Advertisement

EROL OYTUN ERCAN

BRIC terimini literatüre katan eski Goldman Sachs Varlık Yönetimi Başkanı ve şu an Chatham House Başkanlığı yapan Jim O’Neill, Türkiye’nin yatırım yapmak için cazip olduğunu fakat enflasyon ve TL’deki değer kaybının önüne geçmesinin iyi olabileceğini söyledi.

Türkiye’deki siyasi iktidarın merkez bankası ile kurduğu ilişkilerin ülkeye fazladan risk primi yükü getirdiğini belirten O’Neill, “Ne zaman beklenmeyen olumsuz bir gelişme olacağını bilemiyorsunuz. Türkiye’deki iktidarın sürdürülebilir ekonomik temellere sahip olunmadığı müddetçe bu tarz müdahalelerde bulunulmaması gerektiğini şimdiye kadar fark etmesi gerekirdi” dedi.

Fed’in olası varlık alımı azaltımı ve bunun gelişen piyasalar ile Türkiye üzerinde yaratabileceği etkiyi değerlendiren O’Neill, ABD’nin domine ettiği bir finansal sistemde politika değişikliklerinin sonuçlarından etkilenmemenin çok zor olduğunu belirtti.

“Türkiye gibi kendisi tasarruf yapamadığı için küresel tasarruflara bağlı olan ülkeler Fed politika değiştirdiğinde bundan en fazla etkilenenler oluyor” diyen O’Neill, Türkiye’nin sermaye girişine ihtiyacı düşünüldüğünde, bu döngüsel değişimlerden diğerlerine göre en kötü etkilenecek ülkelerden biri olma ihtimalinin çok yüksek olduğunun altını çizdi.

Gelişen piyasaların yeşil dönüşümü gerçekleştirip gerçekleştiremeyecekleriyle ilgili soruya “Gelişmiş ekonomiler için bu tarz şeyleri yapmak daha kolay fakat vatandaşları hala orta gelir tuzağından kurtulmaya çalışan gelişmekte olan ekonomiler için bu biraz daha zor” diyen O’Neill, diğer yandan teşvikleri almaya çalışan ülkelerin ödüllendirileceklerini söyledi.

"Güçlü küresel büyüme döngüsü bir noktada merkez bankalarını tedirgin edecektir"

Fed’in varlık alımını ne zaman azaltmasını bekliyorsunuz?

Dürüst olmak gerekirse bunu bilmek çok zor fakat bu muhtemelen yükselen bir risk. Güney Kore 1988’den bu yana en iyi ihracat rakamını açıkladı. Bu da yıllık yüzde 45’lik inanılmaz bir yükselişe tekabül ederek küresel ticaretteki toparlanmanın ne kadar kuvvetli olduğuna işaret ediyor.

Asya ve Avrupa’dan son satın alma yöneticileri endeksi (PMI) rakamlarını gördük. Genellikle diğer ülkelerin gerisinde kalan İspanya ve İtalya bile 20 senenin en güçlü PMI rakamlarına ulaştı. Verilere bakıldığında çok çok güçlü bir küresel büyüme döngüsü görüyoruz ve bu, bir noktada merkez bankalarını tedirgin edecektir.

Fed politika yapıcılarından varlık alımının azaltılacağına dair sinyaller alırsa, ABD Hazine tahvil faizinde yeniden bir yükseliş göreceğiz ve bu da Türkiye de dahil olmak üzere birçok gelişmekte olan ülkeye zarar verecektir.

Peki Fed’in tahvil alımını azaltması gelişen ülkeleri ve özellikle Türkiye’yi nasıl etkileyecek?

Fed her zaman olduğu gibi politika çerçevesini değiştirirken -tarihin de bunu ne kadar az anlayabildiğimizi göstermesine rağmen- bunun elbet bir etkisi olacaktır.

Eğer bir noktada piyasalar Fed politika yapıcılarından varlık alımının azaltılacağına dair sinyaller alırsa, ABD Hazine tahvil faizinde yeniden bir yükseliş göreceğiz ve bu da Türkiye de dahil olmak üzere birçok gelişmekte olan ülkeye zarar verecektir.

"Türkiye gibi ülkeler Fed politika değiştirdiğinde bundan en fazla etkilenen ülkeler oluyor"

Varlık alımının azaltılması salgın sonrasında gelişen piyasaların karşılaşacağı tek sorun olmayacaktır. Gelişmekte olan ülkeler salgından sonra ne gibi zorluklarla karşılaşabilir?

Bu soruyu iki ayrı kısımda cevaplayacağım.

İlk olarak, ABD piyasalarına ve dolara dayalı bir küresel para sisteminde yaşıyoruz ve bu birçok açıdan üzücü çünkü ABD ekonomisi, ABD finans piyasalarının bu kadar önemli olmasını haklı çıkarmıyor. ABD dünyadaki GSYH’nin yüzde 25’ini oluşturuyor ve dolar ise küresel finansın yüzde 70’ini. Bundan dolayı Fed’in politika değişikliklerinin sonuçlarından etkilenmemek çok zor.

İkinci olarak, bu gibi durumlarda genelde ne olduğuna gelirsek, kendileri tasarruf yapamadığı için küresel tasarruflara bağlı Türkiye gibi ülkeler Fed politika değiştirdiğinde bundan en fazla etkilenen ülkeler oluyor.

Türkiye’deki politika yapıcıların riskleri yakın vadeli perspektif kadar stratejik perspektiften de düşünmeleri gerekiyor.

"Türkiye yatırım açısından cazip ama..."

Geçen sene salgın döneminde verdiğiniz bir röportajda, “Çok sayıda gelişmekte olan piyasa bana değer seviyeleri nedeniyle oldukça cazip görünüyor. Bu ortamda yatırım yapan şanslı yada cesur yatırımcı, gelecek haftalarda büyük oynaklıklarla karşılaşsa bile, birkaç sene sonra bugünün gelişen piyasalara yatırım yapmak için doğru zaman olduğunu görecek.”

Sizce Türkiye hala yatırım açısından “cazip görünen” ülkelerden biri mi?

Bu gerçekten trilyon dolarlık sorulardan bir tanesi. Her zaman ekonomik döngüler ve yapısal özellikler arasında büyük bir fark var. Bu konuda çok basit ama önemli en az iki ya da üç nokta olduğunu söyleyebilirim.

Birincisi, ABD finans piyasalarında hem tahviller hem de hisse senetleri için tüm zamanların en iyi 10 yılını geçirdiğimizi düşünüyorum ve değerleme bazında diğer birçok varlık, özellikle gelişmekte olan ülke varlıkları cazip gözüküyor. Bu gelişmekte olan ülkeler arasında Türkiye de var çünkü bu dönemde Türk varlıkları da yeterince iyi bir performans göstermedi.

Türkiye’nin yarattığı değeri koruyabilmesini ve enflasyon ya da Türk lirasındaki değer kaybından dolayı bu değerin erimesini engelleyebilecek politika değişikliklerini yapacağını düşünebilmek iyi olurdu.

İkincisi ise uzun dönemli yatırım düşünüyorsanız değeri göz ardı edemezsiniz. Eğer içinde bulunduğumuz 10 yılın geri kalanı için yatırım yapmak istiyorsanız, değer-getiri bağlamında en cazip varlığı aramak bana mantıklı geliyor. Türkiye’nin de bu bağlamda bir cazibesi var ama bu da beni değinmek istediğim üçüncü noktaya getiriyor. Bu da değerleme kadar önemli olan bir diğer şey ise bu değerlemelerin içsel dinamiklerin giderek kötüleşmesi ile beraber değişebilmesi.

Türkiye’nin yarattığı değeri koruyabilmesini ve enflasyon ya da Türk lirasındaki değer kaybından dolayı bu değerin erimesini engelleyebilecek politika değişikliklerini yapacağını düşünebilmek iyi olurdu.

"Türkiye’nin en kötü etkilenecek ülkelerden biri olma ihtimali çok yüksek"

Türkiye’de bir değer görüyorsunuz peki kısa ve uzun vadede karşılaşabileceğine tarz riskler görüyorsunuz?

Türkiye’deki siyasi iktidarın özellikle Merkez Bankası ile kurumun hem algısal hem de fiili bağımsızlığını etkileyecek ilişkisi yakın vadede Türkiye’ye fazladan risk primi yükü getiriyor. Çünkü ne zaman beklenmeyen olumsuz bir gelişme olacağını bilemiyorsunuz.

Türkiye’deki iktidarın sürdürülebilir ekonomik temellere sahip olunmadığı müddetçe bu tarz müdahalelerde bulunulmaması gerektiğini şimdiye kadar fark etmesi gerekirdi.

Türkiye’deki iktidarın sürdürülebilir ekonomik temellere sahip olunmadığı müddetçe bu tarz müdahalelerde bulunulmaması gerektiğini şimdiye kadar fark etmesi gerekirdi.

Eğer varlık alımı azaltımına dönecek olursak, Türkiye’nin sermaye girişine ihtiyacı düşünüldüğünde, bu döngüsel değişimlerden diğerlerine göre en kötü etkilenecek ülkelerden biri olma ihtimali çok yüksek.

"Teşvikleri almaya çalışan ülkelerin ödüllendirileceklerini düşünüyorum"

Gelişen ülkeler hükümet harcamalarını artırarak yeşil toparlanma hedeflerine ulaşmak istiyorlar. Sizce gelişmekte olan ülkeler bu yeşil dönüşüme ayak uydurabilecekler mi?

Az önce trilyon dolarlık bir soru sorduğunu söylemiştim bu belki de iki trilyon dolarlık bir soru olabilir.

Birçok batılı ülke yeşil toparlanmaya bağlanmış durumda. Yıllar geçtikçe bunun daha fazla işaretini göreceğiz, özellikle de Birleşik Krallık’ın ev sahipliğindeki COP26 iklim değişimi konferansında. Karbona dayalı eski moda enerji kaynaklarının ve karbona dayalı ulaşımın kullanımını azaltma amacı taşıyan daha fazla organizasyon göreceğiz.

Gelişmiş ekonomiler için bu tarz şeyleri yapmak daha kolay fakat vatandaşları hala orta gelir tuzağından kurtulmaya çalışan gelişmekte olan ekonomiler için bu biraz daha zor.

Gelişmiş ekonomiler için bu tarz şeyleri yapmak daha kolay fakat vatandaşları hala orta gelir tuzağından kurtulmaya çalışan gelişmekte olan ekonomiler için bu biraz daha zor. Bu yeni enerji kaynaklarının ya da enerji verimliliği yüksek ve çevre dostu otomobillerin fiyatları ciddi ve kalıcı bir şekilde düşmediği sürece bu dönüşüm gelişmekte olan ülkelerin tabiatı gereği daha zor olacaktır.

Madalyonun diğer tarafına baktığımızda ise teşvikleri almaya çalışan ve bunu yapabildikleri en hızlı şekilde yapmaya çalışan ülkelerin ödüllendirileceklerini düşünüyorum. Çünkü finansal piyasalarda gerçekleşen en büyüleyici şeylerden bir tanesi de piyasaların şimdiden yeşil geleceğe diğerlerinden daha iyi adapte olan şirket ve ülkeleri ödüllendirmeye başlaması.