Advertisement

Tüm dünya ekonomilerinde olduğu gibi ülkemizde de sert ekonomik etkilere sahip olan küresel Covid-19 pandemi krizi tüm insanlığı olduğu gibi bizleri de tarihi bir süreçten geçiriyor. Türkiye bu süreci halk sağlığı açısından başarı ile yönetmiş olup, kısa sürede kontrolü ele geçirmiş olmakla birlikte, ekonomik anlamda da çok ciddi tedbir ve uygulamalarla başarılı girişimler yaptı. Bu anlamda avantajlıyız ve takip eden süreçte de dünya arenasında ekonomik kazanımlarımızın bir adım önde olacağını düşünüyorum.

Bu küresel krizi makro ve mikro ölçekte ele almak gerekiyor. Makro düzeyde, üretim ve ticarette yaşanan gerileme; mikro düzeyde ise istihdam ve tüketici davranışlarındaki değişimlerin üzerinde durulması gerekiyor. Kriz makro düzeyde ilk olarak turizm sektörünü vurdu. Birçok ülkede uygulanan uçuş yasakları nedeniyle kargo uçakları harici neredeyse tüm havacılık sektöründe faaliyetler askıya alındı. Bu trafiğin durmuş olması ile birlikte, turizm ve hizmet sektörlerinde iflasların ve işten çıkarmaların önüne geçilemedi. Kademeli bir zincir gibi birbirini tetikleyen bu gelir kayıplarının ardından otomotiv ve tekstil sektörlerine de sıçradı.

Bu ekonomik durgunluk, eşzamanlı olarak emek sektöründe de etkisini göstermeye başladı. Özellikle gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere, işten çıkarmalarla birlikte işsizlik rakamlarındaki artışı izledil. Rakamlar, ABD’de zirve yaparak 10 milyon kişiye ya da bir başka deyişle %10 oranına çıktı. Benzer bir süreç yaşayan ülkemizde henüz rakamlar kesinlik kazanmasa da, ilk öngörüde 450 bin kişinin işine devam edemediği tahmin ediliyor.

Krizin seyri mikro düzeyde ele alındığında ise, hane halkı açısından özellikle düşük gelirli çalışanların risk altında olduğunu, firmalar açısından ise faaliyet gösterdikleri sektörlere bağlı olarak etkilerin değiştiğini söylemek mümkün. Krizin etki yarattığı sektörlerde yevmiyeli çalışanlar bu dönemde önemli bir gelir kaybı yaşadılar. Sektörel olarak turizm, seyahat, restoran ve kafeler başta olmak üzere kısacası hizmet sektöründe ardından diğer sektörlerde özellikle KOBİ’lerin faaliyetleri durma noktasına geldi. Özellikle istihdamının yüksek olduğu işyerlerinin kapalı kaldığı sürelerin uzaması işsizlik ve sosyal sorunların giderek artmasına yol açacağı kanaatindeyim.

PEKİ SALGIN NELERİ DEĞİŞTİRDİ?

Tüketim alışkanlıklarının değiştiğini gözlemliyoruz. Bunun birincil sebebi, tüketicilerin yaşadıkları gelir kaybına ek olarak içinde bulundukları sosyal izolasyon durumu. Dışarıda yeme içme alışkanlıkları değişti, eğlence harcamaları neredeyse sıfıra yaklaştı, tekstile talep düştü fakat tüm bunlara rağmen online alışverişler arttı. Bu noktada KOBİ’lerin süreci sağlıklı bir şekilde atlatabilmesi ve işsizlik nedeniyle gelirlerini kaybeden ailelerin korunması için seçici politikaların hayata geçirilmesi gerekiyor. Krize müdehalede alınan tedbir paketlerinin özellikle gelir kaybı yaşayan kesimleri ilk planda hedef alması, normalleşme sürecinde ise KOBİ’lerin faaliyetlerini sürdürebilmesi için araçlar geliştirmesi gerekiyor.

BUNDAN SONRA?

Kriz atlatılsa dahi, hayatımızda ve piyasalarda etkileri bir süre daha devam edecek. Özellikle insan hareketliliğine dayanan turizm ve hizmet sektörlerinde normalleşme diğerleriyle karşılaştırıldığında daha çok vakit alacak. Gelişmekte olan ülkelerdeki sanayileşememe, iç tasarrufların yetersizliği ve dış borçlar gibi kronik sorunların hemen çözüleceği düşünülmemeli.

Bu bağlamda, ekonominin yeniden normale dönerken nasıl bir yol izleyeceği hakkında çeşitli varsayımlar yapılmakta. U tipi, yani ekonomik durgunluk dip yaptıktan sonra bir süre bu noktada devam edip mi normale dönecek yoksa V tipi, dip görüldükten sonra hızlı bir şekilde mi toparlanacak konusu hala tartışılıyor. Kriz hala sürdüğü için bunlar hakkında tahminler yapmak zor. Salgının ve kapalı piyasaların ne kadar devam edeceği geleceğe yön verecek.

Covid-19 sonrasında özellikle artan talebi karşılamak için ülkeler arasında bir üretim rekabeti yaşanacak. Yükselecek talebi karşılamak için ticaretteki engellerin azaltılması yönünde adımlar atılması kaçınılmaz görünüyor. Bu nedenle, dünyada yaşanan ticaret savaşlarına ara verileceği öngörülüyor. Ticaret hacmindeki azalmanın önüne geçilmesi ve arzın talebi karşılaması amacıyla ticareti kolaylaştıracak adımların birer birer hayata geçirileceğini tahmin ediyoruz.

DİJİTAL DÜNYAYA GEÇİŞ

Covid-19 sonrasında dünya ticaretinde dijitalleşmenin daha etkin kullanılacağını ve dış ticarette kullanılan belgelerin elektronik olarak düzenleneceğini öngörüyoruz. Elektronik belge yanında ticaret yapan ülkeler arasında ortak ağlar kurulacak ve belge akışı bu ağlar üzerinden yapılmaya başlanacaktır.

NAKLİYE KANALLARINDA ALTERNATİFLER

Günümüzde dünya ticaretinde en fazla deniz ve karayolu taşımacılığı kullanılmakta. Ülkemiz Ticaret Bakanlığı’nın aldığı hızlı ve uygulanabilir önlemler ile bu süreci iyi yönetmiş olsa da, dünyada bu dönemde gördük ki karayolunda TIR ve kamyonlarla yapılan taşımada ciddi zorluklar yaşandı. Salgın sonrası yeni dönemde dünya ticaretinde demir yolu taşımacılığının da bir alternatif olarak önem kazanacağı varsayılıyor.

SAĞLIK, YAKIN GELECEĞİN EN ÖNEMLİ SEKTÖRÜ

Bu süreçte tüm dünya en fazla sağlık ürünleri tedariğinde sıkıntı yaşadı. Bazı ülkelere gönderilen maskelere el konulması, bazı ilaçların devletler tarafından stoklanması gibi gelişmelerden yola çıkarak sağlık ürünlerinin gelecekte ülkeler için stratejik ürün kategorisinde yer alacağını söyleyebiliriz. Sağlık ürünlerinin ticaretinde uygulanan gümrük vergilerinin düşürüleceğini ve bu ürünlerin ticaretindeki engellerin azaltılmasına yönelik tedbirlerin hayata geçirilecektir.

Bu kriz insanların, şirketlerin, devletlerin daha çevreci ve yenilebilir enerjiye daha çok teşvik edici politikalar geliştirmesi ve bundan sonra hayatlarına daha insancıl, eşitlikçi ve bütüncül şekilde devam etmesi için fırsat olarak değerlendirilebilir. Türkiye, krizin tam göbeğinde sergilediği başarılı yönetme kapasitesini, krizin ardından da aynı şekilde sergileyecektir.