Gökhan Şen

Dövizleşme & Dövizleştirme

Ülkemizde tutulan mevduatların yarısından fazlası döviz cinsinden. Döviz  tevdiat hesapları olarak andığımız bu birikimlerin getirileri / faizleri %3-4’leri aşmamasına rağmen tercih edilmelerini tartışmaya açmak gerekiyor.

Dolarizasyon olarak da bilinen bu sürece ben dövizleşme dedim.

Türkiye bu yolla neredeyse bir dual kur/çift para birimli sisteme terfi etmek üzere. Ancak kurlardan birinin kontrolüne sahip değiliz. Dolayısıyla bu siste ne sürdürülebilir ne de sağlıklı. Üstelik mevduattaki meblağın hatırı sayılır miktarı birkaç bin kişinin elinde olduğundan döviz artınca refah etkisini de tabana yayamıyoruz.

Dövizleşme neden bizi rahatsız ediyor?

Türkiye tüketim toplumuna doğru hızla evrilirken üretim yerini hizmetler sektörüne bırakıyor.

Gel gör ki tüketirken ve üretirken ithale bağımlıyız. Ortaya koyduğumuz çıktıda ithal yoğunluğu hızla artmakta ve %30’luk bir yoğunluğa varmış durumda.

İthal etmek ucuzdur politikası yeterli zaman geçip de döviz kuru yeterince yükselince şimdilerde bizi rahatsız etmeye başladı. Malların ve hizmetlerin fiyatları ulaşılamaz seviyelere varınca bu rahatsızlığın katsayısı arttı.

İçeriye sermaye akımları yavaşlayınca, cari açık kapamada 2018 şampiyonlarından olsak da dövizin önemini anladık. Lira’mız çok değer yitirdi.

Ekonominin barometresi olarak döviz takip edilmeye başlandı. TL varlıklar yüksek enflasyon korkusu sebebi ile mesafeli muamele gördü. Mesafe arttıkça kurlar değer yitirdi çünkü insanlar sattılar. Kurlar değer yitirdikçe ise enflasyon yükseldi. Eskiden %15’lerde olan kurun geçişkenlik etkisi en az 2 katına çıktı.

Öz Türkçe ile eskiden %10’luk kur artışı enflasyona 1,5 puan etki ederken şimdilerde en az 3 puan etki eder hale geldi. Böylece kur ve enflasyon bir spirale dönüştü. İnsanımız dövize yöneldi. Dolarize oldu. Algı dövize bakıp oluşmaya başladı ve yatırımlar dövizleşti.

Başkaca ne zararları var dövizleşmenin?

Finansal istikrarı tehdit ediyor. Gerek oynaklığı artırıp psikolojiyi bozarak, gerekse planlamayı imkansız hale getirerek.

Unutulmamalıdır ki kendi paramızı başka bir para ile ikame etmek aynı zamanda milli egemenlikten ödün vermektir. Başkaca ülkelere senyoraj hakkını devretmektir. Böylece AB ya da ABD ülkedeki tasarruflardan sadece elektronik para yaratarak ya da kağıt masrafı zahmetine girerek pay almaktadır.

Birikimleri ve beklentileri çift para sistemine göre şekillenen ve kendi parasına güvenmeyen bir toplumun ekonomisini nasıl yönetirsiniz? Para politikası ne kadar işe yarar? Etkinliği ne kadar artar?

 Sorunun cevabı kısa vadeli finansal tarihimizde gizlidir. Ekonomimizin sallandığı 2000 öncesinde toplam mevduatlar içinde dövizin payı %45’ti. Yıllar içinde bu %20’lere kadar indi. Ta ki günümüze kadar. Şimdilerde dövizin aldığı pay %55’e varmış durumda!

 *

 Tüm bunları konuşurken ve dövizleşmeden bahsederken dövizleştirmeden de bahsetmeyi atlamamak gerekir. Uzun yıllardır kamu ihalelerini dövizle yapan kamu otoritesinin buradaki payını anmadan geçmek doğru olmayacaktır. Kamunun kerterizi döviz olunca vatandaşın da dövize kont, dük muamelesi yapması kaçınılmazdır.

 Döviz rezervleri azaltmak pahasına dövizde kamu üzerinden satıcı olmak, Hazine’ye MB’den yedek akçe transfer yapmak, politik riskleri artırmak, döviz alımına vergi getirmek dövizleşmenin önünü kesmek şöyle dursun ne yazık ki ters yönde etki yapmaktadır.

 Peki çözüm nedir?

Çok basit. Enflasyonu düşürmek. Önce enflasyon hedefine inandırmak, ardından hedefi tutturmak. En öncelikli çözüm budur. Kamu dövizleştirmeyi bırakırsa, dövizleşme biter.

 

 

Yukarı