Advertisement

Yunanistan'da, ekonomik sorunların tetiklediği siyasi kriz, atadan siyasetçi olan Papandreu'yu başbakanlıktan etti.

Baskılar üzerine ülkenin yönetimini Lukas Papadimos'a teslim eden Yorgo Papandreu'nun adı Euro Bölgesi'nde baş gösteren ekonomik krizin ilk siyasi kurbanı olarak tarihe yazılırken, sakin mizacı ve sorunlara akılcı yaklaşımlarıyla Yunan siyasetinde de iz bıraktı.

Papandreu, Yunan bir baba ve Amerikalı bir annenin çocuğu olarak 1952 yılında ABD'nin Minnesota'ya bağlı St. Paul kentinde doğdu.

Yorgo Papandreu, babası olan Yunanistan'ın eski başbakanlarından Andreas Papandreu'nun isteği üzerine 1981'de politikaya girerek, milletvekili seçildi. Uzun yıllar çeşitli bakanlıklarda görev yapan Papandreu, 1999 yılında Dışişleri Bakanlığına seçildi.

Papandreu, bugüne kadar olan siyasi yaşamında, özellikle dış politikada babasının ve büyükbabasının tersi politikalar izleyerek, yumuşak ve uzlaşmacı bir siyasetçi portresi çizdi. Türk-Yunan ilişkilerinin geliştirilmesi için adımlar atmaya çalışan Papandreu, Türkiye'nin AB perspektifine olan desteğini hiç gizlemedi, zaman zaman bu noktada tavır aldı.

-Yükseliş ve düşüş-

Yunan siyasetine adımını attığı günden itibaren ortaya koyduğu ılımlı tavırları ve tutarlı kişiliğiyle Yunan halkının büyük sempatisini kazanan Papandreu, 2004 yılında PASOK Partisi'nin genel başkanlığına, 2006 yılında da Sosyalist Enternasyonal başkanlığına seçildi. 2009 yılındaki genel seçimlerde Papandreu'nun başkanlığındaki PASOK yüzde 43'ün üzerinde bir oy oranıyla iktidara geldi.

Yunan ekonomisiyle ilgili uyarıların yoğunlaştığı bir dönemde, ünlü "para var" sloganıyla iktidara gelen Papandreu, ekonomik krizle ilgili iddiaları, biraz da çevresindekilerin yönlendirmesiyle "uluslararası rant çevrelerinin spekülasyonları" olarak değerlendirerek, önlem alınması konusundaki tavsiyeleri dikkate almadı.

-Acı gerçek Davos'ta ortaya çıktı-

Papandreu, ekonomik kriz gerçeğiyle ilk kez 2010 yılında Davos'ta karşı karşıya geldi. Ancak bu aşamadan sonra, Papandreu'nun, gerçek boyutları yeni yeni ortaya çıkmaya başlayan krizi sert önlemler almadan ve kısıntılar yapmadan önleyebileceği konusundaki görüşleri kimseyi ikna etmedi ve Yunanistan sonunda AB'den yardım istemek zorunda kaldı.

Mart ayındaki AB zirvesinde, Yunanistan'a yardım amaçlı, Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) da yer aldığı bir destek mekanizması oluşturulması kararı, Yunan tahvilleriyle ilgili "spreads"lerin aşırı yükselmesine ve dolayısıyla da ülkenin para piyasalarından tamamen kopmasına yol açtı. (Krizin ilk patlak verdiği 2010 yılında 350 puan olan spreads'ler bugün 2.600 civarında bulunuyor)

Bu aşamadan sonra da Papandreu'nun önlenemez düşüşü başlamış oldu.

Mali destek karşılığında Mayıs ayında AB ve IMF ile imzalanan memorandum çerçevesinde hazırlanan sert önlemler içeren yasal düzenlemelerin parlamentodan geçirilmesi için, muhalefetin yanı sıra ülkenin en büyük memur ve işçi sendikalarıyla da karşı karşıya gelen Papandreu'ya, kendi partisi içinden de tepkiler gelmeye başladı.

Papandreu ve hükümeti, memorandumun uygulanmasıyla ilgili Atina'da incelemelerde bulunan AB, Avrupa Merkez Bankası ve IMF temsilcilerinin (Troyka) belirlenen hedeflerin tutturulmadığını tespit etmesi üzerine, bütçedeki açığı kapatmak için yeni sert önlemler almak zorunda kalırken, Yunan halkının tepkileri adeta isyan boyutlarına ulaştı.

Başkent Atina'da Haziran ayındaki büyük gösteriler sırasında, otomobiliyle başbakanlığa giderken göstericilerin saldırısına uğrayan Papandreu, Brüksel'de, AB ile Yunanistan'a yeni yardım paketi konusunda anlaşmaya varmasının ardından ülkede muhalif çevreler tarafından vatan hainliğiyle de suçlanması üzerine dayanamadı ve son kararını vererek, AB kararlarını referanduma götüreceğini açıkladı.

Papandreu'nun bu kararı, içte olduğu kadar dışta da büyük tepkiyle karşılanırken, ülkede siyasi kriz başladı.

Muhalefet çevreleri, Papandreu'nun bu kararıyla ülkeyi AB'den kopararak felakete sürüklediğini öne sürerken, birçok PASOK milletvekili de açıkça bu karara karşı geldi. Ve sonunda baskılara dayanamayan Papandreu, istifa ederek ülkenin yönetimini Lukas Papadimos başkanlığında kurulan işbirliği hükümetine devretmek zorunda kaldı.

-"Atina'da bir yalnız adam"-

Şimdi, yaşanan tüm bunlardan sonra, Yunan basın-yayın organları tarafından "Atina'da yalnız bir adam" olarak nitelenen Papandreu'nun, PASOK'un önümüzdeki dönemde yapılması beklenen olağan kongresi öncesinde, partinin liderliğini sürdürüp sürdürmeyeceğine karar vermesi bekleniyor.

Yorgo Papandreu'nun bundan sonraki siyasi yaşamıyla ilgili kararın ne olacağı henüz bilinmese de Atina'daki siyasi çevreler, ülkede son dönemde yaşanan olumsuzlukların kurbanı olduğunu belirttikleri Papandreu'nun, "hatalarına" rağmen, hala Yunan halkının kalbinde yerini koruduğu değerlendirmesinde bulunuyor.