Cüneyt Başaran

PMI verisi

JP Morgan, küresel bazda üretim sektörü odaklı aktiviteyi ölçmek için, ülkelerden topladığı PMI (Satın Alma Yöneticileri) anketlerinden bir endeks yapmış. İsmi; JP Morgan Global Manufacturing PMI.

Bu endeksin 50 seviyesinde kalması, ekonomik aktivitede bir ay önceye göre herhangi değişiklik olmadığını söylüyor. 50’nin üzerine çıkması işlerin açıldığı, altına inmesi ise ekonomik aktivitenin azaldığını gösteriyor.

Haziran sonu itibariyle JP Morgan Küresel Üretim PMI endeksi 49.4 seviyesine inmiş. Aslında endeks, 2018 ilk çeyreğinden beri geriliyor. Ancak 2012’den beri ilk kez 50 seviyesinin altına indi ve küresel ölçekte daralma sinyali verdi.

Satın Alma Yöneticilerinin yatırım, stok, üretim gibi kararlarını negatif etkileyen en önemli unsurların ticaret savaşları ve küresel ihracattaki düşük hacim olduğu ortaya çıkıyor. Arka arkaya 10 aydır yeni ihracat siparişleri küresel ölçekte azalıyor.
Ülke bazında bakıldığında ise, Çin, Japonya, Almanya, İngiltere, G.Kore, İtalya ve Rusya Üretim PMI verileri 50 seviyesinin altına inmiş durumda. Bu saydığım ülkeler küresel GSYH’nın yüzde 30’undan daha fazlasını oluşturuyor.

Japonya’da toplam ihracat geçen yıla göre yüzde 7 seviyesinde azaldı. G. Kore’de ise ihracat hacminde düşüş geçen seneye göre yüzde 13. İhracat devi olan Çin’de ise, geçen hafta açıklanan yüzde 6.2’lik ikinci çeyrek büyüme rakamı son 30 yılın en düşüğü.

Diğer taraftan ABD, Hindistan, Brezilya ve Avustralya’da üretim -PMI verileri zayıflasa da- henüz daralma sinyali üreten 50 seviyesinin altına inmiş değil.

Tablo yukarıdaki gibi..

Küresel ölçekte işler iyi gitmiyor. Üretim bacağında sıkıntı var. Özellikle ihracatçı ülkeler, bu durumla nasıl başa çıkacaklarını bilemiyor.

GSYH’sının yüzde 35’ine yakın kısmı üretim odaklı aktiviteden gelen ve yıllık 1.3 milyar Euro’luk (GSYH’nın yüzde 40’ı) ihracat yapan Almanya’nın, otomobil ve makine teçhizatı ihracatında yaşanan sıkıntıları sonrası, yıllık büyüme oranı yüzde 0.7’lere kadar indi. Bu Almanya’da 2013’den sonra görülen en düşük büyüme rakamı.

İşin kötüsü, bu durgunluğun kalıcı olabileceği de sık tartışılmaya başlandı. Bu kaygılar sonrası, Euro Bölgesi için 2020 büyüme tahmini de yüzde 1.4’e çekilerek revize edildi.

Buna önlem olarak da siyasetçilerin ve piyasanın aklına gelen tek şey Merkez Bankalarını yeniden göreve çağırmak.

FED ve ECB faiz indirecek ama …

Avrupa Merkez Bankası’nın mevcut eksi 0.4 olan mevduat faizini eksi 0.5’e indirmesi bekleniyor. Yine aynı zaman diliminde FED’in de mevcut yüzde 2.25-2.50 arasındaki politika faizini yüzde 2-2.25 arasına çekmesi büyük olasılık.

Bunun yanında gelişen ülkelerde sadece geçen hafta içinde G.Afrika, G.Kore, Endonezya ve Ukrayna faiz indirimine gittiler. Türkiye’nin de önümüzdeki hafta 200-300 baz puan arasında politika faizini indirmesi bekleniyor.

Peki sorun faiz mi?

Türkiye’yi bir kenara koyarsak, FED dışında küresel ölçekte faizlerini ciddi artıran bir ülke merkez bankası yoktu zaten.
Avrupa Merkez Bankası ve Japon Merkez Bankası uzun süredir negatif faiz uyguluyor. Çin Merkez Bankası 2015 yılında faizleri indirmeye başladı ve mevcut yüzde 4.35’lik fonlama faizi son 20 yılın en düşük oranı. Üstelik bilançosunu da o dönemden beri sürekli büyütüyor. Yani parasal genişleme yapıyor.

Ancak yazının ilk bölümünde belirtiğim üzere düşük faiz ve bol likidite, ihracat odaklı bu ekonomilerin toparlanmasına yetmedi.

Diğer taraftan mevcut ortamda yüzde 2.5 faiz oranı ile en yüksek faiz haddini uygulayan ve "faiz indirecek" diye gözünün içine bakılan FED’in sorumlu olduğu ABD ekonomisinde, geçen sene yüzde 2.9 büyümeyle tamamlandıktan sonra, yılın ilk çeyreğinde de yüzde 3.1’lik büyüme yakalandı.

İstihdamda son 40 yılın en iyi verileri hala korunuyor. Ekonomik aktivitenin üçte ikisinin gerçekleştiği iç tüketimde de canlı bir tüketici harcama aktivitesi görülüyor.

ABD ekonomisinde de özellikle üretim tarafında bir miktar zayıflama belirtileri görülse de, faiz oranları ile yüksek korelasyonu olduğu düşünülen “iç tüketim ve istihdam piyasaları” halinden oldukça memnun.

Bu sebeple, FED’in olası bir ya da iki faiz indirime bel bağlayan ancak kendi ekonomisinde oluşan tahribata önlem alamayan ülkeler için ortaya çıkan kısa süreli iyimserliğin kalıcı olacağını düşünmüyorum.

İhracat odaklı ekonomiler, tasarrufların yetersiz olduğu bankacılık modelleri, düşük katma değerli üretim bandı üzerine kurulmuş sanayiler için belki de şans kapıyı son defa çalıyor.

Umarım herkes bu son turda, en iyi oyununu oynar.

Yukarı