Güntay Şimşek

Sağlığın endüstri tarafı iyileşecek mi?

Yıllardır sağlık sektörünün endüstriyel boyutta ihmal edildiğini, hatta unutulduğunu yazıp durdum. İlaç fiyatlarında beyin terletmesiyle sağlanan verimlilik, devrim gibi iyileştirmeler, maalesef arka planda ilaç ve sağlık araç-gerecinin üretiminde yakalanamadı. Bir yönüyle tüketim tarafında, piyasa veya pazar kontrol altına alındı, ama üretimde, endüstri tarafında daha fazla beyin terletilmesine, kafa yorulmasına ihtiyaç duyulduğu için bu tarafta fazla bir gelişme olmadı. Şimdi sağlığın bam teline de dokunulacağını Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın açıklamalarından öğrenmiş bulunuyoruz.

"Sağlık Endüstrileri Dönüşüm ve Araştırma Platformu" toplantısında, Bakan Koca, yerli ve milli ürüne giden yolda çok önemli bir adımın atıldığını söylemiş. Bakanın verdiği bilgiler içinde ilaçta üretim/tüketim dengesinin lehimize olmadığı çok net anlaşılıyor. İlaçların kutu bazında % 80'i ülkemizde üretiliyor, fakat asıl keyfiyet arz eden değer açısından ise % 54 oranındaki ilaç doğrudan ithal ediliyor. Demek ki ilaca ödenen paranın çoğunluğu yurtdışına gidiyor. İçerde üretilen ilaçların hammadde, lisans gibi detaylarına girildiğinde ise elbette rakam daha da farklı olacaktır. Çünkü Türkiye’de üretilen ilaçların önemli bir kısmı dışa bağımlı. Başarılı olabileceğimiz bir alanda, tıbbi cihazda ise dışa bağımlılık oranımız % 84.

İlaçtan sonra “İkinci Devrim” mi?

Savunma sanayindeki gerçekler dikkat alınarak, zaman kaybedilmeden sağlık sektöründe kendi şirketlerimize de acilen destek verilmesi şart. Zira çok geç kalındığının altını çizmeye bile gerek yok. Bakan Koca, sağlık teknolojilerine yönelik projelerin destekleneceğine dikkat çekiyor, hatta üretime yönelik büyük projelere doğrudan kaynak aktarmayı planladıklarını da vurguluyor. Abartmadan ben de altını çizeyim. Eğer böyle bir destek objektif kriterlerle ortaya konup, sağlanırsa “sağlıkta ikinci devrim” gerçekleşecek demektir. Dolayısıyla Sağlık Bakanlığı’nın sektör paydaşlarıyla bu işin üzerine gitmesiyle Türkiye, sağlıkta ilaçta olduğu gibi daha verimliliği yakalamakla kalmayacak, önümüzdeki yıllarda sağlık araç-gereci ihracatı yapan ülke konumuna kavuşacaktır. Böylece sağlığa vatandaşın ödediği rakamlarda aşağı çekilecektir.

Sağlık Bakanlığı, bahsedilen alanlarda çalışan, fikri olan, hali hazırda üretim yapan şirketlere doğrudan finansal destek vererek, kamu ortaklığı ile üretimde paydaş olarak veya alım garantisiyle sektöre yeni ufuklar açabilir. Hatta Aselsan ve özel sektördeki benzer şirketlere küçük bir işaret vermesiyle bile çok şeyler başarılabilir.

Dizelci “Sarı Yelekliler” örnek olur mu?

Fransa’da haftalardır süren protestolar hükümete geri adım attırdı ve akaryakıt vergisi zammının askıya alınmasını sağladı. Geri adım kararının da Fransa Başbakan Edouard Phillipe tarafından açıklanması bekleniyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, şiddet olaylarının yaşandığı, bazı şehirlerde hasarların oluştuğu eylemler için geri adım atmayacağını açıklamıştı, ama durum öyle görünmüyor. Çünkü Macron’un çevre kirliliğini önleme gerekçesiyle kararında ısrar etmesi halinde Gilets Jaunes (Sarı Yelekliler) hareketinin tartışmaları hükümete karşı genel bir tavır haline dönüştürmesi gerçeğini gördü.

Eylem nasıl başladı? Fransa'da, önümüzdeki yıl Ocak’tan itibaren akaryakıta konacak vergilerle benzinin litre fiyatının 2,9 Euro cent, dizelin litre fiyatının ise 6,5 Euro cent artırılması kararlaştırılması üzerine eylemler başladı. Gösterilen tepkiler vergi için olsa bile genel anlamda hükümetin icraatlarından duyulan rahatsızlıklarda söz konusu. Yani işin siyasi boyutu da var.

“Sarı Yelekliler” hareketinin Türkiye’de dikkatle takip edilmesi gereken tarafı ise daha düşük bedelle satılan dizel yakıt meselesi. Özellikle, “Eşel Mobil Sistemi” sonrasında dizel yakıtın litresiyle benzinininki arasında 5 kuruşluk fark olması merak uyandırıyor. Dizelin çevreye verdiği zarara rağmen teşvik ediliyor gibi davranılması, dünya genelinde dizel motorlu araç üretiminden birçok üreticinin vazgeçmesine rağmen hükümetlerin duyarsız kalmaları eleştiriliyordu. Fransa’da düzenlemenin dizele ilave vergi zammı şeklinde yapılmış olması en önemli rahatsızlık sebebi oldu. Ancak bu husus eylemlerin artık bir parçası. Dizel yakıtlar ve dizel araçlarla ilgili düzenlemeler ise sadece Fransa’nın değil dünyanın meselesi olmaya devam edecek.

Fransız yasalarına göre tüm araçlarda bulunması gereken fosforlu yeleklerle eylemin yapılmış olması sebebiyle “Sarı Yelekliler” şeklinde nam salan gelişmelere muhalif siyasilerin de destek vermesi sebebiyle hükümet sıkıntı yaşadı, yaşıyor. Bu eylemin örnek olma mevzusu ise daha çok iletişim çağında otoritelere karşı örgütlenmeyle, hak aramayla ilgili bir durum. Ve mutlaka örnek alanlar olacaktır.

Çöp toplamayı bilmeyene, poşet yasağı

İşin kolayını tercih etmekte üzerimize yok. Plastik tüketimini azaltmak için önümüzdeki Ocak ayından itibaren marketler poşetlerden para talep edecek. Böylece vatandaş daha az poşet kullanacak. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, AB mevzuatına uyum çalışmaları için hazırladığı, “Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği” çerçevesinde, 1 Ocak 2019'dan itibaren hafif plastik torbalar, ücret karşılığı temin edilecek. Son tüketici tarafında böyle bir düzenleme var, üretilen malzemelerde plastik kullanımı ve bunların toplanıp değerlendirilmesinde üreticileri yönelik ne var?

Her şeyden önemlisi halen daha ülkemizde belediyeler çöp toplamasını bilmiyor. Bu konularda örnek olması gereken İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bu yönde bir çalışması yok. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı da böyle bir vizyonu da yok, yasal düzenleme yapma niyeti de...

Geçtiğimiz hafta AK Parti İstanbul İl Başkanlığı’nı ziyarete gittiğimde 6 ayrı çöp kutusu dikkatimi çekmişti. Kaynağında ayrıştırılan çöpleri belediye binanın önünde tek torbada birleştirdiği için bir faydası olmuyor. İl başkanlığının vizyonuyla, büyükşehir belediye başkanlığının ki örtüşmüyor. Batıda bir çok ülkede çöpler; Evsel atıklar, kağıt, plastik, cam, pil, metal, organik, sıvı yağ, kimyasallar ve elektronik eşya gibi kategorilerde toplanıp, değerlendiriliyor. Halk çöplerini, evinde, işyerinde kaynağında ayrıştırıyor, belediyeler de ayrıştırılmış şekilde toplayıp, değerlendiriyor. Bizim belediyelerin en değerli gelir kalemlerinden birisi olan bu çöpleri neden değerlendirmiyor? Her şeyin aynı torbaya atılması, kötü değerlendirilmesi, israf edildiği anlamını gelmiyor mu?

Yukarı