Advertisement

Gaziantep Sanayi Odası'nın düzenlediği ''Gaziantep'in Yıldızları'' ödül töreninde konuşan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, son 10 yılda Türk sanayisi ve iş dünyasının başarısının geldiği noktanın önemine dikkati çekti. Babacan, ''Bugün, 30 Kasım'ı tamamladığımız gün, Türkiye ve Gaziantep için aynı zamanda rekorlar günü. Gaziantep Kasım ayında 598 milyon dolarlık ihracatla tarihi rekor kırdı. Türkiye de Kasım ayı ihracatıyla aylık ihracat rekoru kırdı'' diye konuştu.

30 Kasım akşamı İMKB'nin tarihi rekor yükseklikte kapandığını belirten Babacan, şöyle devam etti:

''30 Kasım İMKB'nin kapanış endeksi olarak baktığımızda tarihi rekor yükseklikte kapandığı tarih oldu. 73 bin 59... Piyasa göstergesiyle devam ediyorum. Piyasa borçlanması tarihin en düşük noktasında. Yüzde 6'nın altına inmiş durumda. Reel faiz artık sıfır mertebelerinde dolaşıyor. Bundan 10 yıl önce hükümetimizi kurduğumuzda, Türkiye yüzde 66 faiz ödüyordu. Enflasyon yüzde 29 idi. Yüzde 66 ile yüzde 29 arasındaki reel faiz... O dönemde Hazine'nin borçlanması 9 aydan uzun olamıyordu. Milli gelirin yüzde 74'ü seviyesindeki büyük borç, 9 ayda bir döndürülmek zorundaydı. Böyle bir tablodan bu durumlara geldik.''

Dün akşam itibariyle Türkiye'nin kredi temerrüt takas oranının, (Türkiye'nin kamu borcunu sigorta ettirme primi) yüzde 1,3'e düştüğünü anımsatan Babacan, bunun da ayrı bir tarihi rekor olduğunu söyledi.

''Bugün AB'ye üye ülkelerin yarısı bizden çok fazla, yüksek prim ödemek zorundalar. Dün akşam itibariyle Türkiye Hazinesi'yle ABD Hazinesi arasında dolar bazında borçlanma farkı yüzde 1,37'ye indi'' diyen Babacan, şöyle devam etti:

''Yani biz dolar borçlanıyoruz. Elin parası, ödeme günü geldiği zaman Döviz bulmak zorundayız. Ama ABD ödemeleri trilyonca dolar karşılıksız dolar bastılar ki, ABD Hazinesi borçlanmaya devam ediyor. Bu kadar cari açığa rağmen, Türkiye sürekli dövize ihtiyaç duymasına rağmen doların sahibi olan, yetmediği zaman basma imkanına sahip ülkeyle aramızdaki faiz farkı yüzde 1,3'e indi. Eskiden bu oran yüzde 8, yüzde 10'du. Bugün itibariyle geldiğimiz nokta önemli. Allah nazardan korusun. Türkiye güçlendikçe, Türkiye'yi çekemeyen de çoğalıyor. Hem bölgemizde hem çok uzaklarda. Aklınıza gelemeyecek ülkeler, Türkiye'yle kendisini mukayese etmeye başlıyor. Çünkü ileride rakip olarak görüyor.''

''İleriye bakıyoruz''

Eskiden Türkiye'nin ''Hacı Murat olarak Porsche ve Ferrari'ye arkadan selektör'' yaptığına işaret eden Babacan, şöyle devam etti:

''Ama bugün artık Porschesi de Ferrarisi de Türkiye'den korkar hale geldi. Çünkü ileriye bakıyoruz. Çok değil 2050'ye baktığımızda Türkiye, uluslararası kuruluşların analizinde Avrupa'nın iki ekonomisinden bir tanesi...Ülke ekonomisi derken, ikinci değil, başa baş iki ekonomisinden biri olarak görülüyor. Bir zamanların Almanya'sı, İtalya'sı, Fransa'sı sanayi de neyse, Türkiye kısa zaman da o noktaya geliyor. Kaynaklarımız da var, kaynak derken petrolümüz yok denecek kadar az, doğal gaz da dışarıya bağımlıyız. Madenlerimiz kısıtlı. Türkiye'nin en önemli kaynağı insan gücü, doğru. Son 10 yılda oluşturduğumuz güven. Güven, en önemli kaynak ve sonsuz sermaye.''

Ali Babacan, GSO'nun, Gaziantep sanayisinin kabuk değiştirmesinde rol oynayan önemli bir kuruluş olduğunu ifade etti. Gaziantep'in en önemli özelliğinin çalışkan insanları olduğunu söyleyen Babacan, şunları kaydetti :

''Dedem, 'Bak oğlum çalışkanlıkta Anteplileri örnek al' derdi. Birlik ve beraberlik ruhu çok önemli. Birlik ve beraberlikte hayır var, iyi sonuçlar var. Oda yokken ki, Gaziantep'in sanayi durumunu çok iyi biliyorum. Gerçekten gayret var ama bugünkü ihracat rakamları yoktu. O günkü üretim kalitesine bakın. Oda Gaziantep'e çok şey kattı. Ortak ruh, ortak girişim çabası Gaziantep'i nereden nereye getirdi? Bu çok az ilimize nasip olan bir sonuç. Çalışmanın neticesi ama aynı zamanda da birlik ve beraberliğin neticesi. Ümit ediyorum ki Gaziantep bu özellikleriyle bölgeye örnek olur. Bölgede birlik ve beraberlik ihtiyacı çok çok fazla. Şöyle bir Gaziantep'e ve Urfa'ya bakın...Ötesine uzanıyorsunuz. 'Neden Gaziantep bu noktada, ama diğer şehirlerde hala çaba gerekiyor?' diye baktığımızda, işte bu birlik ve beraberliğin önemini çok daha iyi görüyorsunuz. Bu bölgedeki bütün şehirlerimizin çok büyük potansiyeli var. İnsansa insan, tarımsa tarım, sanayiyse sanayi, turizmse, tarihse, turizm, tarih. Bunların hepsi var, ama mutlaka birlik, beraberlik ve huzur içerinde iş yapabilmek. Yatırım yapabilmek, işlerimizi sürdürebilmek.''



ABD'nin bütçesinde yüzde 10 açık verdiğini kaydeden Babacan, şöyle konuştu:

''Niye, 'işte biz devlet olarak topladığımız vergiden daha fazla harcama yapalım ki o fazla yaptığımız harcama ekonomiyi canlandırsın.' Merkez Bankası ha bire para basıyor, bir yandan bankaları kurtarıyor bir yandan aman hazine iflas etmesin diyor. Fakat bir türlü yüksek büyüme oranlarını göremiyorlar. Ciddi bir güven erozyonu var. Halk geleceğinden korkuyor, iş dünyası geleceğinden korkuyor, bankalar geleceğinden korkuyor. Bugün ABD şirketlerinde 3 trilyon dolar nakit duruyor. Bankaların kredi olarak kullanamadıkları, kullandıramadıkları ya da korkup kullandırmadıkları 2 trilyonun üzerinde nakit söz konusu. Güven olmayınca bunların hiç biri devreye girmiyor. Yatırım yok halk korkuyor, finans şirketleri korkuyor.''

''Ekonomilerde güven sorunu var''

Babacan, Avrupa Birliği'nde (AB) de durumun farklı olmadığını ifade ederek, AB'de son bir yılda çok önemli kararlar alındığını kaydetti. Avrupa'da 100 milyarlarca avroluk emniyet duvarları oluşturulduğunu dile getiren Babacan, ''Avrupa Merkez Bankası 4 ayrı programla yine trilyonlarca avro piyasaya para sürdü fakat Avro Bölgesi'nin büyüme beklentisi eksi 0,3. Gelecek sene ya sıfır büyüme ya da belki artı, belki eksi,bir olabilir. Güveni oluşturamadıkları için sonuç alamıyorlar. 27 kafadan 27 ayrı ses çıkıyor. Azınlık hükümetleri var, koalisyon hükümetleri var. Hükümetlerle meclisler arasında farklı görüşler var ve popülist, kısa vadede, kendi ismini duyurmaya çalışan politikacılar var. Şu anda AB'nin en büyük problemi bu. Doğru politikalar, doğru adımlar atılıyor, fakat gürültü yapan da çok büyük kesim var. O gürültüyü duyan halk korkuyor'' diye konuştu.

''Böyle bir siyasi yapıda nasıl bir ekonomi politikası uygulayacaksınız, neyi açıklayacaksınız ki güven oluşsun, insanlar önünü görebilsin?'' diye soran Babacan, Amerika'nın, Avrupa'nın ve Japonya'nın durumunun bu şekilde olduğuna dikkati çekti. Bu ekonomilerde bir öngörülebilirlik, bir güven sorunu olduğu için dünya ekonomisinin bir türlü toparlanamadığını dile getiren Babacan, şöyle devam etti:

''Bakın geçen yıl daha iyi şeyler bekliyorduk. Bu yıl dünya ekonomisiyle ilgili beklentiler artıyor. Geçen senekinden bir puan daha aşağı büyüyor şu anda dünya ekonomisi. Bütün gelişmiş ülkelerde sorun varken, o ülkelere mal satan gelişmekte olan ülkelerin bunun dışında kalması mümkün değil. İşte Çin, artık yüzde 9-10'luk büyüme oranlarını konuşamaz hale geldi. Brezilya, son 3 yıldır arka arkaya büyüme hedeflerini aşağı doğru çekmeye başladı. Hindistan, bir yandan korkunç bütçe açıkları, bir yandan altyapı sorunları, büyüme oranlarını aşağı doğru çekmeye başladı.''

''Türkiye başarı örneği olarak görülüyor''

Babacan, bütün bu coğrafyada Türkiye'nin ''çok şükür'' artık bir başarı örneği olarak görüldüğünü söyledi. Bunda kuşkusuz siyasi istikrarın çok önemli yeri olduğunu vurgulayan Babacan, şöyle konuştu:

''Ne yaptığını bilen, uzun vadeli hedefler ortaya koyabilen güçlü bir siyasi irade, bu başarının arkasındaki temel faktör. Kuşkusuz bunun yanında doğru politikalar. Günü kurtarmak için değil, uzun vadeye bakan politikalar. Sadece kendimizi değil çocuklarımızın, torunlarımızın Türkiye'sini düşünen politikalar...

İşte bu amaçladır ki, Türkiye AB'ye olan ticaret ve finansman bağımlılığını hızla azaltmak zorunda. Çünkü bugünkü seviyenin daha ilerisine AB'nin çıkması artık zor görülüyor. Öyle bir borç yükü altında kaldılar ki bu borç yükü yıllarca, hatta on yıllarca pek çok Avrupa ülkesinin büyümesinin üzerine sınırlama getirecek. Şu anda Avrupa'nın ABD'nin kamu borcu 2. Dünya Savaşı'ndan sonraki dönemin seviyelerine yükseldi. 2. Dünya Savaşı'nın ağır maliyetinin sonunda borç miktarları nereye çıktıysa şu anda aynı o seviyelere çıkmış durumda. Dolayısıyla hızla başka coğrafyalara bakmamız lazım.''

Babacan, ihracatta Ortadoğu ve Afrika ülkelerinin Avrupa'yla başa baş noktaya geldiğini, Asya ve Güney Amerika'nın da ihracatta önemli yer tuttuğunu dile getirdi.

Devlete güvenin önemi

Türkiye'nin ulaştığı sonuçlarda, uygulanan makro ekonomik politikaların öneminin büyük olduğunu ifade eden Babacan, Türkiye'nin geçmişte yaşadığı krizlerin hep makro ekonomik kaynaklı sorunlardan kaynaklandığını aktardı. 2002-2007 arasında önemli kararlar aldıklarını, bankacılık sistemini güçlendirdiklerini, sosyal güvenlik ve sağlık reformu yaptıklarını anlatan Babacan, onun için krizin etkilerinin Türkiye'de sınırlı kaldığına dikkati çekti.

Bankacılık sisteminde ''işi sağlama bağlayıcı'' tedbirler aldıklarını belirten Babacan, ''Bankalarımızın Türkiye'nin gerçeklerine uygun, insaflı, sanayiciye destek veren politika izlemesi ve bünyelerini sağlama almaları önemli'' dedi.

Finans sistemi ve finansal istikrarın önemine de değinen Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Fakat finansal istikrarın zemininde yine devlete olan güven var. Hangi ülke olursa olsun. O ülkenin finans sisteminin istikrarı ve o finans sistemine olan güvenin zemininde, temelinde o ülkenin devletine olan güven var. O ülkenin devletine güven yoksa, devletine güvenin sarsıldığı ülkelerin bankacılık, finans sisteminin normal seyretmesi mümkün değil. Çünkü devlet, Merkez Bankası ve hazinesiyle tüm bankacılık sisteminin arkasındaki, zeminindeki önemli destek unsurudur. Bu destek zayıflayınca, o ülkenin finans sistemi sıkıntıya giriyor. Biz bütün politikalarımızda devlete olan güveni önceledik. Kriz döneminde de bunu yaptık.''

''Borç yiyen kesesinden yer''

Ali Babacan, 2010-2011'de Türkiye'nin yüzde 9,2 ve yüzde 8,5 büyüdüğünü bunun güzel bir gelişme olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:

''Ama baktık ki bu büyümenin içerisinde sıkıntılı bir tablo da oluşmaya başladı. Büyüme sıhhatli büyümemi mi, yoksa hafif obeziteye kaçan bir büyüme mi? Baktık ki iç tüketim büyümenin temel unsuru olmaya başlamış. Borçlanarak yapılıyor. Halkımız bankadan krediyi çekiyor, harcıyor. Tamam, kısa vadede güzel, araba sayısı artıyor. Yeni binalar yapılıyor, yeni evler alınıyor ama öyle bir noktaya geldik ki, bankaların kredi açığı bir yılda yüzde 35 arttı. Demek ki bir dönem, aslında hak etmediğimiz refah oluşmuş Türkiye'de.''

Babacan, önce üretmek sonra tüketmek, önce hak etmek sonra harcamak gerektiğini vurguladı. ''Borç yiyen kesesinden yer'' denildiğini anımsatan Babacan, şöyle devam etti:

''Ama bu işe sonuçta uzun vadeli baktık. Kısa vadeli baksak, '2012'de yüzde 6-7 büyüyelim ondan sonrası bizi ilgilendirmez' desek bu sonuçları almamız mümkün değildi. Çünkü bir sene daha böyle hızlı büyürüz ondan sonra Allah korusun 2013-2014'de öyle bir tabloyla karşı karşıya kalırız ki bütün birikimleri yine silip götürür. Dünyada ekonomisi en yüksek cari açık veren ülke Türkiye. Geçen sene yüzde 10'a ulaştı. Milyar dolar olarak da dünyada ikinciyiz. Bu kadar yüksek cari açığa bu kadar döviz açığına rağmen döviz borçlanmasında ABD ile faiz aramız sadece 1,3'e indiyse işte bu güvenin sonucudur.''

''Dış talep büyümesi''

Türkiye'nin bu yıl ki büyümesinin ağırlıklı olarak net dış talep büyümesi olduğunu, iç tüketimde fazla büyüme olmadığını dile getirdi. İlla ki ihracatın artması değil, ithalatın azalmasının da büyüme anlamına geldiğini, bu yıl ithalattaki azalmanın şiddetli olduğunu vurgulayan Babacan, şöyle devam etti:

''Bu seneki ithalatımız ancak geçen seneki kadar olacak. Bu süreci çok şükür başarıyla götürdük. Gelecek yıl tablo biraz daha değişecek. Evet cari açığımız halen yüksek ama cari açığı daha aşağı seviyelere indirmenin yolu bundan sonra yapısal reformlardan geçiyor. Enerjide dışa bağımlığımızı azaltabiliyor muyuz, Türkiye'de tasarruf oranlarını yükseltebiliyor muyuz, daha yüksek katma değer içeren bir üretim yapısına gidebilir miyiz? Cari açığın çözümü bundan sonraki dönemlerde buradan geçecek. Yüzde 10'lardan yüzde 7'lere düşüreceğiz bu sene cari açığı ama bundan sonraki düşüş daha yavaş olacak. 2015'de hala yüzde 6,5 cari açık bekliyoruz. Yapısal sorunlarımızı çünkü bu kadar kısa sürede çözmek mümkün değil.''

Babacan, bu yıl 59 milyar dolarlık petrol ve doğal gaz ithal ettiklerini, bu oranın 2002'de 10 milyar dolar olduğunu anımsattı. Bir yandan fiyatların arttığını, diğer yandan da Türkiye'nin büyüdüğünü ve ihtiyacın çok olduğunu bildiren Babacan, şunları kaydetti:

''Cari açığımız kadar enerji ithalatımız var. Bizim şu anda sadece kendimize yetecek kadar petrolümüz ve doğal gazımız olsaydı cari açık bu sene sıfır olacaktı. Böyle bir problemimiz olmayacaktı. Ama tabii bu artık ülkenin bir bakıma tabii kaynakları, Allah vergisi. Belki var henüz bulamadık. Ümidimiz o ki bulalım, çıkaralım, kullanalım. Ama bu gerçekle de karşı karşıyayız.''

''Çok tüketiyoruz''

Babacan, Türkiye'de geçen yıl tasarruf oranı değerlerinin milli gelirin yüzde 12'si olduğunu, Çin'de bu rakamın yüzde 50 olduğunu vurguladı. Gelişmekte olan ülkelerin ortalamasına bakıldığında tasarruf oranının yüzde 30 olduğunu ifade eden Babacan, şunları aktardı:

''Çok tüketiyoruz. Daha dikkatli olmamız gerekiyor. Hem şirketlerimizin, hem halkımızın mutlaka daha tasarruf odaklı gitmesi gerekiyor. Tasarruf oranlarımızı yükseltmek, bizim cari açık çözümündeki en önemli konulardan bir tanesi. Bakın yeni bireysel emeklilik sistemini başlatıyoruz 1 Ocak'ta. Halkımıza diyoruz ki, '100 lira bir kenara koy, kendi rızanla 25 lira da biz devlet olarak yanına katacağız' diyoruz. Bu kanunu çıkardık ve Ocak'ta başlıyor.

Çok cömert bir teşvik. Zorunlu değil. Geçmişte denenmiş, 14 katrilyon lira para ödedik zorunlu tasarruftan o günün parasıyla. Enflasyonla bugüne getirin 25-30 katrilyon. 3 milyon vatandaşımız sisteme girmiş durumda. 10-15 yıl dokunmayın. Bu fonlar sanayiye, üretime dönecek. Ülke dışarıdan kaynak kullanacağına, kendi kaynaklarıyla büyümüş olacak.''

Türkiye'nin şu anda cari açığı dışarıdan finanse ettiğini ifade eden Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Elden gelen öğün olmaz o da vaktinde bulunmaz' demişler. Tamamen elden gelene dayanan bir ekonomi politikası izleyemeyiz. Mutlaka kendi tasarruflarımız, kendi kaynaklarımıza dayanan büyüme modeline geçmemiz gerekiyor. Bu uzun vade için şart, istikrar için şart. Kısa vadede geçici, saman alevi gibi ekonomik sonuçlar almak doğru değil. Bunu hemen yapabiliriz. Merkez Bankası'nın elinde en az bir düzine imkan var. İstesek biz 6 ay sonunda tekrar yüzde 7-8 büyümeyi görürüz, bu elimizde. Her türlü imkan var, ama yüzde 7-8 büyümeye tamamen dışarıya dayalı, borçlanmaya dayanan ve cari açığı patlatan bir yapıyla gidersek Allah korusun, 6 ay sonunda belki iyi sonuç, 1-2 sene sonra gelir çok kötü vurur. Ne zaman cari açığımız yüzde 5'i görmüş Türkiye döviz krizine girmiş, finansal ve ekonomik krize girmiş. Biz yüzde 10'u görmemize rağmen çok şükür istikrarla devam ediyoruz.''

Babacan, kredi faizlerinin düşüş trendine girdiğini, daha aşağı düşeceğini, faizlerin düşmesinin bir ekonomideki büyümenin en sıhhatli yolu olduğunu ifade ederek, ''Ama talimatla değil, işin doğal akışında ve güven ortamıyla beraber düşüşü önemli. Bundan sonra da hep istikrar odaklı, güven odaklı gideceğiz'' diye konuştu.

Babacan, önümüzdeki dönemde yapısal reformlara devam edeceklerini belirtti. Bunun demokratikleşme sürecinde sağlam bir şekilde devam etmesini desteklemek zorunda olduklarını kaydeden Babacan, ''Çünkü ileri bir ekonomi, kalkınmış bir ülke, yüksek refah seviyesine ulaşan bir ülke olmak için mutlaka yüksek kalitede bir demokrasiye ihtiyacımız var'' diye konuştu.

Türkiye'nin henüz o noktayı yakalayamadığını ifade eden Babacan, şunları söyledi:

''Henüz çok gerilerdeyiz. Çok işler yaptık, ama 'yaptığımız yeter', 'bu kadarı bizim için iyidir' dediğimiz anda gerilemeye başlarız. Hukukun üstünlüğü, Türkiye'de yargı reformunun gerçekleşmesi yine çok önemli bir kural. Gerçek anlamda hukukun üstünlüğünün benimsendiği ve uygulandığı bir ülke olmadıktan sonra Türkiye'nin gelişmiş bir ekonomi olması ya da ileri bir demokrasi olması da maalesef mümkün değil. Üçüncü yargı paketimizi tamamladık. Dördüncü paket için çalışılıyor. Ardından beşinci paket gelecek ve mahkeme üyelerimizin hızlı bir şekilde çalışması, güvenilir bir şekilde çalışabilmesi, tutarlı kararlar vermesi, ilerideki ekonomik yapımızın en önemli temellerinden birisini oluşturacak.''

Bugünlerde Avrupa Birliği (AB) hakkında iyi konuşmanın ''pek herkesin harcı'' olmadığını vurgulayan Babacan, ''Ya adamların haline bak, bizim halimize bak. 'Niye hala AB'nin peşinden koşuyoruz' diyenler, bize çok söylüyorlar. Ama asla aldanmamamız gerekiyor. Biz henüz AB'nin standartlarını ve demokrasi açısından, insan hakları açısından, temel öz güven açısından yakalayabilmiş değiliz'' ifadelerini kulandı.

''AB'nin standartları Türkiye için önemli''

AB standartların Türkiye için çok önemli olduğunu dile getiren Babacan, AB'nin raporlarının önemine değindi.

''Komisyon raporu var. Meclis raporu var. Bazen kızıyoruz, çöpe atıyoruz. 'Bu raporu tanımıyoruz' diyoruz ama işin sonunda bu raporlar Türkiye için önemli'' diyen Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''İyi ya da kötü, doğru ya da yanlış bir dış değerlendirmeyi okumak, ya 'başka millet bizim için ne düşünüyor, nasıl değerlendiriyor' diye bunu ölçmek çok önemli. Ürettiğimiz ürünü, yaptığımız işleri piyasadan gelen bilgilerle desteklemezseniz, kendinize yeni yön vermezseniz, ürünlerinizde piyasadan, müşterilerden aldığınız bilgiye göre değişiklik yapmazsanız, bir süre sonra işleriniz çıkmaza girer. AB bunun için önemli. Bizim için geri besleme metodu. Yaptığımızın dışarıdan değerlendirmesini alıyoruz, okuyoruz. İşimize gelir gelmez, beğeniriz beğenmeyiz, severiz sevmeyiz, ama ısrarla ve inatla AB sürecini Türkiye'nin devam ettirmesi gerekiyor. Bu sürecin tıkanması da bizim elimizde. AB'nin bunu durdurma imkanı yok. Yavaşlatır, askıya alır ama bitiremez. Bitirmesi için 27 ülkenin konsensüs gerekiyor. Biz vazgeçtik dediğimiz an biter iş.''

Babacan, Türkiye'nin AB sürecini tıkaması halinde ekonomi, demokrasi, temel haklar ve özgürlüklerde Türkiye'nin gerilemeye başladığının görülebileceğini ifade etti. AB sürecine hep birlikte sahip çıkıp, devam etmemiz gerektiğini dile getiren Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Avrupa'nın kriterlerine bakacağız. Yaptıklarına bakmayacağız. Kendi kriterlerine uysalardı zaten bu duruma düşmezlerdi. Maastricht Kriterleri 'yüzde 3 bütçe açığı verirsin' diyor. Ne diyor, 'borcun en fazla yüzde 60 olabilir' diyor. Bu kuralları ilk bozan Almanya ve Fransa. Dediler ki 'ya bir defalık kural bozmayla bir şey olmaz'. Türkiye'de de birileri zamanında demişti ya 'Anayasa uymamakla bir şey olmaz' diye. Öyle değil. Kural koymuşsanız uyacaksınız ve kuralın yanında ceza mekanizması olacak. Kırmızı ışığı koyun, kırmızı ışığı geçenin cezası olmasın. Bir süre sonra kimse takmamaya başlıyor kırmızı ışığı. Biz o 27 ülkenin demokraside, özgürlüklerde koymuş oldukları standartlara, uygulamalarına çokta bakmadan, bakacağız. Kendimizi sürekli mukayese ederek iyiyi, daha iyiyi, en iyiyi hedefleyeceğiz. Bu açıdan Türkiye için hala önemli.''

''Hapis cezası dünyada sadece Türkiye'de kalmış''

Babacan, hapis cezasıyla, çeklerin durumu arasında bir bağlantı göremediğini vurguladı. 2008-2009 krizinden önce piyasada Merkez Bankası'nda takasa girip işlem gören çeklerin yılda ortalama yüzde 5'inin döndüğünü ifade ederek, oranın bu yıl ortalama yüzde 4,3 olduğunu aktardı.

Yeni kuracakları ''Kredi Sicil Sistemi'' hakkında da bilgiler veren Babacan, sistemle Türkiye'de ticaret hayatının kökten değişeceğini ifade etti.

Yeni sistemde pozitif ve negatif liste olacağını söyleyen Babacan, vatandaşın izin vermesiyle bütün kredi geçmişinin görülebileceğini dile getirerek, şunları kaydetti:

''Herkes kendi kredi sicilini temiz tutmaya çalışacak piyasada. İlla hapis cezası değil arkadaşlar. Hapis cezası bir tek Türkiye'de kalmış dünyada. Bunu bize adalet bakanımız getirdi. Zaten 140 bin kişi hapiste. Kapasitenin üzerinde insan var içeride. Sadece çekten ilave 220 bin kişi geliyor. İki kişi arasındaki alacak verecek meselesini ödemeyene hapis cezası...Bunlar 2-3 bin sene öncesinde varmış ama bugünün dünyasında yok. Herkes dikkat edecek.''

Sistemi yeni bir bilgisayar sistemiyle, elektronik ortamda, internet üzerinden ulaşılabilir hale getireceklerini kaydeden Babacan, ilk uygulamanın 1 Ocak'ta başlaması için talimat verdiklerini söyledi.

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Borçlar Kanunu üzerinde yapılan çalışmaları da en kısa sürede sonuçlandırmaya çalıştıklarını sözlerine ekledi.

Konuşmaların ardından 89 başarılı sanayici ve iş adamına plaket verildi.

BU HABERE YORUM YAZ
 
01 Aralık 2012 Cumartesi, 23:41 Misafir çekemeyenlere kapak olsun.
01 Aralık 2012 Cumartesi, 16:32 Misafir bence ne kadar zaaflıysak o kadar bizimle bir olmayı istemezler. bir de bu açıdan bakabilirsek efendim.esenliklerle kalınız