Abdurrahman Yıldırım

Almadan para vermenin maliyeti niye herkese çıkıyor?

Son dönemde ekonomi politikaları içinde bankaların adı daha sık duyulmaya, bankacılık sektörü daha fazla kullanılmaya başlandı. Şirketler zorda, bankalar kredi yapılandırmayı yürürlüğe koyuyor. Bankalar Birliği, TOBB ile Anadolu turunda şehir şehir diyalog toplantıları yapıyor, sorun dinliyor ve çözmeye çalışıyor. Finansal sistemin yüzde 94’ü bankalar üzerinden işliyor, yani tek ayaklı. Sermaye piyasası eksik ve tek ayakla ekonomi dünyada rekabet gücü kazanmaya çalışıyor.

Bu aşırı yükün altından kalkmakta sistem giderek zorlanıyor. Dün TÜSİAD-EAF’ın enflasyon konulu toplantısında dinlediğim Bankalar Birliği Genel Sekreteri Ekrem Keskin’in uzun vadeli bakış açısı da tam bunu ortaya koydu.

KAYNAKLARIN YARISI YABANCI

- Bir kere bankalar giderek daha fazla yabancı kaynak kullanmak durumunda kalmış. Yabancı para üzerinden kullanılan kaynakların toplamı GSMH’ya oranla 2009’dan bu yana 30 puan arttı. Yerli para kaynakları ise 2 puan azaldı. Banka kaynaklarının yüzde 45’i yabancı para üzerinden olurken yerli para kaynaklarının payı yüzde 55’e indi.

MEVDUATIN VADESİ 2.8 AY

-Yani ekonomik faaliyetler giderek artan oranda yabancı kaynaklarla fonlanıyor. Yerli tasarruflar büyüyemediği için, sistem kendini dışarıdan fonlama yoluna gidiyor. Kurdaki değişim, kullanılan para birimlerindeki bütün risk ve avantajları da kaynak kullanıcılarına yansıyor.

- İkinci önemli nokta ne yapılırsa yapılsın Türkiye’de mevduatın vadesi uzamıyor. Yerli veya yabancı para fark etmiyor. Vadenin en kısa olduğu 1990’lı yılların ortasında mevduatın ortalama vadesi 3.3 ay iken, 2002-2018 döneminin vadesi 2.8 ayda kaldı.

- Toplanan mevduat ile verilen kredilerin vadesi ise çok daha uzun. Mevduatın yüzde 94’ünün vadesi 3 aya kadarken, aynı vadedeki kredilerin oranı sadece yüzde 20. Yani arada nerede ise 5 katı bir fark bulunuyor.

- Bu da vade ve faiz riskini beraberinde getiriyor. Burada kısa vadeli para verip ya da kısa vadeli mevduat yapıp, dönüp çok daha uzun vadeli kredi istemenin sonucunu görüyoruz. Aynı zamanda verdiğinden daha fazla para istemenin yol açtığı tablodur da.

- “Almadan vermek Allah’a muhsustur” derler. Bankacılık sektörü de yurt içinden yeterince kaynak sağlayamayınca yurt dışına yöneldi, bunun bedelini de hem kaynak kullanıcıları hem buna aracılık eden sektör ve tüm ekonomi ödüyor. Yüksek kur, faiz ve enflasyonla ya da kurtarmalarla ödediğimiz gibi.

Kredi maliyeti 5 yılda iki katına çıktı

- Yükselen enflasyon mevduata talep edilen faizi yükseltiyor. Bu da mevduatın bankalara paçal maliyetinin artmasını beraberinde getiriyor. 2013 ve Temmuz 2018 için kredilerin maliyet hesabı bitişikte yer alıyor. 2013 yılında enflasyon yüzde 7.4 iken mevduatın paçal maliyeti yüzde 6.5’e geliyor ve kredinin toplam maliyeti yüzde 15.7’ya çıkıyordu.

- Temmuz 2018’de enflasyon yüzde 15.5 iken mevduatın paçal maliyeti yüzde 17.8’e çıkıyor. Kamusal yükler yüzde 7.6, risk primi ve operasyonların yükü yüzde 5.6, kredinin nihai maliyeti ise yüzde 33.2’ye çıktı. 5 yılda iki katına çıkan bir kredi maliyeti söz konusu.

ENFLASYONUN 6 TAHRİBATI

Dr. Ekrem Keskin bunlara dayanarak yükselen enflasyonun bankacılık sektörüne hiç yaramadığını söyledi. “Yükselen enflasyonun ekonominin ve finansal sektörün eko sistemini bozduğunu” belirten Keskin yüksek enflasyonun tahribatını şu başlıklarda topladı:

- Risk primi yükseliyor.
- Büyüme yavaşlıyor.
- TL ve yabancı para dengesi bozuluyor.
- İç kaynaklardan dış kaynaklara yönelim artıyor.
- Kaynak verimi ve karlılık düşüyor.
- Aracılık maliyeti yükseliyor.

Enflasyon hiçbir sektöre yaramıyor ama yükselmeye de devam ediyor.

Yukarı