Gökhan Şen

Hakikat ötesi çağda faizleri düşürmek

Batı, özellikle de müreffeh ülkeler hiç görmedikleri kadar yumuşak yastıklarda oturuyorlar. Ortalama yaşam beklentileri zirvede, işsizlik dip seviyede, konfor ve teknolojiden faydalanma görülmemiş yerlerde...

Buna rağmen, mutsuzluk artıyor. Tam ifade etmek gerekirse, refahın bu dozundan sonrası daha fazla mutluluk getirmiyor*. Toplumda görülen bu mutsuzluğu mobilize eden ve oya tahvil edenler ise popülist liderler. Bu liderlerin de şekillenmesine katkıda bulundukları post-truth / hakikat-ötesi çağın karakteristik özelliklerinden biri neyin doğru olduğundan ziyade kimin söylediği.

Kimin ne amaçla söylediği, söylenenin gerçekle arasında bir bağ var mı yok mu muhasebesini ortadan kaldırıyor.

***

Memleketimizde çok şükür ki enflasyon düşmeye başladı. Ne var ki hâlâ çok yüksek. Neye göre yüksek? Diğer gelişen ülkelerin ortalama enflasyonunun kabaca 3 katı, gelişmiş ülkelerin en az 10 katı, bizim son yıllardaki enflasyonumuzun 2,5 katı, Merkez Bankası'nın hedefinin 4 katı...

Diğer yandan ise ekonomide sert bir iniş var. Neye göre sert iniş diyorum? Türkiye çeyreklik yüzde 2'li büyümelerden son çeyrekte yüzde 1'lik daralmaya geçtiği için.

İşte bu noktada enflasyonun düşmesi gerektiğini gerçekten savunan bir avuç kişinin tezi şu: Bırakın ekonomideki dengelenme / sert daralma sürsün. Enflasyon başka türlü kalıcı olarak düşmez. Diğer yanda ise enflasyon zaten düşüyor, derhal ekonomiye müdahale edin diyen bir kamp var. Onları da anlıyorum. Ülke gerçeklerinden kopuk değiller. Acıyı görüp, Türk usulü bir çözüm ile onu dindirmeye çalışıyorlar. Alaturka bir pansuman önerdikleri.

Ancak tartışma konusu bu değil. Dediğim gibi fikri anlıyorum. Bari düzgün tartışalım, benim önerim bu.

***

Biz, faizlerin düşmesini mi istiyoruz yoksa faizin TCMB tarafından indirilmesini mi?

Aynı şey değil mi? Değil. Çünkü dünyanın her yerinde olduğu gibi, Türkiye'de de piyasa faizlerini belirleyen merkez bankası değil. Piyasa faizlerini indirecek, kredi maliyetlerini aşağı çekecek kanal piyasa kanalıdır. Yani özel sektör. Bu birkaç kanaldan olur.

Enflasyonun düşeceğini öngören tasarruf sahipleri ve fon yöneticileri Hazine tahvillerinde alıma geçerler. Böylece düşen enflasyon ortamında fazladan reel getiri elde etmek isterler. Bu ülkece borçlanma maliyetlerimizi düşürür. Bireyler milli paralarının yüksek enflasyona ezilmeyeceğini düşünerek ellerindeki dövizi bozarlar ve kendi birikimlerini yerel paralarında değerlendirirler. Yabancı yatırımcılar güven duyarak TL varlıklara yönelirler, bu faizleri aşağı iter. Yerli para ile ticaret önerdikleriniz paraya güven duyarak TL tercihlerini artırırlar. Güçlü ve istikrarlı bir paraya sahip ülkenin şirketlerine bankalar daha fazla teminat mektubu verirler.

TL rahatlar, faizler düşer.

Aksinden gitmek ise faizleri yükseltir. Yani prematüre bir faiz indirimi milli paraya değer kaybettirir ve faizleri yukarı çeker. İnanmayan dönüp birkaç ay önceki halimize bakabilir. Düşük faiz ödeme çabamız faizleri yukarı çektiği gibi paramıza da değer kaybettirmiştir. TCMB'nin yaptığı fonlama özel sektörün imkanlarının ancak yüzde 3'üne tekabül eder. Yapacağı rahatlama semboliktir. Sinyal etkisi vardır. Yanlış sinyal yanlış yola sapmaya neden olur. Erken dönersek başka semte gideriz. Sonra tekrar dönüp gelmek zaman alır.

* Bu konuya ilişkin uzunca bir bölümü Wilkinson & Pickett'in Su Terazisi adıyla Türkçeye çevrilen kitabında bulabilirsiniz

 

Yukarı