdam hususlarının ön plana çıkarılmasını arzu ediyor. Aslında, bu tarz talepler medyada kısır bir şekilde değerlendirildiğinden dolayı ana hususun gözardı edildiği kanaatindeyiz zira dünyadaki eğilime paralel olarak TCMB’nin de hedeflerinin revize edilmesi isteniyor. Yani, TCMB’nin Kıta Avrupası ekolünden Anglosakson ekolüne geçişi için bir arayış içerisinde olduğumuz aşikar. Tıpkı, ECB gibi... TCMB’nin son iki ay içinde attığı adımları bu çerçevede değerlendirmek doğru olacaktır zira siyasi cepheden gelen yasa değişikliği sinyalyle TCMB’nin de-facto anlamda bir “ikili hedef / dual mandate” noktasına evrildiğini düşünüyoruz. Yani, TCMB’nin faiz kararlarının ardında büyüme ve istihdamın, geçmişe oranla daha fazla yer aldığını tahmin ediyoruz. Önümüzdeki dönemde bu husus mantıklı bir zeminde tartışılıp daha netleşecektir.

TCMB, Mayıs ve Haziran aylarında aldığı kümülatif 125 baz puanlık faiz indirim kararlarına neden olarak a) Azalan belirsizlikler ve risk primi göstergelerindeki iyileşme, b) Getiri eğrisinin yataya yakın seyretmesi, c) enflasyon gelişimi ve beklentilerinde iyileşme yaşanacağı tahminden hareket etmişti. Bu unsurlardan ilkinin hala gündemde olduğunu ve yurtdışı kaynaklı fon girişleri ile risk primlerinin düşük seviyelerde seyretmeye devam ettiğini gözlemliyoruz. Bu unsur, TCMB’nin faiz indirimlerine devam edebileceğini gösteriyor. Faiz eğrisinin şekli hala yataya yakın ve yatay şeklin korunması için TCMB’ye 50 baz puanlık bir indirim imkanı da sağlıyor (bu yönde bir karar sonrasında eğrinin sınırlı miktarda dikleşeceğini not etmekte yarar var). Ancak, enflasyon görünümü ve beklentileri bir türlü iyileşmiyor. Cuma günü açıklanan beklenti anketine göre 12 ay sonrasına ilişkin yıllık TÜFE artış beklentisi %7.27, 24 ay sonrasına ilişkin beklenti ise %6.73 ile TCMB’nin tahmin ve hedefinin üzerinde yer alıyor.

Piyasa beklentilerinin biraz daha yukarıda olduğunu not etmekte yarar var.
Bu husus, TCMB’nin faiz indirimine gitmesine mani görünüyor. Ancak, bir önceki paragrafta vurguladığımız üzere, TCMB’nin hedefinde yaşanan de-facto değişim nedeniyle buna çok önem atfetmeyeceğini düşünüyoruz. Bunların netinde, TCMB’nin Perşembe günü politika faizinde 50 baz puanlık bir indirime gideceğini ancak faiz koridorunu aynen koruyacağını tahmin ediyoruz.

Bu sabah Asya piyasalarına, dünden taşınan iyimser bir seyir hakim. Bu tablonun günün geneline yayılmasını bekliyoruz. ABD’de açıklanacak olan perakende satışlar ile Empire imalat sanayi endeksi ile Almanya’da ZEW tüketici güven endeksi yakından takip edilecek. FED Başkanı Yellen’in Senato’da yapacağı sunumun önemli olduğu kanaatindeyiz (TSİ17:00). ABD’de ayrıca şirket finansalları takip edilmeye devam edilecek. Türk mali piyasalarının ise yurtdışına paralel temkinli iyimser seyrini koruyacağını öngörüyoruz. Hazine, dün düzenlediği iki ayrı borçlanma ihalesinin ardından bugün de iç ihraç gerçekleştirecek. USDTRY kuru son bir ay içerisinde yaşadığı sıkışma kanalını aşağı yönde test ediyor. Bunda başarılı olması durumunda 2.10’a doğru bir hareket gündeme taşınabilir. Ancak, dün de ifade ettiğimiz üzere bu yönde bir hareketin yakın vadeli risklerin kapatılması yönünde kullanılması gerektiğini düşünüyoruz. EURUSD paritesinde de benzer bir sıkışma eğilimi gözleniyor. ECB ya da FED cephelerinden yeni sayılacak cinsten açıklamalar gelene kadar EURUSD paritesindeki sıkışmanın da süreceğini öngörüyoruz.

 

 

Uyarı Notu:
----------------------------------------------------------------------------------
Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeler yatırım danışmanlığı kapsamında değildir.  Yatırım danışmanlığı hizmeti, yetkili kuruluşlar tarafından kişilerin risk ve getiri tercihleri dikkate alınarak kişiye özel sunulmaktadır.  Burada yer alan yorum ve tavsiyeler ise genel niteliktedir.

Bu tavsiyeler mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. HSBC bu dokümanda yer alan menkul kıymetler, finansal enstrümanlar veya benzeri bir yatırım enstrümanının kendi adına ve hesabına ticari amaçla alım/satımını yapabilir; son 36 ay içerisinde bu enstrümanları satın almayı taahhüt etmiş olabilir; veya yöneticiler ile çalışanlarla birlikte alış ya da satış yönünde bir pozisyon almış bulunabilir. Bu dokümanda yer alan menkul kıymetler veya finansal enstrümanların tamamı veya bir kısmının alış/satışından doğan komisyon veya masraflar HSBC tarafından veya onun adına görevli şahıslar tarafından alınabilir.

HSBC bu dokümanı, güvenilir olduğunu düşündüğü fakat bağımsız olarak doğrulanmamış kaynaklardan alınan bilgilere dayandırmaktadır.  İfade edilen fikirler ve tahminler istendiği anda bildirim yapılmaksızın değiştirilebilir. Sunulan göstergesel alım/satım bilgilerini, gerçekte HSBC'nin alım/satım yaptığı/yapabileceği alım/satım bilgileri olarak yorumlanmamalıdır. Sunulan tüm tablo ve grafikler halka açık kaynaklardan ya da kurumumuzca hazırlanmış tablolardan alınmıştır. Bu dokümanda yer alan rakamlar geçmiş performansla ya da modellenmiş geçmiş performansla ilişkili olabilir. Geçmiş performans gelecek performansın güvenilir bir göstergesi değildir.

Bu dokümanın tamamen veya kısmen çoğaltılması ya da içeriğinin HSBC'nin önceden izni olmaksızın ifşa edilmesi  kesinlikle yasaktır.

Bu doküman, dağıtımının hukuka ve ilgili mevzuata aykırı olan herhangi bir ülkedeki herhangi bir kişi veya kuruma dağıtılmak ya da bunlar tarafından kullanılmak amacıyla oluşturulmamıştır.Bu dokümanda atıfta bulunulan ürünler, yatırımlar ve işlemlerle ilgili bağımsız bir değerlendirmede bulunmak ya da araştırma yapmak tamamen kullanıcının sorumluluğunda olup, bu dokümandaki herhangi bir bilginin yatırım tavsiyesi teşkil ettiği düşünülmemelidir. HSBC size yasal, vergiyle ilgili ya da diğer uzman tavsiyeler sağlamaktan sorumlu değildir. HSBC ya da herhangi bir HSBC görevlisi, yöneticisi, çalışanı ya da acentesi işbu dokümanın tamamen ya da kısmen kullanılmasından doğan herhangi bir kayıp ya da zararla ilgili yükümlülük kabul etmez.