Advertisement

Dünya aylardır eşi benzeri görülmemiş bir salgınla mücadele ediyor. Çin’den ortaya çıkan bir virüs, yaşlı gezegenimizi kasıp kavurdu. Küresel ekonomide üretim çarkları, ticaret ve ihracat durdu. Alışveriş merkezleri, mağazalar 2 – 3 aydır kapalı. Kimi analistlere göre salgın dünyamız ve küresel ekonomi için yeni bir milat olacak. ‘Salgından Sonra’nın işleri ‘Salgından Önce’nin alışkanlıkları ve kurallarına göre yürümeyecek. Tüm hesaplar ve planlar ‘yeni normal’e göre yapılacak.

Zengin – yoksul ayrımı yapmayan salgından sonra parlayan yıldızın online ticaret olacağını şimdiden biliyoruz. BMD’nin yaptırdığı bir araştırmaya göre, salgın döneminde e-ticaret sitelerine sipariş verenlerin yüzde 37,4’ünü ilk kez online alışveriş yapanlar oluşturuyor. Yani milyonlarca insan bu dönemde online alışveriş ile tanıştı. Türkiye’de 5 yıl sonrası için öngördüğümüz online satış cirolarını bir yıl sonra yakalamamız sürpriz olmayacak. Online satışın payındaki hızlı artışa paralel olarak cadde ve AVM’lerdeki mağazalar verimlilik temelinde yeniden organize edilecek. Zarar eden mağazalar kapatılırken online satış altyapıları güçlendirilecek.

Yeni dönemde AVM ve mağazalarda hijyen çok katı kurallarla güvence altına alınacak. Müşteriler, giyim mağazalarında eskisi kadar kolay ürün deneyimleyemeyecek. Salgın ile birlikte tanıştığımız ‘sosyal mesafe’ kuralı en azından tehlike tamamen geçene kadar AVM’lerde ve mağazalarda geçerli olacak. AVM’lerin giriş - çıkış planları yeniden düzenlenecek. Giriş ve çıkışların farklı kapılardan yapılması gündeme gelecek. Metrekaresi küçük ziyaretçi sayısı fazla mağazalarda randevu usulü çalışma alternatifi değerlendirilebilecek.

Salgının bazı markaların sonu olacağını da daha şimdiden gördük. ABD ve Avrupa’da dayanamayıp kepenk kapatan markalar var. Birçoğu şoku atlatabilmek için mağaza sayısında ciddi daralmaya gitti. Kısacası tüm dünyada markalar için alarm zilleri çalıyor.

Eğer koşullar sağlanabilirse Türkiye’de markalar bu krizi çok daha yumuşak bir geçişle atlatabilir. Şunu unutmayalım: Türkiye’nin hâlâ pek çok ‘bedesteninde’ o gün siftah etmeyen esnaf yanında önce komşularını bulur. Bu dayanışma ruhu yüzyıllardır olduğu gibi bugün de geleneksel çarşılarda devam ediyor. İki aydır mağazalar kapalı olduğu için markalarımızın kasasına neredeyse hiç para girmedi. AVM’lerin 11 Mayıs’ta açılma kararı üzerine Yönetim Kurulumuz markaların süreci en az kayıpla atlatabilmesi için hassasiyetlerini 5 başlık altında kamuoyuna duyurdu. Biz AVM’nin açıldığı tarihten itibaren 90 gün süreyle belirli bir ciro yakalayamayan mağazalar kira talebinde bulunulmamasını, sonrasında 1 yıl boyunca ciro kirasına dönülmesini, ortak alan giderinin ciro kirası üzerinden belirlenmesini, mağazalardan tazminatsız çıkış kolaylığı sağlanmasını ve Kısa Çalışma Ödeneği’nin Eylül sonuna kadar devam etmesini istiyoruz. Aksi takdirde 3 ay sonra çok daha büyük sorunlarla yüzleşmekten, hatta bazı markalarımızın süreci atlatamama riski ile karşılaşmasından endişe ediyoruz.

Biz biliyoruz ki hiçbir firma, hiçbir ürün, durduk yerde marka olmuyor. Marka yaratmak için akıl, yaratıcı fikir, emek, fedakarlık, sabır ve zaman gerekiyor. Bugün organize perakendenin bel kemiğini oluşturan markalarımızın her biri en az 20 – 30 yıllık emekle, alın teriyle, uykusuz gecelerle, alınan risklerle, fedakarlıklarla bu noktaya geldi. BMD’nin çatısı altındaki 404 markamızın ülke genelinde 70 bin mağazası bulunuyor. 400 bine yakın istihdamımız var. Yurt dışında 5 bine yakın mağazamızla ve 12 binden fazla satış noktamızla ülkemizin ‘özel kuvvetleri’ gibi çalışıyoruz. 50 yıllık, 100 yıllık, hatta bir asrı çoktan geride bırakan markalarımızla gurur duyuyoruz.

Ülkemizin birer değeri olan markalarımızı gözümüz gibi korumamız gerekiyor. Tüm dünyayı kasıp kavuran küresel şoku en az hasarla atlatabilmek için genlerimizde olan ‘adil ticaret’i uygulamaya geçirmeliyiz. Markalarımızın geleceğini riske atmamak için ticareti aklın, bilimin ve matematiğin hassas terazisinde tartarak yapmalıyız.

‘Matematik’ deyince aklıma çocukluğumuzun ilkokul kitaplarındaki havuz problemleri geldi. O problemlerde soru üç aşağı beş yukarı şöyledir: 100 metreküp kapasitesi olan havuza saatte 10 metreküp su dolduruluyor. Alttaki musluktan da ihtiyaçlar için saatte 5 metreküp su dışarı bırakılıyor, havuz kaç saatte dolar? O yıllarda meğer değerini bilememişiz. Oysa bu basit soruda bir umut var. Çocuğa bilinçaltından havuzun bir şekilde dolacağı fikri ve umudu aşılanıyor.

Şimdi gelelim iki aydır satış yapamayan perakendecinin havuz problemine: Perakendecinin kasasında parası kalmadı. Yani havuz boş. Yeniden açılışta ciroların salgın öncesine göre yüzde 70 – 80 aşağıda olacağını tahmin ediyoruz. Yani yukarıdaki musluğun çapı daraldığı için havuza saatte en fazla 2 – 3 metreküp su doldurulabiliyor. Oysa sulanması gereken tarlanın, bağın bahçenin alanı ve ihtiyacı aynı. Yani mağaza kirası, ortak alan gideri, personel maaşı ödemeleri yerli yerinde duruyor. Doğal olarak geçtik havuzun dolmasını, mevcut su tarlayı, bağı, bahçeyi sulamaya bile yetmiyor. Bir başka ifade ile korkarız ki gelirlerimiz giderlerimizi bile karşılayamayacak. Peki perakendecinin bu durumda ne yapması gerekiyor? İşte bizim havuz problemimiz bu.