Advertisement

Çin’in Wuhan kentinde başlayan ve ardından Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi olarak ilan edilen COVID-19 salgını, tüm insanlık için oldukça zorlu bir sınav. İnsan hayatı açısından yıkıcı sonuçlar doğuran koronavirüs, aynı zamanda küresel ekonomiyi ve uluslararası ticareti de doğrudan etkilemiş durumda. Dünyanın en büyük ekonomileri, küresel ticarete yön veren şirketler, uluslararası pazarlardaki tüketiciler ve tüketim trendlerinin iç içe geçtiği bir dönemi yaşarken; böylesine öngörülemeyen bir sorunla karşılaştık.

Ekonomi otoritelerine göre; 2. Dünya Savaşı’ndan beri, aynı anda hem insan hayatını hem de ekonomiyi böylesine tehdit eden küresel çaplı bir kriz yaşamadık. Geçmiş yıllarla kıyaslayacak olursak, artık tüm ülkeler için dışa açık ekonominin, ticaret çeşitliliğinin zirve yaptığı bir dönemdeyiz fakat; şu an aşı ya da ilacını bile bulamadığımız bir virüsle amansız bir mücadele halindeyiz. Dolayısıyla tüm insanlığın birlikte mücadele etmesi, dayanışmanın altın kural olarak benimsenmesi ve günlük yaşamın da dijital hayatın getirdiği yeni disiplinlere uyum sağlaması gereken bir zamandayız.

Elbette, ekonomik aktivitede de radikal bir düşüş yaşanmasına sebep olan bu salgının, başta sağlık sektörü olmak üzere lojistikten turizme, demir-çelikten tekstile kadar tüm sektörlere olumsuz yansımaları oldu. İnsanların sokağa çıkmasının kısıtlandığı ya da yasaklandığı, mağazaların kapatıldığı, dünya genelinde hizmet sektörlerinde işsizlik sorununun yaşandığı ve hayati sektörlerde dahi zaman zaman üretimin yapılamadığı ülkeler olduğunu görüyoruz.

Öyle ki; Rusya’nın buğday ihracatını tedbiren askıya aldığı, ABD’nin ventilatör ithal etmek zorunda kaldığı, İtalya’nın dezenfektan ve koruyucu kıyafet yardımı aldığı, Çin’in dahi üretim kapasitesini yeniden normal seviyeye ulaştırmak için çözüm yolları aradığı bir tablo ile karşı karşıyayız. Havacılık sektörünün küresel anlamda darboğazda kaldığı, özellikle dış turizmin geçici bir travma içinde olduğu, otomotiv sektörünün derinden etkilendiği bir tablo var önümüzde. Ancak hiçbir zaman için umutsuzluğa kapılmamalı ve bu yaşananlardan çok yönlü dersler çıkarmalıyız.

Türkiye’de de ilk vakanın görülmesinin ardından, doğal olarak hem toplumda hem de iş dünyasında bir endişe yaşandı. Ancak Sayın Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde, ekonomi yönetimimiz ile ilgili Bakanlıklarımızın gereken adımları atması ve hem insanımızın hem de iş dünyamızın sağduyulu desteği neticesinde, istikrar ve tedbir odaklı destek paketlerinin devreye girmesi sayesinde, endişenin kazanmasına izin vermeden hızla işimize odaklandık.

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) olarak, Türkiye’nin en geniş tabanlı Yürütme Kurulu ile çalışmalarını sürdüren bir iş platformuyuz. Sürecin en başından itibaren ‘Önce Sağlık” ilkesiyle insan hayatının birinci önceliğimiz olduğunu ifade ederken, aynı zamanda tüm tedbirleri alarak çalışmamız ve çarkların optimal seviyede dönmesi gerektiğini söyledik. İlk günden beri “İşlerimizi askıya almıyoruz” derken, “Çalışanlarımız ile işletmelerimizin sağlığını ve istihdamımızı koruyoruz” prensibiyle hareket ettik. Bu düşüncemizi de, Sayın Cumhurbaşkanımıza bir mektupla ilettik.

Süreç içinde Ticaret Bakanlığımız ile Hazine ve Maliye Bakanlığımız başta olmak üzere tüm Bakanlıklarımızla daima temas halinde kalarak, hem üyelerimizin öncelikli taleplerini ilettik, hem de iş dünyası adına önerilerimizi Bakanlarımıza sunma fırsatı bulduk. Türk iş dünyasının, ekonominin ve ticaretin en az hasarla bu dönemi geride bırakması için tüm STK ve iş çevreleriyle de iletişim halindeyiz. Özellikle bu dönemde, bilgi ve tecrübe paylaşımının çok daha değer kazandığını düşünüyoruz. Ve buradan hareketle, DEİK’in sahip olduğu küresel network ağı ve ticari diplomasi sahasından istifade ederek, ülkemizin menfaatine olacak her bilgiye ulaşmak için durmadan çalışıyoruz.

DEİK olarak 146 İş Konseyimiz ile toplantılarımızı online olarak sürdürüyoruz. Özellikle; gıda, ilaç, temizlik, enerji, iletişim, lojistik ve kamu hizmetleri gibi durdurulamaz üretim hatları olan hayati sektörleri de düşünürsek, çarkların dönmesinin hem ekonomik bir ihtiyaç hem de yaşamsal bir zorunluluk olduğunu görüyoruz.

İş konseylerimizin online toplantılarını Büyükelçilerimiz, Başkonsoloslarımız, Ticaret Ataşelerimiz, Ticaret Müşavirlerimiz ve dünyanın dört bir yanındaki karşı kanat kuruluşlarımızın katılımlarıyla gerçekleştiriyoruz. Evden çalışma düzenine, iş dünyasına örnek teşkil edecek bir hızla adapte olduk. Bu süreçte, COVİD-19’un küresel ekonomiye etkileri, dünya ticaretindeki güncel durum, sektörlerin kritik sorunları ve hatta siber güvenlik konularına kadar çok geniş perspektifte, bir dizi online konferans düzenledik. Yoğun bir katılımla gerçekleştirdiğimiz online konferans ve seminerlerimizi aynı hızla sürdürüyoruz.

Sektörler bazında şu anda tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye için de net bir durum tespiti yapmak ya da sağlıklı bir öngörüde bulunmak doğru olmayacaktır. Alan ve sektör bazlı analizler için biraz daha beklememiz gerekiyor. Ancak başta turizm, hizmet sektörü, esnafımız ve günübirlik kazançla geçinen vatandaşımız olmak üzere, sürecin başında en çok etkilenen sektörler olarak lojistik, otomotiv, tekstil ve hazır giyim, demir-çelik gibi alanları sayabiliriz.

Fakat, yaklaşık iki hafta gibi bir zaman geçince şunu da gördük ki; hizmet sektörü de dahil olmak üzere, diğer sektörlerde de izne çıkan tesislerin, tekrardan talep yönlü olarak çalışmaya başladığı ve ihracat taleplerinin de geldiğini gördük. Yani talep yönlü beklediğimiz sorun, tedarik zincirinin koparılmaması üzerine yoğunlaşmaya başladı.

Sene başında 2020 yılı için %5 büyüme öngörülen Türkiye ekonomisi, son 2 yıldır lokomotif sektörleriyle de ihracatta rekorlar kırarken, tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgınının mutlaka ülkemize de etkileyecektir. İş dünyasının pek çok farklı kesiminden iş insanlarıyla her gün, her dakika görüş alışverişinde bulunuyoruz. Genel bir değerlendirme yaptığımızda; başlangıçta öne çıkan endişe hakim görüşmelerin, yerini hızla iş odaklı görüşmeye çevirdiğini, kısmen endişe bir kenarda dursa da, artık ekonomik çarkların nasıl daha iyi döneceğine odaklanıldığını görüyor ve bu yaklaşımdan memnuniyet duyuyoruz.

Mart ayında ihracatta % 17,8 seviyesinde bir düşüş yaşanırken, Nisan ayı için tahminen % 30’lar seviyesinde bir kayıp bekleniyor ki; en çok etkileneceğimiz ay görünen Nisan ayı eğer böyle kapanırsa, bu dönem için son derece güzel bir başarı olacaktır. İhracattaki bu düşüşü oldukça normal ve hatta beklenenden daha iyi bir tablo olarak değerlendirebiliriz. Çünkü yurt dışı pazarlardaki küresel ticaret sorunlarıyla doğrudan bağlantılı olan, olağanüstü bir süreç yaşanıyor. Böylesine çok boyutlu bir küresel ekonomik aktivite probleminin yaşandığı ve arz-talep dengesinin sarsıldığı bir dönemde dahi Türkiye’nin süreçten en az hasarla çıkacağına inanıyoruz.

Ayrıca Türkiye’nin geçmiş dönemde yaşanan küresel ölçekli ekonomik krizler de dahil olmak üzere, maalesef çok acı ama aynı zamanda da çok önemli tecrübeleri var. Açıkçası krizlerin etkileri, sonuçları ve duruma göre pozisyon belirleme noktasında oldukça hızlı bir ülkeyiz. Ve en önemlisi de yaşanılan sürecin dinamiklerine hızla uyum sağlayabilen kendine has proaktif bir yapımız var. Bunlar bizim için ileriye dönük çok değerli avantajlarımız. Yeter ki süreci tüm dinamikleriyle doğru okuyalım ve işlerimizi askıya almadan daha iyisini yapmak için hep birlikte mücadele edelim.

Önümüzdeki dönemde, Türkiye ve diğer ülkelerin en çok ihtiyaç duyacağı konu; güven inşa etmek olacaktır. Bu süreçte hangi ülke yatırımcılara daha fazla güven verir ve ekonomi, ticaret ve üretim açısından ne kadar güçlü bir şekilde ayakta kalırsa, kimler tedarik zincirini en iyi şekilde yönettiğini ispat ederse, paranın ve yatırımın gidişatı o yöne doğru olacaktır. Esasen Türkiye’nin bu süreçte, gerek 40’dan fazla ülkeye yaptığı yardımla, gerek kendi ülkesine yetebilirliğiyle bu konuda bir adım öne çıktığı kanaatindeyim.

Öte yandan tüm ülkelerin özellikle gıda, tarım, sağlık, teknoloji, sosyal hizmetler ve dijital dönüşüm anlamında yeni politikalar geliştireceğini öngörüyoruz. Siyasi değişimler, ekonomi politalarındaki yenilikler, arz-talep dengesi ve tüketim alışkınlarının dikkatle izleneceği bir dönem bizleri bekliyor. Doyalısıyla hem kamu hem de Türk özel sektörünün güç birliğiyle, sürecin ilk periyodunu iyi analiz etmemiz ve güncel stratejilerle yeni dönemin getireceği değişimlere hazırlıklı olmalıyız diye düşünüyorum.

Son olarak, adım adım işe dönüş çerçevesinde, Türk iş dünyasına ve vatandaşlarımıza da büyük görevler düşüyor. Devletimizin ve ilgili Bakanlıklarımızın belirlediği takvim çerçevisinde, tüm tedbirlere harfiyen uymamız büyük önem taşıyor. İnanıyoruz ki; kademeli ve planlı bir şekilde, en kısa zamanda normal hayatımıza geri döneceğiz. Daha güçlü ve dinamik bir şekilde, dijital disiplinleri de tüm iş süreçlerimize en üst seviyede entegre ederek yeniden tamamen işimize ve hedeflerimize odaklanacağız.

DEİK olarak, iş dünyamız adına üstlendiğimiz ticari diplomasi misyonumuzu aynı şekilde sürdürecek ve Türkiye’nin bu süreci en az hasarla atlatması için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.

Nail OLPAK

DEİK BAŞKANI