Advertisement

GÜNTAY ŞİMŞEK-HABERTURK.COM

Kanunda bazı şirketlerin önünü kesmek, bazılarının ise büyümesine destek vermek için özel düzenlemeler yapıldığı dikkat çekiyor. Rekabet Kurumu’na paralel biri yapı oluşturuyor. Piyasada rekabeti ortadan kaldıracak düzenlemeler içeriyor. Eğer ‘E-Ticaret Kanunu’ bu haliyle 2023’te yürürlüğe girerse toparlanmaya çalışan ekonomimize bir darbe de buradan gelecek ve enflasyon daha da yukarı gidecektir.

Ticaret Bakanlığı’nın sektör paydaşlarıyla görüşüp, tartışmadan ve ilgili taraflara haber vermeden E-Ticaret Kanunu’nda değişiklikler yapması yabancı yatırımcıyı ürkütecek, elektronik veya internet üzerinden pazaryerlerinden satış yapan, ürün pazarlayanlara ve tüketicilere telafisi mümkün olmayan zararlar verecek.

7 Temmuz 2022 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanan Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun bu haliyle 2023’te yürürlüğe girmesi halinde rekabeti ortadan kaldıracağı için başta tüketici olmak üzere iş hayatında yer alan herkes bu gelişmeden etkilenecek. Peki kim kazanacak? Ticaret Bakanlığı yetkilileri kazananları ve kaybedenleri herkesten iyi biliyordur. Rekabet Kurumu da piyasanın nasıl bozulacağını görüyordur. Ülke olarak, tüketici olarak, iş hayatında yer alanlar olarak hepimiz kaybeden tarafta kalacağız. Bu kadar net.

E-Ticaret Kanunu’ndaki yeni düzenlemeler Türkiye’ye vereceği zararları bir iki maddeyle sıralamak mümkün değil. Elektronik ticaret sektöründe Rekabet Kurumu’nun yetkisinde olan rekabet hukuku uygulamalarına sıkıntılar doğuracak düzenlemeler getiriyor. Bir defa sektörde rekabet hukuku problemi doğurmakla kalmayacak, Rekabet Kurumu ile Ticaret Bakanlığı arasında yetki çatışmasına da sebep olacak. Hem sektörün gelişmesini engelleyecek hem de birtakım belirsizlikleri beraberinde getirecek.

Sadece Türkiye’de değil, her yerde, başta ABD ve Avrupa Birliği’nde (AB) olmak üzere e-ticaret düzenlemeleri tartışılıyor. Pazaryerlerinin de aralarında yer aldığı platformlarla ilgili bir takım yeni kamusal düzenlemeler için çalışmalar yapılıyor. Türkiye’de ise Ticaret Bakanlığı “E-Ticaret Kanunu” düzenlemesiyle dünyadaki uygulamalardan tamamen ayrılıyor. Çünkü bakanlık, ABD ve AB’de olduğu gibi sektöre destek olacak, gelişmesine katkı sunacak değişiklikler yapmak yerine, fırsat eline geçmişken bazı şirketlerin önünü açmak için yasal düzenlemeler yapmayı tercih etmiş. Türk iş hayatı dünyası, tüketiciler ve üreticiler dikkate bile alınmamış!

Ticaret Bakanlığı, dijital alanda yapılması gereken tartışmaları, düzenlemeleri sadece e-ticaret özeline indirgemiş.

Bu gelişmelerin en dikkat çeken tarafı ise Ticaret Bakanlığı’nın başka kurumların yetki alanına girerek, ‘E-Ticaret Kanunu’nu düzenlerken arkasına saklandığı tuhaf gerekçeler.

Bakanlığın iddiası şöyle; “Etkin ve adil rekabet şartlarını korumak, elektronik ticaret hizmet sağlayıcıların, elektronik ticaret pazar yerlerine bağımlılığını azaltmak ve elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıların faaliyetlerinin takibini sağlamak.”

Fakat aşırı müdahaleci yaklaşımla hazırlanan, birtakım yasaklar içeren kanun, piyasadaki oyuncu sayısını ve rekabeti azaltacak kesin düzenlemeler içeriyor. Başta Rekabet Kurumu olmak üzere birçok kamu kuruluşunun da yetkilerine müdahale ediyor. Söz konusu ‘E-Ticaret Kanunu’ yeni haliyle piyasaları bozacak, üretim ile tüketimde tarafların dengelerini değiştirecek, elektronik platformlar aracılığıyla satış yapanları da belirsizliğe sürükleyecektir.

Şimdi biraz da kanundan detaylar vereyim.

Mesela e-ticarete getirilen lisans ücreti ve para cezalarını anlamak ve izahını yapmak imkânsız. Bu düzenlemeyle sektörde rekabet ortadan kalkacağı gibi elektronik ticaretin etrafında oluşan ekosistem de bozulacak, ilgili taraflar telafisi olmayan zararlar görecek.

Tablo şöyle; Türkiye’de tam mükellef olarak faaliyetlerine devam eden ve kurumlar vergisi mükellefi olan pazaryerlerinin bir bölümü, satış gelirlerinin yüzde 7.5’ini Dijital Hizmet Vergisi (DHV) olarak ödüyor. Dijital ticaretin üzerindeki bir diğer önemli yük de dijital reklam harcamalarının yüzde 15’i oranında ödenen reklam stopajı. Uluslararası anlaşmalar uyarınca 2023’te kaldırılacağı açıklanan DHV’yi dünyadaki en yüksek oranla uygulayan ülke Türkiye oldu. Ayrıca Türkiye, DHV ile birlikte dijital reklam stopajı tahsil eden nadir ülkelerden de birisi.

Fakat asıl önemli husus Ticaret Bakanlığı'nın ‘E-Ticaret Kanunu’nda, e-ticaret pazaryerlerinde gerçeklesen ticaret hacmi üzerinden lisans ücreti tahsil edilmesine dair düzenlemesi. Lisans ücreti ile platformların büyümesine sınır getiriliyor. Fakat böyle bir sınırın hiçbir açıdan ekonomik mantığı yok. Rekabetin sağlanması amacıyla da böyle bir sınır konamaz. Çünkü böyle bir sınır rekabete engel olur. Haksız rekabetin önlenmesi için her açıdan denetlenen sektörde böyle bir sınır tüketicilere zarar verir.

Öte yandan kanun ile e-ticarete getirilecek ilave yükler, esnaf ve KOBİ’leri dijitalleştiren ve milyonlarca kişinin hayatını kolaylaştıran pazaryerlerinin işlem maliyetlerini direkt arttıracak. Bu artışlar da satıcılara ve müşterilere ilave külfet olacak.

Şimdi hükümet, ekonomi bürokrasisi bir yandan enflasyon ile mücadele için KDV indirimleri yaparken, diğer taraftan Ticaret Bakanlığı e-ticaret üzerine ilave vergi yükü getiren lisans ücreti gibi tuhaf düzenlemelere imza atıyor. Bu bir çelişki değil mi?

Ticaret Bakanlığı öyle bir lisans ücreti düzenlemesi yapmış gibi, bazı şirketlerin direkt zarar etmesini sağlıyor. Mesela yıllık işlem hacmi net 100 milyara ulaşan bir pazaryerinin, e-ticaret şirketinin ödeyeceği lisans ücreti net gelirinden fazla olmaktadır. Zira net işlem hacmi 10 ila 65 milyar TL arasındaki e-ticaret şirketleri binde 3 ile yüzde 25 arasında değişen oranlarda lisans ücreti ödeyecek. Diğer ifadeyle 100 milyarlık sınıra ulaşmış bir e-ticaret şirketine Ticaret Bakanlığı yaşam hakkı tanımayacak. Gelirinin çok üzerinde lisans ücreti ödemek durumunda bırakarak zarara sokacak. Küçülmesini isteyecek. Rekabeti engelleyerek, tüketicinin zarar görmesine sebep olacak.

Şimdi kanunda dikkat çeken bazı değişiklikleri ve getirilmiş olan yeniliklerin hukuki, mali ve ekonomik açıdan sebep olacağı problemlerinin bazılarına özetleyeyim.

E-ticarete lisans ücreti;

Fiilen Vergi Usul Kanun’a paralel (mükerrer) ve fahiş bir vergi sistemi yürürlüğe sokuldu. Yetmezmiş gibi kademeli bir sistem benimsenerek serbest piyasa koşullarında serbestçe ve eşit şartlarda rekabet etmesi gereken şirketler arasında rekabeti engelleyici boyutta fahiş maliyet farkları oluşturuldu.

Fahiş idari para cezaları;

Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’a alternatif bir müeyyide sistemi getirilerek Rekabet Kurumu’nun yetkileri Ticaret Bakanlığı bünyesinde kurulan alternatif “paralel” bir yapı ile devre dışı bırakıldı.

Pazaryerlerine reklam sınırı;

Reklam bütçesi ile istihdam sağlayan ajans gibi yan kuruluşların gelirleri ve dolayısıyla istihdam hacimleri küçültülüyor. Bu reklam bütçeleriyle hizmet veren kuruluşlara, medyaya da darbe vuruluyor.

e-para ve ödeme hizmeti yasağı;

Pazaryerlerine, e-ticaret şirketlerine e-para ve ödeme hizmeti sunma yasağı getirilmesinin mantığı anlamak mümkün değil. Hızlı ve kolay e-ticaret engelleniyor. Özellikle ürün iadesi vb. konularda tüketiciler, bankaların uyguladığı uzun para iadesi sürelerine mahkûm ediliyor.

Devlet eliyle rekabet ihlali;

Bazı pazaryeri şirketleri kanundan muaf tutularak, devlet eliyle rekabet ihlali oluşturuluyor. Meraklıları bu şirketlerin kimler olduğunu bulabilir. GSM operatörü de var, havayolu da, posta şirketi de…

Halka açık şirketlere bir bakanlık “ben yaptım” oldu mantığıyla arka çıkabilir mi? Böyle bir kanun düzenlemesi olabilir mi? Her tarafı bir yasayla, mevzuatla çelişiyor. Gelişmelerin bu haliyle kalmaması ve ülkeye zarar vermemesi için Ticaret Bakanlığı’nın E-Ticaret Kanunu düzenlemesini değerlendirmeye devam edeceğim.

Konu CHP’nin iptal başvurusuyla Anayasa Mahkemesi’ne taşındı. En azından kanunun özellikle medya reklam sınırlanması ve lisans ücretindeki eşitsiz düzenlemelerinin Anayasa’nın eşitlik ilkesini ihlal edip etmediği Yüksek Mahkeme’ce değerlendirilecek. CHP’nin kanuna Meclis görüşmelerinde itiraz etmeyip sonradan dava açması dikkat çekici. Bu kadar önemli bir konunun Anayasa Mahkemesi'nin denetiminden geçme imkanının yaratılması açısından faydalı oldu.

Bugünlük bu kadar…