Advertisement

Time Dergisi, Avrupa, Asya ve Güney Pasifik baskılarında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı, ''Erdoğan'ın Yolu'' başlığıyla kapağa taşırken yazıda Erdoğan'ın bölgedeki nüfuzunu anlattı.

Bobby Ghosh tarafından kaleme alınan yazı, Başbakan Erdoğan'ın Mısır'da karşılanması anlatılarak başlıyor.

Erdoğan'ın Mısır'da kırmızı halı ve askeri seremoniyle ve genellikle rock starlar için düzenlenen resepsiyonla karşılandığı belirtilen yazıda, Erdoğan'ı binlerce kişinin havalanında büyük coşkuyla ve ellerinde Erdoğan posterleriyle selamladığı kaydedildi.

''Erdoğan! Erdoğan! Erdoğan! Gerçek Müslüman ve korkusuz'', ''Türkiye ve Mısır tek yumruk'' sloganlarının atıldığı ifade edilen yazıda, totaliter rejimlerin konuklarını suni kalabalık oluşturarak karşıladıkları ama Kahire'deki yönetimin ''Arap dünyası boyunca gerçekten popüler olan'' Erdoğan'ı karşılamak için kalabalık toplamaya ihtiyacı olmadığı değerlendirmesinde bulunuldu.

Yazıda, Zogby International ile Maryland Üniversitesi'nin 2010 yılı anketinde Araplar arasında Erdoğan'ın en fazla hayran olunan dünya lideri konumunda olduğuna dikkat çekilerek, gençlerin eski tiranlara karşı ayağa kalktığı ülkelerde, birçok kişinin Erdoğan'ı sahip olmak istedikleri bir lider olarak tanımladığı kaydedildi.



-Tunus ve Trablus'taki karşılama

Kahire ziyaretinin Erdoğan'ın yeni liberalleşen Kuzey Afrika ülkelerine yönelmesindeki ilk zaferi olduğu ifade edilen yazıda, Erdoğan'a Tunus ve Trasblus'ta da coşkulu karşılama olduğu aktarıldı.

Yazıda, Erdoğan'ın ''alkışları kabul ettiği en büyük sahnenin'' ise BM Genel Kurul Toplantısında sırasında yaşandığı belirterek, ABD Başkanı Barack Obama'nın ''Erdoğan'ın son zamanlarda ABD'nin Ortadoğu'daki politikasını eleştirmesini ve İsrail ile diplomatik münakaşalarını gözardı ederek'' Erdoğan'ı bölgede ''önemli liderliğinden'' dolayı övdüğü belirtildi.

ABD Başkanları ile Arap caddelerinin aynı fikirde olmasına her zaman rastlanmayacağına işaret edilen yazıda, şunları kaydedildi:

''Mısır, Tunus ve Libya'da kalabalıkların Erdoğan'ın adıyla tezahürat yapması gibi, Obama da eski diktatörlüklerin küllerinden doğan yeni hükümetlerin, Başbakan Erdoğan'ın 8 yılda oluşturduğuna çok fazla benzemesini istiyor. Erdoğan, Türkiye'nin uluslararası saygınlığını çok fazla artırdı, herşeye gücü yeten askeri dizginledi, kişibaşı geliri üçe katlayan ve girişimcilerin önünü açan ekonomi politikaları takip etti ve birçok yönden Batı yanlısı konumunu korudu.

Erdoğan, bu bir gerçek, ara sıra, siyasi rakiplerini ezerek, düşmanlarını hapislere göndererek, medyayı yıldırarak otokratik bir çizgi de ortaya koydu. Türkiye ve Batıdaki birçok siyasi uzman onun Anayasa'yı yeniden yazma arzusunun kendisinde daha fazla güç toplamayı amaçladığından şüpheleniyor. Ancak hayranlarına göre bu kusurları başarılarının yanında çok sönük kalıyor. Demokratik, ekonomik açıdan yükselen ve uluslararası arenada hayranlık duyulan bir ülke olarak Türkiye, yıllardır altında yaşadıkları otoriter yönetim ve yoksulluktan sıyrılmakta olan insanlar açısından dayanılmaz cazibeye sahip.''



-''Türkiye'nin belki de en büyük erdemi..."

Yazıda, şöyle devam edildi:

''Birçok Ortadoğulu'nun bakışında Türkiye'nin belki de en büyük erdemi, Türk modelinin İslami kökenli olması: Erdoğan ve partisi, ülkenin dini ve muhafazakar sınıflarının geleneksel desteğini çekiyor ve laik mutlakıyetçiler tarafından da şüpheyle görülüyor.

Arap İslamcılar açısından Türkiye'nin başarısı ise dini köklerinden ayrılmadan ülkelerini modernize edebileceklerinin bir kanıtını oluşturuyor.

Erdoğan'ın Batılı hayranları ise buna başka bir açıdan bakıyor: Onlara göre Türkiye'nin başarısı, siyasi İslam'ın, illa ki modernitenin düşmanı olması gerekmediğini gösteriyor.''

Erdoğan ve izlediği yolun siyasi başarı getirip getirmediğinin kanıtı aranıyorsa, AK Parti'nin son seçimlerdeki başarısına bakmak gerektiği belirtilen yazıda şu ifadelere yer verildi:

''Erdoğan'ın izlediği yol, Mısır, Tunus ve Libya'yı Türkiye'nin şu an keyfini çıkardığı siyasi istikrar ve ekonomik güce taşıyabilir mi? Erdoğan, Arap devletlerinin kendi başarısına özenme gayreti içinde olup olmadığı konusunda ikircikli. Erdoğan, New York'u ziyareti sırasında Time'a verdiği demeçte, 'Eğer yardımımızı istiyorlarsa onlara ihtiyaç duydukları yardımı sağlayacağız, sistemimizi ihraç etme yönünde bir mentaliteye sahip değiliz' demişti.

Ancak Erdoğan, Arap baharı devletlerinin potansiyel liderlerine açılmayı da reddetmiyor: 'Oralardaki devlet başkanları adayları ve yeni siyasi partilerle görüşmeyi istedim ve durumu kavramak için birçok kişiyle biraraya gelme fırsatına eriştim'.''



-''Türk İslamizmi...''



Erdoğan'ın ''Arap Baharı'' ülkelerine ''İyi Müslüman olun, ancak şundan emin olun ki Anayasanız Türkiye gibi laik olsun'' mesajını gönderdiği belirtilen yazıda, Erdoğan'ın bir Mısır kanalında da laikliğe ilişkin sözleri hatırlatıldı.

Yazıda, bu açıklamanın Müslüman Kardeşler içindeki, Türklerden ders almaya ihtiyaç duymadıklarını belirtenlerin bazılarında şok etkisi yarattığı kaydedilerek, bunun ''köklerini laik demokratik geleneklerden alan Türk İslamizminin, ne laiklik ne de demokrasinin iyi anlaşılabildiği toplumlara kolayca nakledilemeyeceğinin bir hatırlatıcısı olduğu'' belirtildi.



-Atatürk'ün laik mirasına saldırı olarak nitelemek çok güç

Yazıda, bununla birlikte Arap baharı ülkelerindeki birçok politikacının Başbakan Erdoğan'ı kendilerine model aldığı belirtilerek, Mısır'daki Müslüman Kardeşlerin üst düzey liderlerinden Essam Erian'ın ''Erdoğan ceket giyiyor ama aynı zamanda camide dua ediyor, bu bizim örnek alabileceğimiz birşey'' sözleri ile Tunus'taki İslamcı Ennahda Partisi'nin liderlerinden Abdülhamit Jlassi'nin de ''Erdoğan bizim dilimizi konuşuyor'' ifadesine yer verildi.

Bazı Batılı gözlemcilere göre siyasi İslam'ın yükselişi Taliban dönemindeki Afganistan veya İran gibi aşırılık yanlısı devletlerin vizyonunu hatırlattığı ifade edilen yazıda, benzer kaygıların AK Parti ilk iktidara geldiğinde de yaşandığı, ancak bu eleştirilerin haksız çıktığı ve Türkiye'nin yeni bir İran olmadığı kaydedildi.

Yazıda, ''Üniversitelerde başörtüsü yasağının sessizce ortadan kaldırılması haricinde Erdoğan'ın politikaları Atatürk'ün laik mirasına bir saldırı olarak nitelemek çok güç'' denildi.

Yazıda, ''ülke içindeki eleştirmenlerin alkol ve sigara yüksek vergi artışlarının İslami ajandayla bağlantı olduğunu'' iddia ettiği de belirtildi.



-''Erdoğan, ironiye gülmekten kendini alıkoyamıyor''


''Başbakan Erdoğan Batıdan uzaklaşmak şöyle dursun, Batıda kabul görmede laik seleflerine göre daha çok gayret gösterdi'' ifadesi kullanılan yazıda, AB'ye üyelik yönünde atılan adımlardan bahsedildi.

Yazıda, Avrupa'nın ise buna karşı Ankara'ya ''soğuk muamele'' göstermesinin, Türkiye'nin niteliklerinden çok Avrupa'nın kendi sorunlarından kaynaklandığı görüşüne yer verildi.

Erdoğan'ın Time'a verdiği demeçte, AB üyeliği yolunda gayret göstermeye hala kararlı olduklarını belirtiği aktarılan yazıda, ''Erdoğan, Türkiye'yi kabul etmeyen birçok AB üyesi şu an iflas etmiş durumdayken, bir zamanlar Avrupa'nın hasta adamı olarak tarif edilen ülkesinin ekonomik açıdan yükselişte olmasının oluşturduğu ironiye gülmekten kendini alıkoyamıyor'' yorumunda bulunuldu.

Yazıda, Türkiye'nin ''sıfır problem'' yaklaşımına değinilerek, bunun diplomasi ve ekonomideki etkilerinden bahsedildi.

Türkiye'nin ekonomik başarılarından örnekler verilen yazıda, tüm bu gelişmelerin Erdoğan'ı dışarıya yönelik daha iddialı tutum takınmasını sağladığı belirtildi.

Türkiye'nin arabuluculuk faaliyetlerine, Mavi Marmara baskınına değinilen yazıda, Türkiye-İsrail ilişkilerin bozulmasından bahsedildi.

Yazıda, Türkiye'nin Arap baharındaki tutumu ve Mısır, Libya ve Suriye'ye yönelik yaklaşımları anlatılarak, Başbakan Erdoğan'ın son dönemdeki Suriye'ye yönelik sözlerine ve Türkiye'nin tutumuna yer verildi.

Yazıda, ''İsrail ve Suriye ile ilişkilerdeki kopuşun Erdoğan'ın bölgesel arabulucu olma umutlarına zarar vermiş olabileceği ve Türkiye'den Suriye'yi İran'ın etki alanından uzaklaştırmasını bekleyen ABD için de durumun daha karışık hale getirdiği'' belirtildi.



-''Türkiye'nin Arap baharı ülkelerindeki üstünlüğünü muhafaza etmesi zor olacak''


Yazıda, ''Erdoğan'ın, Türkiye'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki siyasi ve ekonomik etkisini artırmayı amaçlayan yeni dış politika doktrininin kaçınılmaz olarak 'yeni Osmanlıcılık' olarak adlandırıldığı'' belirtildi.

Erdoğan'ın Time'a ''imparatorluğun bazı yönlerinin iyi, bazılarının kötü olduğu ama Osmanlı İmparatorluğu'nun güzel yönlerini kullanmanın çok doğal hakları olduğunu'' söylediği ifade edilen yazıda, ''Türk yetkililerin, Balkanlar, Doğu Avrupa ve Arap ülkelerinin İstanbul'a bir rehber olarak baktığı İngiliz Milletler Topluluğu'na benzer bir düzenleme tahayyül ettiği'' iddia edildi.

Yazıda şunları kaydedildi:

''Uzun süre öncede ortadan kalkmış ve yası tutulmayan bir imparatorluğu hatırlatmak, dış politika için bir temel oluşturamaz. Arap baharından ortaya çıkan yeni Ortadoğu'da etki yarışı sert geçmek zorunda. İran, Mısır ve Suudi Arabistan bölgenin geleneksel güçleri. Pastada ABD ve Avrupalı parmaklar da var. Nispeten yeni oyuncular Çin ve Hindistan da bölgede giderek artan ekonomik çıkarlara sahipler. Mısır ve Libya'da zaten büyük yatırımları olan Türkiye'nin Arap baharı ülkelerindeki üstünlüğünü muhafaza etmesi zor olacak.''



-''Yeni zorluk: Anayasa yazımı''

Türkiye'deki ''otoriter eğilimin son seçimlerden bu yana daha belirgin hale geldiği'' savunulan yazıda, siyasi rakiplerinin Erdoğan'ı Kasımpaşalı tutumundan sıyrılmamakla eleştirdiği kaydedildi.

Yazıda, Erdoğan'ın ''acımasız söylemlerle rakiplerinin 'burunlarını yere sürtmekten' kaçınmadığı, eleştirilere karşı alıngan ve darbe konusunda 'paranoyak' olduğu eleştirilerinin yapıldığı'' ifade edildi.

''Erdoğan'ın Türkiye'nin özgürlüklerde Avrupa ülkeleriyle eşit derecede modern bir devlet olarak görülmesi arzusu etmesine rağmen, hükümetin 68 gazeteciyi darbe planladıkları gerekçesiyle hapse attığı'' iddia edilen yazıda, Kürt soruna yönelik yaklaşımın da ''eski model askeri baskı ile siyasi çözüm umutları arasında gidip geldiği'' ileri sürüldü.

Yazıda, siyasi arenada Erdoğan'ın önündeki yeni zorluğun yeni Anayasa'yı yazmak olduğu belirtilerek, bu konudaki kaygıların ''Türkiye'deki laikliği 'sulandırılacağı' korkuları yerine, Erdoğan'ın gücü Cumhurbaşkanlığında toplayıp kendisinin sonraki Cumhurbaşkanı olacağı yönünde'' olduğu kaydedildi.

Yazıda, Başbakan Erdoğan ile Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün yer değiştireceği yönündeki öngörülerin Türkiye'nin artık ''yeni İran değil, yeni Rusya mı olacağı'' korkuları yarattığı öne sürüldü.

BU HABERE YORUM YAZ
 
18 Kasım 2011 Cuma, 06:50 Misafir erdogan'in yolunu icerde halk belirliyor, halkin istedigi politikalari uretiyor ve iki kisiden birinin oyunu aliyor... disarda ise erdogan'in yolunu gelismeler belirliyor, bazen olaylara fransiz kaldigi kesin, dogal olarak kaddafinin yaninda yer aliyor , sonra bir anda vazgecip tam karsisinda yer alabiliyor, misir ve tunus'a laik demokrasiyi onerirken oradaki yonetimler islama bagli bir yonetim anlayisini benimsiyor.. ekonomik olarak uyguladigi modeller cok dogru ve bunlar erdoganin yolu , icerde gecmisten kalan yargi, medya ve askerle hesaplari gordu ve tek hakim olarak yolunu secti...