Gökhan Şen

Döviz piyasası ve kuru düşürme yöntemi olarak müdahale

Türk Lirası, yarım euro ve yarım dolardan oluşan sepet karşısında yıl başından bu yana %13 değer kaybetti. Arjantin Pesosu büyük gelişen piyasalar içinde TL’den %2,5 fazla değer kaybederek ilk sırayı almış durumda. TL ise listede ikinci.

Kurun geldiği seviyenin yarattığı finansal istikrara yönelik riskler, enflasyon hedefi ile çelişecek seviyelere hızlı gelmiş olması ve ekonomiye yönelik yarattığı tehlike ‘kamu bilincini’ harekete geçmeye itti.

Birçok kaynağa dayandırılan ve piyasadaki döviz gelişmelerinden izlenebildiği kadarıyla kamu bankaları bu yolla döviz satıyorlar. Böylece kurun daha fazla yükselmesi engellenmiş oluyor.

Diğer yandan, bu satışların etkisini doğrudan TCMB bilançosunda gözlemler hale gelince, hatırlarsanız bir tartışma çıkmıştı. Banka, Enflasyon Raporu toplantısında rezervlerindeki azalışı ‘bankaların likidite ihtiyaçlarına’ bağlamıştı. Son 7 iş gününde yine birçok kaynağa piyasaya döviz arzı bu kanalla geliyor.

Sonuç olarak TMCB’nin rezervlerindeki net pozisyon azalmayı sürdürüyor. Çift haneli swapları içinden çekince MB’nin tek hanelerin düşüğünde bir net döviz rezervi kalmış durumda. Bu dolaylı müdahale kullanılan bir yöntem mi ve uygulamada yeri var mı?

*

İsrail Merkez Bankası ve Uluslararası Takas Bankası (IBS) çalışmaları birçok merkez bankası ile anket yaparak hazırlanmış. Bu anketlerde müdahale ederek döviz kuruna etki etmenin doğası araştırılmış ve neden – sonuç ilişkilerine yine bizzat küresel merkez bankalarının cevaplarından yola çıkılarak bakılmış.

Bu anketlerden çıkan sonuçlara göre merkez bankalarının önemli bir bölümü kura müdahaleyi olumlu karşılıyorlar. Sonuçlarının da %80’den fazla olumlu ya da kısmen olumlu karşılıyorlar. Sterilize edilen yani para tabanını büyütmeyen ve genişleyici olmayan bu tip müdahalelerin başarısına inanıyorlar.

Neden müdahale ediyor bu bankalar?

2008 finansal krizi burada adeta bir dönüm noktası olmuş. Kriz sonrasında bankalar önce sermaye akımları kaynaklı volatiliteyi engellemek, ardından kur oynaklığı para politikasını tehdit etmesin diye sahneye çıkmışlar.

Çok farklı para rejimindeki bankalar bunu yine farklı yöntemler kullanarak yapmışlar. Bunu yapmadan önce ilanen duyurmamışlar, yani sürpriz olması için çaba sarf etmişler. Şok etkisini kullanarak daha fazla sonuç almayı denemişler. Bunu hemen hemen tamamen spot piyasayı kullanarak yapmışlar ve sonuçları paylaşırken de pek cömert olmamışlar. Müdahaleler ortalama her hafta yaşanmış!

*

Türkiye’nin durumuna geldiğimizde benzer metotlar kullanıldığını görüyoruz. Ancak ayrıştığımız birkaç temel nokta var ki sonuçların benzerliğini, detaya girince ortadan kaldırıyor.

Her şeyden önce bizim iletişimimiz müdahale olmadığı yönünde. Oysa MB rezervlerini kontrol eden kolaylıkla buradaki sert azalışı görebiliyor. Rezervler gayet şeffaf şekilde paylaşıldığı için bunu izlemesi bir yandan da kolay. İkinci mesele rezervlerin seviyesi. Swapları düşünce nette 3-4 milyar dolara indiğini hesapladığımız net rezervler bu çapta bir müdahale için yeterli değil.

Mali politikamızın genişliği ve üstümüzdeki seçim baskısı, ABD ile jeopolitik gerginlikleri de ekleyince çevre kontrolü de karşıdan karşıya geçmemize müsaade etmiyor. Öyleyse neden yeşilin yanmasını beklemek yerine trafiğin içine ve arabaların arasına dalıyoruz?

Bu sorunun yanıtını piyasa veremiyor.

Çok sert daralttığımız ancak fonlama kompozisyonunun bozuk olduğu cari açık varken, MB rezerv biriktirme politikasına bağlı olduğunu açıklarken neden ısrarla döviz satıldığını Türkiye’ye fon getirmek isteyenler de anlayamıyorlar ve gereksiz yere spotlar üstümüze dönmüş oluyor. Yanıt kuru düşürmek içinse, kurdaki yükselişin son turda zaten rezervlere ilişkin endişelerle olduğunu hatırlamamız gerekir.

Seçimlere yönelik, kısa vadeci ekonomi politikalarının hep uzun vadeli potansiyeli yok ettiğini görmemiz gerekiyor. Aynı yöne bakan para politikaları & maliye politikası, düşen siyasi risk primi ve uzun vadeli çıkarlarına odaklanmak… Bunları bir programa bağlamak ve tıkır tıkır işletmek…

Memleketçe, çözüme giden yol bu.

Türkiye’nin bu planın dışında kalan adımları istenen sonucun aksi tepkiler doğuruyor.

 

Yukarı