Güntay Şimşek

Hareket eden her Türk’ten para alma sistemi!

Turizm sektörü, ‘Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı’ konusunda net bir düşünceye sahip değil. Sektörden gelen bir ismin Turizm Bakanlığı koltuğundan oturduğu bir dönemde sektörün böyle bir gelişme karşısına endişeli olması ilginç değil mi?

Kurulan ajansın, sektörden ilave vergi toplamanın dışında, turizme ve ülkeye nasıl fayda sağlayacağına olan inançta zayıf. Kaynak sektörden toplanacak, ama harcama kararında ağırlık bakanlıkta, kamuda olacak. Dolayısıyla yönetim ve denetim yapısı eleştiriliyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ilgili kuruluşu olacak ‘Ajans’ın yeni bir kamu kurumu olarak devreye girmesiyle meselenin halline nasıl bir katkı olabilir?

‘Ajans’ tartışmalar arasında Türk vatandaşlarından alınan ‘Yurtdışı Harç’ ücreti de 15 TL’den 50 TL’ye çıkarıldı. Bakanlık ise bu artışla hiç ilgilenmedi. Veya tepki vermedi.

Hâlbuki yıllardır sektörde, ‘Gelen turistten ayakbastı veya geceleme ücreti alınsın’ şeklinde bir tartışma yapılıyor. Duayen turizmcilerden Ten Tour’un kurucusu, Onur Air Yönetim Kurulu Başkanı Cankut Bagana başta olmak üzere çeşitli yetkin isimlerden bu konuyu defalarca dinledim.

Dünyada yoğunlukla kullanılan ve ciddi fayda temin edilen bu uygulamayı son olarak Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek gündeme getirdi. Hangi ülkelerde ‘Geceleme Vergisi’ yok diye araştırma da yapılmış. Türkiye’de ve turist gitmeyen ülkelerde bu verginin olmadığı ortaya çıkmış.

Turizm Bakanlığı da araştırma yapmış ‘Ajans’ın turizm ülkesi Türkiye’de olmadığını tespit etmiş. Fakat ‘Ajans’a sektör hayır demiyor, kuruluş şekline, yönetimine, denetimine ve toplanan kaynağın harcama şekline itiraz ediyor.

Bakanlığın turist ağırlayan şehirlerin sorunlarına eğilmek yerine, yıllardır kamu mantığıyla becerilemeyen tanıtım işine yeniden kamu olarak odaklanması bu sebeple ilginç. Bakanlar gelip geçici kurumlar ise kalıcı. Bu sebeple sektörün içine sinecek ve devamlılığı olacak, sektörde tartışmalara son verecek bir ‘Ajans’ yapısı isteniyor.

İstanbul’da bile artık ucuzcu yabancı turistlerden, özellikle konut alıp, bizimle aynı marketi, kafeyi, restoranı, her türlü ortamı, kuru temizlemeciyi paylaşanlardan vatandaş nefret etme noktasına gelmiş durumda.

Yabancılar aldıkları bu konutları da yıl boyu boş tutmuyor. Ülkemize turist olarak gelip, otelde kalmaları gereken eş-dostlarına kiraya veriyorlar. Turizmci yerine onlar gelir sağlıyor. Gelenler de turist gibi değil Türk vatandaşı gibi yaşıyor. Böylece turizmi de merdiven altına indirmiş olmuyor muyuz?

İlginç yöntemlerle ve oldukça düşük rakamlarla ülkemize gelen yabancılar bir yandan yaşam kalitemizi düşürüyorlar, hayatı pahalılaştırıyorlar, diğer yandan istikrarlı gelişmenin önüne geçiyorlar. Kültürel olarak da bozulmaya sebep oluyorlar. Barcelona’da ‘Turistleri istemiyoruz.’ sloganını ilk gördüğümde tam olarak mevzuyu kavrayamamıştım. Şu an İstanbul’da, Antalya’da vatandaş aynı konuma gelmiş durumda.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy’un sektörden gelen bir isim olarak bu hususlara daha fazla dikkat etmesi ve kendisinden bekleneni yapması gerekmez mi? Türkiye’nin dışarda doğru tanıtılmaması bir yere kadar sorun, fakat asıl sorun artık içerde. Turizmle haşır haşır neşir olan şehirlerin yönetimleri, tasarımları, sürdürülebilir olmaları daha önemli ve öncelikli bir durum.

Turizm sektörünün yıllardır gündeminde olan; ‘Konaklama veya şehir vergisi’ gibi isimlerle anılan bir uygulamaya geçilmesi ciddi önem arz ediyor. Merak ediyorum, bütün dünyada olan uygulama bizde neden yok? ‘Ajans’ ile kıyaslanmayacak kadar önemli bir husus neden görmezden geliniyor?

Garip bir ülkeyiz vesselam.

Yabancı araçlar otoyollarımızı, köprülerimizi yıllarca bedava kullandılar. Trafik cezası bile ödemediler. Çünkü bu konuya kafa yoran, sistem kurmak için gayret eden olmamıştı. Hatta ben defalarca gündeme getirmeseydim, bu sorun devam ediyor olacaktı. Yazılarım üzerine Ulaştırma ile Ticaret bakanlıkları arasında tartışmalar oldu. Netice itibariyle bu sıkıntı, ancak geçen yıl çözülebildi. Ama tam olarak çözüldü mü, emin değilim. Zira Türk vatandaşından zaten para toplanıyor. İlave vergilerle kaynak oluşturulabildiğinden, kamu tarafı kafa yorma, sistem kurma zahmetine girip yabancıyla uğraşmayabilir.

‘Turizm Ajans’ının kasası da Türk şirketlerinden alınan paralarla doldurulacak. Başka ülkelerde turistten ayakbastı parası alınıyor veya yurtdışına çıkan herkesin biletine çıkış vergisi ilave ediliyor. Bizde ise bütün planlar Türk vatandaşı ve Türk şirketlerinden para tırtıklamak üzere kuruluyor. Bu düzene “dur” diyen neden çıkmıyor?

XXXX

F-35 meselesi henüz karışık

Tartışmaların geldiği noktada F-35 ve NATO değerlendirmelerinde her kafadan ayrı bir ses çıkmasının haklı sebepleri var. Konu gerçekten karmaşık. Türkiye, ABD ile ayrı Avrupa Birliği (AB) çok farklı sorunlar yaşıyor. İki tarafın Türk hükümetiyle olan inişli-çıkışlı ilişkileri var.

Türkiye’nin uzun süre ihmal ettiği Doğu Akdeniz, Batı’nın da içine bodoslama girdiği Kıbrıs meselesi, Suriye sorunu, bölgedeki terör problemine yaklaşım farklılıkları.

Dolayısıyla ABD’den gelen, ‘Türkiye’yi F-35 programında askıya aldık’ gelişmesinin arka planına henüz net değil. Biraz daha sabırla beklemek gerekiyor. Çünkü asıl meselenin Rus S-400 hava savunma sisteminin engellenmesi olduğu gerçeğini unutup, F-35’lere odaklandık. Bundan sonra gündem S-400’lü Türkiye olacak.

THY’nin yolcu uçağıyla Libya’dan cephane taşındı!

Turgut Özakman’ın ‘Çılgın Türkler Kıbrıs’ kitabı bugünlerde yeniden raftan indirilip okunmalı. Zira 1974’ten bu yana yaşanan Kıbrıs hadiseleri içinde en çetrefilli olana doğru yol alıyoruz.

Kısa süre önce Kıbrıs kahramanlarından, Libya’dan yolcu uçağıyla Kaddafi’nin o sıkıntılı günlerde Türkiye’ye destek olarak verdiği cephaneleri getiren efsane pilotumuz Mehmet Şentürk’ü Airport programımda ağırlamıştım. Şentürk bu uçuşun detaylarını programda da anlatı. Önce Özakman’ın kitabının 354’üncü sayfasından o bölümüne bir göz atalım.

“Koltukları sökülmüş dört DC-9 uçağı Ankara havaalanında yolcuların ve birçok görevlinin gözlerinden uzakta bekliyordu. Hv. Yarbay Yusuf Uydaç, Mehmet Şentürk, Ethem Durak ve Enver Türkler adlı pilotlar, ikinci pilotlar, telsizciler ve görevliler bir otobüsle uçaklakların yanına getirildiler. Küçük bir askeri birlik güvenliği sağlıyordu.

Bulgaristan, Yugoslavya, Malta yoluyla Libya’ya gidecek, Bingazi’deki Vilesu Havaalanı’na ineceklerdi.
09.15’te havalandılar.”

Foto: Air Britain koleksiyonu, Peter Ashton

Kitaptaki bu bölümü Turgut Özakman’ın affına sığınarak, bu anlamlı günde bir düzeltme yapmak istiyorum. Mehmet Şentürk’ten aldığım bilgi şöyle: Dört DC-9 uçakla değil, 4 motorlu Boeing 707 TC-JBD tescilli Türk Hava Yollarının (THY) Panam’dan kiralanan uçakla cephane taşındı.

Ankara’dan kalkan uçak 02.15’te Tripoli’ye inmiş. Pilotlar ve ekip, Libyalı yetkililer tarafından karşılanıp, Yunanistan Konsosolusluğu’nun karşısındaki misafirhanede ağırlanmış. Tripoli Havaalanı, bu uçağın ağır cephaneyle kalkmasına müsait olmadığı için de Vilesu Havaalanı’ndan, gece Türkiye’ye doğru havalanmışlar.

Yukarı