Advertisement
Gökhan Şen

Reform paketini nasıl değerlendirelim?

Yapısal dönüşüm adımları olarak tanıtılan paket açıklandı. Finansman akışının güvenle ve ulaşılabilir olması, enflasyonun gıda kaleminin kalıcı olarak düşmesi, vergi adaletinin sağlanması ve üretimde stratejik planlamanın yapılması üstüne bina edilmiş 4 ayaklı bir program bu.

Bu ayakları alt başlıklar halinde zaman içerisinde devreye almak istiyor ekonomi yönetimi. Mayıs ayında tarım reformu ve sanayide yerlileştirme programı düşünülmüş. Ağustos için ihracat ana planı ve Eylül’de turizm & lojistik ana planları düşünülmüş. Yıl sonu içinse BES ve kıdem tazminatı, sosyal güvenlik reformu, istihdam eğitim planlaması ve yargı reformu takvime bağlanmış.

Ana hatları ile açıklanan plan bu.

Bir giriş olması için öncelikle zamanlama ve reformların ruhundan, ardından da beklentilerden bahsetmek gerekiyor. İstanbul’da seçimlerin sonucunu bir türlü ilan edemediğimiz bir zamanda açıklanan program ‘hazır olmayan kulaklara’ anlatıldığı için hayata ‘dezavantajlı’ atılmış oldu. Zamanlama sorunu paketi anlatmayı zorlaştırdı, bunu kabul edelim.

Paketin içerik olarak hiçbir sorunu görünmüyor. Yargı, enflasyon, sorunlu krediler gibi pek çok beklenti karşılanmış durumda. Burada duralım. Çünkü bir sonraki durakta zamanlama ve uygulama gibi konu başlıkları var. Enerji, inşaat şirketleri gibi döviz riski taşıyan ve nakit akışında sorun olan sektörler için alarm zilleri çok önce çaldı. Oysa o sıralar şirketlerin gayet sağlıklı olduğunun iletişimi yapılmıştı. O gün sorun tespit edilse bugün bazıları için hayat daha kolaydı. İtirazlar biraz buradan kaynaklanıyor.

*

Paketi baştan reddetmek oldukça güç keza bunca maddeyi bir çırpıda okuyup hazmetmek ve ardından fikir oluşturmak epey zor. Diğer yandan, hemen sevinçle karşılamak da bir o kadar zor. Nedeni, planların henüz sektörlerin tüm temsilcileri ile tam mutabakat sağlanmadan ve teknik güçlüklere karşı dayanıklılık testi yapılmadan ham halleri ile servis edilmiş olmasıdır.

Henüz devreye alınmamış planlardan ziyade, ben özellikle daha kısa vadede devreye girecek finansman tarafını incelemek isterim.

Bu kısım, kamu bankalarına behemahal sermaye konulması ile başlıyor. Özel bankalara ilişkin mevcut uygulamaları sıralıyor, icra iflas kanununda değişikliklerle zombi şirketlerin yaşam döngüsünü daha kolay sonlandırma planı ile ilerliyor ve sorunlu sektörlere borç / hisse takası planı ile bitiyor.

Ekonomi yavaşken ve işsizlik yükselip şirketler zorlanırken dünyanın her yerinde kamu, döngü karşıtı politika uygular. Maliyeyi açar ve kimi zaman arzda kimi zamansa talepteki tıkanıklıkları açar. Bu yönüyle banka sermayelendirmesi oldukça doğru bir adımdır. Son aylarda kredi büyüme yükünü sırtlayan kamu bankalarımız için destek önemlidir ve doğrudur. Elbette bu kredi genişlemesi doğru alanlara aktığı sürece.

Peki bankalar nasıl sermayelendirilecek? Hazine, 28 milyar TL büyüklüğünde bu kurumlara özel tahvil ihraç edecek. Eş anlı olarak bu bankalar da sermaye niteliğinde bono ihraç edecekler. Karşılıklı olarak birbirlerinin bonolarını almış olacaklar. Yeni durumda, Hazine bütçe sınırları içinde kaldığı için ve iki tarafın aktif / pasiflerinde aynı oranda artış olacağı için net borç oluşmayacak. Bankalar elde etikleri bonoları TCMB’de repoya teminat olarak kullanabilirler. Bu da operasyonlarında ve rasyolarının doğru görünmesinde yardımcı olacaktır. Ekim ayında İşsizlik Fonu kamu bankalarından 11 milyar TL’lik bono satın almıştı. Böylece toplam destek 39 milyar TL’ye varmış oldu.

Kamu bankaları hepimizin. Üstlendikleri rol çok önemli. Desteklerin bu yüzden toplum vicdanında kabul görmesi esastır. Bu sebeple, önümüzdeki dönemde şeffaflık ve etkin bankacılık örnekleri ortaya koymak mecburiyetimiz vardır.

Özel bankalar ise halihazırda sermaye artırmış durumdalar. Sistemde sorunlu olarak gördüğümüz ancak henüz tahsil edilemeyen alacak (TGA) olarak tasnif etmediğimiz kredilerin büyüklüğü 276 milyar TL. Bunun 106 milyar TL’si yeniden yapılandırılmış durumda. Yine sistemdeki toplam 2,51 trilyon TL’lik kredilerin 107 milyar TL’si TGA durumunda. Bunların ise %70’ine karşılık ayrılmış. Sistemde aktif kalitesi bozuluyor ancak yeterli koruma mevcut.

İşte şimdi bu sorunlu krediler ve TGA’lar için bir sistem düşünülüyor. (tahminen) Bu sistemde borçlu şirketlerin varlıkları düşük değerlerden sayılacak ve içinde kamu olmayan fonların katılımı ile likiditeleri sorunlu ancak normal şartlarda varlıkları daha fazla edecek bu şirketlerden hisse alınacak. Şirketler ise bu hisse karşılığında borçlanmış olacaklar. İnşaat ve enerji sektörleri için bu model öngörülmüş.

Tıkanıklık yaşayan bu sektörler için eğer anılan model oluşturulabilirse bu olumlu olur. Tartışmasız. Bununla birlikte, bu sektörlerdeki kredilerin büyüklüğü toplam kredilerin %25’ine yaklaştığı için kurulacak mekanizmanın kısmen sembolik olacağını, acıları azaltacağını ancak hastalığı geçirmeyeceğini de değerlendirmek gerekir. Bir diğer nokta, böylesi önemli bir mekanizma açıklandıktan sonra ivedilikle icraata geçilmesi gerekliliğidir. Bu sebeple model çoktan oluşma aşamasına gelmiş olmalıydı. Dünya örnekleri gösteriyor ki kurtarılma beklentisi yaratıldıktan sonra ismi geçen sektörlerde kredi ödeme alışkanlıkları eskisi gibi olmayabilir.

*

Paket oldukça kapsamlı ve zamana yayılacak şekilde dizayn edilmiştir. Dokunduğu noktaların doğruluğu konusunda sanırım tartışma yoktur. Paketin iletişimi, zamanlaması ve uygulanabilirliği ise sorgulanmaktadır. Zaman içinde doğru iletişim ve uygulama örnekleri & becerileri göstermek zorunludur.

Yukarı