Advertisement

Dilara SARI/ Bloomberg HT

Pandemi sonrası toparlanma stratejileri belirlenirken enerji sektöründe yeni bir trend yükseliyor: “offshore”—yani deniz üstü—rüzgar santralleri.

Dünya Rüzgar Enerjisi Konseyi (GWEC) verilerine göre önümüzdeki 10 sene içerisinde deniz üstü santrallerinde 205 gigawatt’lık kurulum ve 1 milyona yakın yeni istihdam bekleniyor. Pandemi sonrası toparlanma senaryolarında öne çıkan yatırımlardan biri olarak dikkat çeken deniz üstü rüzgar santrallerinde itici gücün özellikle Asya ülkelerinde artan yatırımlar olduğu belirtiliyor.

Konu hakkında sorularımızı yanıtlayan GWEC Strateji Direktörü Feng Zhao, ilk kez 1991’de Danimarka’da kurulan deniz üstü rüzgar santrallerinin tüm rüzgar enerjisi pazarından aldığın payın %4 gibi küçük bir seviyede olmasına rağmen her yıl kurulan rüzgar enerjisi santrallerinin %10’unun deniz üstü santralleri olduğunun altını çiziyor. “2030’a geldiğimizde yıllık rüzgar enerjisi kurulumunun üçte birinin deniz üstü olacağını öngörüyoruz,” diyen Zhao, “Deniz üstü rüzgar enerjisi santralleri özellikle pandemi sonrası toparlanma yatırımlarının en önemli ayaklarından biri olacak.”

Krize dayanıklı enerji kaynağı

Uluslararası Enerji Ajansı Yenilenebilir Enerji Piyasaları ve Politikaları Kıdemli Analisti Heymi Bahar da deniz üstü rüzgar enerjisi yatırımlarının ekonomilerde toparlanmaya ivme kazandırabileceği görüşünde.

“Deniz üstü rüzgar yatırımları endüstriyel politikaları destekleyen bir ayak. Yan sanayi, lojistik, limanlar için büyük yatırımlar getiriyor,” diyen Bahar, IEA’nın deniz santralleri konusunda oldukça pozitif olduğunu vurguluyor. Bahar’a göre deniz üstü rüzgar enerjisi santralleri küresel olarak tam potansiyeline ulaştığı takdirde küresel elektrik talebinin 18 katını karşılayabilir.

Deniz üstü rüzgar santralleri yatırımlarının özellikle son dönemde dikkat çekmesinin sebeplerinden biri de yatırım ve büyüme ivmesinin pandeminin yarattığı ekonomik krizi oldukça hafif atlatması.

Bahar, yatırımların pandemiden çok fazla etkilenmediğini ifade ediyor: “Avrupa’da planlanan ihaleler gerçekleştirildi. Yatırımlarda yavaşlama oldu ama pozitif ivme korundu. Yatırım kararlarında özellikle Avrupa’da iptaller gelmediği gibi yeni planlar açıklandı. Sadece ABD’de birkaç iptal oldu, ancak zaten Amerika pazarı henüz çok erken aşamalarında.”

Zhao pandeminin yatırımlara sınırlı sekte vurmasının altında yatan sebeplerden birinin zamanlama olduğu görüşünde. Zhao, deniz üstü rüzgar enerjisi yatırımlarının geniş zaman aralıklarında gerçekleştiğini, 2020-21’de kurulacak santrallerinin yatırımlarının zaten tamamlandığını ifade ediyor.

Ancak tek sebep bu değil: “Deniz üstü rüzgar enerjisi yeşil toparlanmanın önemli itici güçlerinden biri olarak görülüyor çünkü küresel ekonomik krizlere karşı dayanıklı olduğu gibi özellikle yerel istihdam ve ekonomileri canlandıracak imkanlar sunuyor.”

AB’nin tahtı sallanır mı?

Deniz üstü rüzgar enerjisi pazarında lider kim diye sorulduğunda herkes aynı cevabı veriyor: Avrupa Birliği.

Sorularımızı yanıtlayan Avrupa rüzgar enerjisi sektörünün lider kuruluşu WindEurope basın sözcüsü Christoph Zipf, küresel olarak kurulu deniz üstü rüzgar enerjisi gücünün %75’inin Avrupa Birliği ülkelerinde olduğunun altını çiziyor.

Üstelik toparlanma için ayrılan bütçelerde öne çıkan ortak noktalardan biri deniz üstü rüzgar enerjisi olduğu düşünülürse AB’nin bu alanda gücünü artırmaya çalışacağı aşikar.

Zipf, toparlanma bütçelerinin bir kısmının bu alana akacağından emin olduklarının altını çizerken şu ifadeleri kullanıyor: “AB’yi sadece yeniden kurmak değil, doğru kurmak istiyorlar. Yeşil enerji ve özellikle deniz üstü rüzgar santralleri önemli odaklardan biri. Üye ülkelerin iddialı planları var. Çin ve ABD’de deniz üstü rüzgar enerjisinin çok hızlı büyüdüğünü göreceğiz ama yine de AB liderliğinin süreceğini öngörüyoruz.”

Bu yıl AB ülkelerinin tüm rüzgar yatırımlarının 14 milyar euro’yu aşarak rekor kırdığının altını çizen Zipf, bu yatırımların 11 milyar Euro’sunun deniz üstü rüzgar santrallerine gittiğini söylüyor. Zipf’e göre AB diğer ülkelere karşı bu avantajı ve liderliği korumalı.

Özellikle Danimarka, İngiltere ve Almanya’nın başı çektiği sektörün AB’de temel atmasının en önemli sebebinin inovasyon olduğu belirtiliyor. Ayrıca Bahar’a göre önemli bir faktör de kara alanları küçük bu ülkelerin rüzgar enerjisinde kara satürasyonuna ulaşmalarına rağmen deniz için büyük potansiyel sahibi olmaları.

Ancak arkadan gelen büyük bir güç daha var: Çin.

GWEC Strateji Direktörü Zhao’ya göre Çin yeni kurulumlarda pazar liderliğini almış durumda. Üstelik 2021’e kadar kümülatif kurulumlarda en büyük pazar olan Çin’I geçmesi bekleniyor. Önümüzdeki dönem gelecek 1 milyonluk istihdam beklentisinde önemli bir etken de Çin yatırımlarının hızla artması.

Japonya ve Kore gibi kara potansiyeli küçük Asya ülkeleri de deniz üstü rüzgar santrallerine ilgileri gün geçtikçe artıyor. Hindistan’da yine önemli oyuncu olma potansiyeli taşıyan ülkelerden biri.

Yarışta geride kalan sürpriz isimlerden birinin ABD olduğu görülüyor. IEA kıdemli analist Bahar, ABD’nin kuvvetli kara potansiyelinin henüz satürasyondan uzak olduğunun, ancak pazarın yavaş yavaş büyümesinin beklendiğini ifade ediyor.

Amerika Rüzgar Enerjisi Birliği Başkan Yardımcısı Tom Vinson da ABD’nin küresel rakiplerini yakalaması gerektiği görüşünde. Önümüzdeki 5 sene içerisinde ABD’de yıllık 14 milyar dolarlık bir deniz üstü rüzgar enerjisi pazarı bekleyen Vinsin, bunun 45 bin yeni istihdam demek olduğunun altınız çiziyor: “Pandemi ABD’de deniz üstü rüzgar enerjisinde yaşanan federal izinlerin yavaşlığı ve belirsizliği gib zorlukları daha da artırdı. Limanlarda ve imalatta istihdam yaratacak deniz üstü yatırımları şimdi her zamankinden daha önemli hale geldi.”

“ABD kıyılarımızda rüzgar potansiyelini kullanmak için yepyeni bir endüstri oluşturmanın hazırlığında—bu on binlerce istihdam yaratacağı gibi milyarlarca dolar bir yatırıma yol açacak. ABD kıyıları 2000 gigawatt’lık bir potansiyele sahip—ki bu ülkenin elektrik talebinin neredeyse iki katı.”

Peki Türkiye?

IEA’dan Bahar’a göre deniz üstü rüzgar enerjisi için büyük potansiyel taşıyan ülkelerden biri de Türkiye.

Ancak ülkenin bu alana ilgisinin pek de derin olmaması dikkat çekiyor. “Önümüzdeki 5 sene Türkiye’de böyle bir trend beklemiyoruz,” diyen Bahar, bunda özellikle ucuz bir kara rüzgar potansiyelinin olmasının etkili olduğunu ifade ediyor.

Ayrıca deniz üstü rüzgar santralleri ilk aşamalarında pahalı yatırımlar gerektiriyor. Güneş enerjisinde de ucuz fiyatlar olduğunu belirten Bahar, deniz üstü rüzgar santrallerinin Türkiye gündeminde kalacağının altını çizse de karada satürasyona ulaşılana dek büyük yatırımların olmayacağını ifade ediyor.

Buna rağmen Türkiye’nin bu alanda çalışmaları yok değil. Dünya Bankası ile yapılan stratejik çalışmalar ile ülkenin deniz üstü rüzgar potansiyeli üzerinde çalışılıyor. Konuya dair sorularımızı yanıtlayan Dünya Bankası Kıdemli Enerji Uzmanı Mark Leybourne, bankanın Türkiye’deki deniz üstü rüzgar enerjisi stratejisi üzerinde rota çizmeye başladığını ifade ediyor: “Eğer hükümet karar verirse deniz üstü rüzgar santralleri Türkiye’nin enerji dönüşümünde büyük bir rol oynayabilir. Eğer Türkiye bu alana ilgi gösterirse bu özellikle Karadeniz bölgesi için bir ihracat kanalı olacaktır.”