Advertisement

COVİD-19 salgını, küresel ısınma nedeniyle artan afetlere karşı devletlerin, özel sektörün ve sivil toplumun daha güçlü ve hazır olmaları gerektiğini, sosyal devlet politikalarının önemini, Türkiye’de sağlık ve sosyal yardım hizmetlerinin birçok gelişmiş ülkeden daha iyi olduğunu, insan unsurunun sağlık sistemi başta olmak üzere kritik rol oynadığını, endüstri 4.0 çağına uyum sağlamanın gerekliliğini, tedarik ve değer zincirlerinin daha kısa ve esnek olması gerektiğini göstermiştir.

İngiltere’de taze sebze ve meyvenin, Almanya’da tuvalet kağıdının bulunmadığı günlerde Türk özel sektörü hiçbir üründe kıtlık-yokluk yaşatmamıştır. Mart ayının son haftasından itibaren Kısa Çalışma Ödeneği, İşe Devam Kredisi, ücretsiz izin desteği gibi yeni araçların devreye alınmış olması ilgili Bakanlıklarımızın başarı hanesine yazılmıştır. Bu süreçte TOBB Başkanımız, Oda ve Borsalarımız devamlı sahada, işletmelerimizin yanında olmuş, sorunları birebir çözmek için yoğun çaba harcamıştır.

Bu salgından çıkardığımız bir başka çıkardığımız ders, ulusal, yerel ve sektörel düzeyde kriz yönetimi ve simülasyon çalışmalarıyla hızlı ve etkin önlemler için kamu, yerel yönetim ve sivil toplumda işbirliğinin, açık veri ve bilgi üretim kapasitesinin gelişmesi gerektiğidir.

Kuşkusuz, koronavirüs etkileri devam etmektedir ve ikinci dalga riskinin de dikkate alınması gereklidir. Bu aşamada halen önemli konu, faaliyetleri durmuş veya çok azalmış olan sektörlerin durumudur. Hanehalkı tüketiminin %26 civarında düşmüş olduğu bugünlerde konaklama ve yeme-içme gibi sektörlerdeki talep düşüşü %80-95 arasındadır. Bu sektörlerde talep düşüşü azalarak da olsa devam edecektir. Turizme bağlı sanayi ve hizmet sektörleri, eğitim hizmetleri de daha fazla destek ihtiyacı içerisindedir. Bu nedenle COVİD-19 etkisine karşı ekonomik istikrar önlemleri yenilenerek, güçlendirilerek devam etmelidir. Bu sektörlerimizde kapasite azaltmanın getireceği maliyetleri dikkate alarak talebi destekleyici KDV ve ÖTV indirimleri, kira ve sabit giderlere destek, vergi-kredi-prim ödeme sürelerinin yeniden uzatılması gibi yeni önlemler gereklidir.

Antalya bir önceki krizi 2016 yılında yaşamış, %45 oranında bir dış talep şoku ile karşı karşıya kalmış ve il ekonomisi reel olarak %15’e yakın oranda küçülme kaydetmiştir. Antalya turizmi yabancı turist gecelemesinin üçte ikisini gerçekleştirdiğinden Antalya turizminde yaşanan herhangi bir daralma Türkiye ekonomisini de etkilemektedir. Ülkeye net Döviz girişi sağlayan turizm sektörünü ayakta tutacak her tür önlem ve desteğe ihtiyaç vardır. Bu kapsamda her turizm bölgesini ayrı ayrı ele almak, bazı bölgelerimizde tesislerimizi bir sağlık ve eğitim kampı haline getirmek, bazı bölgelerimizde ürün değişikliğine gitmek, bazı tesislerimizde renovasyon yatırımlarını teşvik etmek ele alınması gereken konulardır.

“Koronasız destinasyon, bölge ve işyeri” olmayı bir kültür haline getirmek ve Antalya’yı korumak zorundayız. Hızla güçlü uluslararası işbirlikleri kurmalı ve küresel iletişimi geliştirmeliyiz. Günümüzde güven tesisi ve iletişimi, küresel ölçekli, kaotik nitelikli ve 7/24 çok katmanlı iletişim kanallarıyla yönetilmesi gereken bir süreçtir. Özellikle turizmde ülke ve destinasyon iletişimi artık merkezi olarak yürütülemez, akıllı destinasyon kültürüyle çok katmanlı olmak zorundadır. Hızla bu yönde bir güven iletişimi sistemi geliştirmeli, yerel yönetimlerimize ve STK’lara daha fazla rol vermeliyiz. Bu, sadece turizm için değil, ihracat, yatırım, dış politika gibi birçok alan için gereklidir.

COVİD-19 sonrası dünya, aynı zamanda dijitalleşmenin, yeni bir tüketim kültürünün, sağlık ve çevre dostu ürün, hizmet ve tesislerin öne çıktığı bir dünyadır. Antalya Ticaret ve Sanayi Odası olarak 2018 yılında Antalya Valimizin, yerel yönetimlerin ve sivil toplumunun katılımlarıyla “Antalya 4.0” raporumuzu hazırlamış; turizm, tarım, ticaret, sanayi ve kent düzeyinde dijitalleşme vizyonumuzu belirlemiştik. Kuşkusuz dijitalleşme araçtır, asıl hedef ise veri-bilgi üreten ve üretilen bilgiyi kullanan bir toplum olarak çağdaş uygarlık düzeyini yakalamaktır. Bütün kurumlarımızda, bütün işletmelerimizde bu kültürü geliştirerek daha dirençli, güçlü bir ekonomi ve müreffeh bir toplum olma yolunda ilerleyebiliriz.

Çevre dostu, insan odaklı ve dijital araçlarla donanmış bir üretim modeli, ortak akıl üreten katılımcı bir yapıyla “Türkiye 4.0”, COVİD-19 sonrası dünyada öne çıkan ülkelerden birisi olacaktır.

Davut Çetin

Antalya Ticaret ve Sanayi Odası

Yönetim Kurulu Başkanı