Advertisement

Almanlar, 16 yıllık Merkel döneminin sona ermesinin ardından yeni liderini öğrenmek için bir süre daha bekleyecek. Pazar günü gerçekleşen seçimlerin ardından son hükümette maliye bakanı görevini yürüten sosyal demokrat parti SPD’nin lideri Olaf Scholz projeksiyonlara göre yüzde 25,7 ile az farkla seçimi kazanmış görünüyor.

Son haftalarda Başbakan Angela Merkel’in bizzat kendisi için sahaya indiği Armin Laschet’in önderliğindeki hristiyan demokratlar CDU-CSU yüzde 24,1 ile ikinci sıraya geriledi. CDU-CSU bloğu İkinci Dünya Savaşı’ndan beri ilk kez yüzde 30’un altında oy oranı elde etti. Yeşiller yüzde 15,8 ile yine aynı dönem içinde kendileri için rekor yüksek oy oranına ulaşırken olası bir hükümette koalisyon ortağı olmasına kesin olarak bakılan liberal FDP ise yüzde 11,5 oy elde etti.

Sonuçlar sonrası iki koalisyon senaryosu öne çıktı: Parti renkleri sebebiyle ‘trafik lambası’ olarak adlandırılan SPD, Yeşiller ve FDP koalisyonu ile ‘Jamaika’ olarak adlandırılan CDU/CSU, Yeşiller ve FDP koalisyonu. SPD ve Yeşiller Anaysa’da yer alan ‘harcama freni’ mekanizması dahilinde kamu harcamalarında gaza basılmasını isteyen partiler olarak dikkar çekerken CDU/CSU ve FDP katı bütçe dengesi kurallarının sürdürülmesnden yana. Koalisyon görüşmelerinin aylar sürmesi beklenirken bu süre Merkel’in başbakanlığında geçilecek.

Scholz: Almanya değişimi seçti

Almanya'da Sosyal Demokrat Partinin (SPD) başbakan adayı Olaf Scholz, seçim sonuçlarından memnun olduğunu belirterek Alman halkının başbakan olarak kendisini görmek istediğini ifade etti.

Scholz, ilk seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından partililere hitaben yaptığı konuşmada, "Halkımız, başbakan olarak Olaf Scholz'u görmek istiyor." dedi.

SPD'nin şansölye adayı Scholz, seçim sonuçlarını "büyük bir başarı" olarak nitelendirerek, seçmenlerin seçim sonucuyla açıkça "hükümet değişikliği" istediklerini kaydetti.

400 bin SPD üyesine son birkaç haftadaki yüksek destekleri için teşekkür eden Scholz, seçimde nihai sonucu bekleyeceklerini vurguladı.

SELÇUK OKTAY - EROL OYTUN ERCAN

Almanya tarihinde bir sayfa kapanıyor. Avrupa'nın en büyük ekonomisine 16 yıl boyunca liderlik eden Angela Merkel'in başbakanlık görevi sona eriyor. 16 yıllık dönemde birçok krizle karşılaşan Merkel, ülkesinin ekonomik performansını geliştirmeye devam etti. Onun döneminde ülkesi Avrupa ekonomisindeki lokomotif rolünü daha da pekiştirdi.

Bu durum ihracatının önemli bölümünü Avrupa Birliği'ne (AB) yapan Türkiye için de önemli bir katalizör işlevi gördü. 16 yıllık dönem boyunca Almanya ile Türkiye arasındaki dış ticari ilişkiler rekor seviyelere yükseldi. Türkiye'de tarihleri 150 yılı aşan Alman şirketleri yatırımlarına devam etti.

Bununla birlikte muhafazakar lider Merkel, Türkiye'nin AB üyeliğini bloke eden, Gümrük Birliği'nin güncellenmesine yönelik talepleri de baskılayan bir tutum takındı. Son dönemde mülteci krizinin Avrupa kamuoyunun gündeminde ön plana çıkmasıyla, bu konuda Türkiye'yi önemli bir ortak ve aktör olarak konumlayan Merkel, AB içinde Türkiye'ye yükselen sesleri de bastıran bir denge siyaseti izledi.

Peki şimdi ne olacak? Merkel gidince özellikle ekonomik ilişkiler nasıl bir seyir izleyecek? Tüm bu soruları yanıtlamaya Almanya'da yeni oluşması beklenen siyasi tabloyu tarif etmekle başlanabilir.

Almanya sosyal demokratların liderliğine hazırlanıyor

Merkel'in muhafazakar blok liderliğini terk etmesi ve halefinin kendisi kadar güçlü bir figür olmaması ibreyi Sosyal Demokrat Parti'ye (SPD) çevirdi. Anketler her ne kadar muhafazakarların arayı kapattığına işaret etse de sosyal demokratların liderliği devam ediyor.

FW anketine göre SPD yüzde 25 destek seviyesini korurken, Merkel ittifakına olan destek 1 yüzde puan artarak yüzde 23’e yükseldi. Geçtiğimiz ay Merkel ittifakı anketlerde ilk kez yüzde 20’nin altına gerilemişti.

Berenberg Başekonomisti Holger Schmieding, Almanya Sosyal Demokrat Partisi’nden Olaf Scholz’un büyük ihtimalle seçimlerden sonraki şansölye olmasını bekliyor, fakat seçimlerin hala sürprizlere açık olduğunu ve farklı koalisyonların da kurulabileceğini düşünüyor.

Yenilenen bir Hristiyan Demokrat ve Sosyal Demokrat koalisyonu dışında Yeşillerin yüzde 85 ihtimalle her türlü koalisyon senaryosunda yer aldığını belirten Schmieding, “Sosyal Demokratlar, Yeşiller ve Sol Parti arasında bir koalisyon olma ihtimalini yüzde 20 olarak görüyoruz ama bu senaryo Almanya’ya daha fazla regülasyon ve yüksek vergi oranları getirebilir” ifadelerini kullanıyor.

Sosyal Demokratlar ve Hristiyan Demokratlar’ın birbiriyle anlaşmaya çalışmadan önce diğer bütün koalisyon seçeneklerini değerlendirmeye çalışacaklarını belirten Schmieding, “Bu iki parti arasında koalisyon ancak Federal Başkan’ın seçimleri tekrar etmemek için iki parti üzerinde baskı kurmasıyla mümkün olacaktır” yorumunu yapıyor.

Schmieding, anayasa mahkemesinin denetimi düşünüldüğünde gelecek herhangi bir koalisyonun maliye politikasıyla ilgili yapabileceklerinin çok sınırlı olduğunu da vurguluyor.

Türkiye ile ilişkiler nasıl olacak?

Sosyal demokratların iktidarında Türkiye ile ilişkilerin tonunun değişmesi bekleniyor.

Bu açıdan ilk sinyaller seçim programlarında ortaya çıkmıştı. SPD'nin programında Türkiye'nin iç ve dış politikadaki tutumunun kaygıyla izlendiği belirtilirken, bu konuların eleştirel bir yaklaşımla ele alınacağı AB-Türkiye diyalogunun geliştirilmesi de vurgulanmıştı.

Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin olarak ise programda herhangi bir ifade yer almadı. Programda Türkiye'nin Avrupa'nın "komşuları" başlığı altında konumlandırılması, AB adaylığından, üyelik müzakerelerinden hiçbir şekilde söz edilmeyerek diyalog vurgusuyla yetinilmesi dikkat çekti.

Almanya'daki yeni siyasi denklemin içinde yer alması beklenen Yeşiller'in seçim programında ise Türkiye'nin ciddi bir yer edindiği görülüyor. Yeşiller programda siyasi hedeflerinin AB üyeliği için görüşmelerin yeniden başlatılması olduğunu söylerken bunun ancak Türkiye'de demokrasi ve hukuk devletine geri dönüşü sağlayacak bir "U dönüş" ile mümkün olabileceğini belirtiyor.

Ekonomi ve Dış Politikalar Araştırma Merkezi (EDAM) Başkanı Sinan Ülgen'e göre Almanya'da SPD ve Yeşiller'in kuracağı bir hükümetin Türkiye'ye bakışı Merkel yönetimine kıyasla daha sert olacak.

Ülgen, zorlu ilişkiler öngördüğü böyle bir senaryoda, Türkiye'nin AB ile ekonomik ilişkileri açısından kritik önemdeki Gümrük Birliği'nin güncellenmesi beklentisinin gerçekçi olmadığını düşünüyor.

Yeni dönemde Türkiye-Almanya arasındaki ekonomik ilişkileri Bloomberg HT'ye değerlendiren Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dr. Markus Slevogt ise Merkel döneminde Türkiye ve Almanya arasındaki ilişkinin farklı bir aşamaya evrildiğini ve iki ülke arasındaki ortaklığın güçlü kalmaya devam etmesini beklediğini belirtiyor.

Seçimlerden sonra Almanya’nın dış politikasının nasıl şekilleneceğini tahmin etmenin şu anlık zor olduğunu ama ikili ilişkilerin uzun bir geçmişe sahip olduğunu belirten Slevogt, “Türkiye, Almanya ve Avrupa Birliği için bölgede önemli bir ortak” ifadelerini kullanıyor.

Slevogt, Türkiye-Almanya ilişkilerinin ekonomik ve stratejik değer taşıdığını belirterek iki üke arasında diyalog ve işbirliği ortamının inşa edilmesinin her iki ülkenin ekonomik refahını artırmak için önemli olduğunu da dile getiriyor.

Merkel, Türkiye'yi AB'de görmedi

Türkiye ile Almanya ilişkileri Merkel döneminde genel itibariyle pozitif bir atmosferde gelişti. Buna rağmen Merkel, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine ve Gümrük Birliği'nin güncellenmesine engel olan figürlerin başında geldi.

Seçimlerden önce düzenlediği son basın toplantısında Merkel bu konunun altını çizdi.

"Benim siyasi görüşümü ve Türkiye'nin AB'ye üye olmasını geçmişte ve halen öngörmediğimi biliyorsunuz. Yine de Türkiye ile yakın ilişkilerden yanayım. AB'nin mülteci anlaşmasının da savunucusu oldum. Gümrük Birliği'ni de konuşmaya başladık."

EDAM Başkanı Sinan Ülgen, Merkel'in geçmişte Gümrük Birliği'nin modernizasyonu sürecini tıkadığını, bununla birlikte Türkiye ile AB arasında bir denge unsuru olduğunu vurguluyor.

Ülgen'e göre, 2015'ten sonra etkili olmaya başlayan mülteci krizi sonrasında Merkel, AB içinde Türkiye'ye yönelik sert tepkileri engelledi ve özellikle Fransa'yı dengeleyen bir tutum sergiledi.

Merkel de kamuoyuna verdiği son mesajlarda mülteci anlaşmasının etkilerine dikkat çekti. Anlaşma dahilinde Türkiye'ye 3 milyar euro ek fon vereceğini de hatırlatan Merkel, "Mülteciler insan, siyasi araç olarak kullanılmamalı" dedi. Alman lider, Suriyeli mültecilere ev sahipliği yapan Türkiye'nin bu hususta olağanüstü başarı sergilediğini, AB'nin küçük ölçekte olsa da Ankara'yı desteklediğini ve anlaşmanın devamının ilgili tarafların çıkarına olacağını ifade etti.

Dış ticaret zirveye çıkmıştı

AB üyeliği ve Gümrük Birliği'nin güncellenmesi konusunda engelleyici tavır gösteren Merkel'in başbakanlığı döneminde Türkiye-Almanya ilişkileri zirveye çıktı.

2005 yılında Merkel iktidara geldiğinde Türkiye ile Almanya arasındaki dış ticaret hacmi 23 milyar dolar seviyesindeydi. Bu dönemde Türkiye'nin ihracatı 9 milyar dolar, ithalatı ise 14 milyar dolar olarak kaydedilmişti.

Bu hacim kademeli olarak yükseldi ve 2010 yılında 29 milyar dolara, 2015 yılında ise 35 milyar dolara yükseldi.

Salgın koşullarına rağmen iki ülke arasındaki dış ticaret hacmi 2020'de 38 milyar dolarla zirveye çıktı. Aynı yıl Türkiye'nin Almanya'dan ithalatı da 22 milyar dolarla rekor kırdı.

Türkiye'nin Almanya'ya ihracatında motorlu kara taşıtları öne çıkarken makinalar ve örme giyim eşyaları da ihracatın önemli kalemlerinden oldu.