TVRadyo
İbrahim Haselçin
İbrahim Haselçin

Fonlarda bağımsız üye niye yok?

Günlerdir kurumsal yönetim ilkeleriyle yatıp kalkıyoruz. Tüm halka açık şirketler zorunlu kılınan ilkelere nasıl uyacaklarını tartışıyorlar. Özellikle halka açılmak isteyenlere piyango vurmuş gibi oldu. Herkes harıl harıl ana sözleşmeleri değiştirme peşine düşmüş durumda. SPK kurumsal yönetim ilkelerini yayınlayıp, bazılarını da zorunlu kılınca bazı sert tepkiler gelmişti. İlkelerin bazıları yumuşatılmış olsa da, ne kadar tatmin edici bulunduğu belli değil.
SPK’nın zorunlu kıldığı kurumsal yönetim ilkelerinin belki de tamamı, halka açık anonim şirketlerin yönetim kurulunda bağımsız üye bulundurulmasıyla ilgili. Bağımsız üye sayısı, yönetim kurulu üye sayısının üçte biri kadar ve her halükârda 2’den az olmayacak. İstenen asgari yönetim kurulu sayısı da 5 olduğu için, 5 kişilik yönetim kurulunun 2 üyesi bağımsız olacak demektir.
Halkın parasını alan, halkın parasını kullanan şirketlerin kamu düzenlemesine ve gözetimine tabi olmasında şaşırtıcı bir husus yok. Getirilen kurallar ağır olsa, eleştiriye tabi tutulsa da, tüm bunların gerekçesi küçük yatırımcı diye de ifade edilen tasarruf sahiplerinin menfaatlerinin korunması içindir. Halkın parasını kullandığı için sıkı denetime alınan şirketler yanında, halkın parasını kullanan yatırım fonları için acaba neden kurumsal yönetim ilkeleri geçerli olmuyor? Gerçekten de yatırım fonlarının yönetim kurulu olarak sayılabilecek, fon kurullarında bağımsız üye bulundurma zorunluluğu bulunmuyor ve ne yazık ki hiçbir yatırım fonu fon kurulunda bağımsız üyeye yer verilmiş değil.
SPK Baş Uzmanlarından Taliye Yeşilürdü‘nün Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği’nin yayın organı olan Kurumsal Yönetim Dergisi’nin OcakMart 2012 sayısında yer alan çalışmasında fon sektörüne yönelik olarak yapılmış kapsamlı anket çalışmasının özet sonuçları açıklanmış. En çarpıcı sonuç, fon kurullarında bağımsız üye olmaması. SPK’nın bu konuda bir düzenleme yapması gerektiği ortada ve halka açık şirketlerle yatırım fonlarını aynı düzenlemeye tabi tutması gerekir. Böylece, zaten yönetimsel olarak sıkıntılı olan yatırım fonlarına bağımsız üyeliği zorunlu kılmak suretiyle bir katkı yapılmış olunur.
Sayın Yeşilürdü’nün yüksek lisans tez sonuçlarından derlenen söz konusu çalışmada fonlara yönelik önemli başka sonuçlar da çıkıyor. Yatırım fonu sektörünün en temel sıkıntısı olan rekabet ortamı yaratılamamasının ardındaki nedenin, fonların çoğunluğunun dağıtım kanalı bulamaması gerçeği olduğu ortaya çıkmış görünüyor. Sadece % 1-2’lik bir oranla yatırım fonları kendilerine kurucuları dışında bir kanal bulabilmiş durumda. Bir başka ilginç sonuç, fonların kurucu ve yöneticinin bulunduğu grup dışından başka aracılarla çalışmadığı; hatta tüm operasyonel hizmetleri yine kurucu ve yöneticilerden aldığı anlaşılıyor.
Yatırım fonlarını kuran bankalar ve aracı kurumlar, fonlarını rekabete açmıyorlar, başka fonların pazarlamasına hizmet vermiyorlar, fonları tam bir kapalı kutu gibi yönetiyorlar. Rekabetin olmadığı ve de sorgulayanın bulunmadığı bir ortamda sonuç şüphesiz başarısızlık oluyor. İşte bu kısır döngüyü kırmanın belki de ilk adımı, yatırım fonu fon kurullarında aynen halka açık şirketlerde olduğu gibi bağımsız üyeliğin zorunlu kılınması olacaktır.


Yukarı