Advertisement

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, ilaç sektörü strateji belgesinin tamamlandığını belirterek, "İlaç strateji belgemizle Türkiye'yi ilaç araştırmalarında, yeni molekül geliştirilmesi ve ilaçların yapılmasında önemli merkezlerinden biri haline getirmeyi amaçlıyoruz" dedi.

Ergün, Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD) üyeleri ile Bakanlıkta düzenlenen sohbet toplantısında bir araya geldi.
Türkiye'deki denetleme ve standartlara ilişkin açıklamalarda bulunan Ergün, şeker konusunda hiç denetlenmeyen alanlar olduğunu kaydetti. Ergün, "Bir şeker türü var, tatlandırıcı. 1 kilogramı ile 7 ton şekerle tatlandırdığınız kadar tatlandırmayı yapabiliyor ve hiçbir denetime tabi değil, denetleyen bir kuruluş yok. Böyle birşey gündemimize girmemiş" dedi.

Ergün, Türkiye'de kullanılan şekerin yüzde 10-15'inin nişasta bazlı, yüzde 85'inin şeker pancarından üretildiğini belirterek, Türkiye'nin iklim şartlarından dolayı şeker kamışından çok fazla üretim yapılmadığını ifade etti.
Bu durumun maliyetleri yükselttiğine dikkati çeken Ergün, "Maliyetler yüksek olduğu için insanlar başka tatlandırıcı ürünlere kaçıyorlar. İnsanlar bunları çantasına koyup getiriyor, gazoz getirir gibi. Şimdi Şeker Kurumunu bu konularla yetkilendiriyoruz" diye konuştu.

Ergün, piyasada en çok hangi şekerin zararlı olduğu tartışmaları yapıldığında ilk olarak denetim dışı olan şekerlerin ortaya çıktığını dile getirdi.

-Türkiye ilaç üretim merkezi olacak-

İlaç sektöründe strateji belgesi çalışmalarının tamamlandığı bilgisini veren Ergün, yakında Ekonomi Koordinasyon Kuruluna sunulacağını bildirdi.

Türkiye'deki ilaç sektörünün toplam büyüklüğünün 11-12 milyar dolar olduğunu ifade eden Ergün, bu sektörde 700 milyon dolarlık ihracata karşılık, 4,5 milyar dolarlık ithalat yapıldığını söyledi. Ergün, "İlaç sektörü cari açığın en yüksek olduğu alanlardan biri ve bu pazar Ar-Ge'ye, inovasyona ve yüksek katma değere en uygun alanlardan biri. Strateji belgemizle Türkiye'yi ilaç araştırmalarında, yeni molekül geliştirilmesi ve yeni ilaçların yapılmasında önemli merkezlerinden biri haline getirmeyi amaçlıyoruz" ifadelerini kullandı.

-Çamurdan petrol üretilecek-

Ergün, Türkiye'de her şeyin çöp olarak algılanarak atıldığını kaydederek, atıkların geri dönüşümünden elde edilecek kazancın farkında olunmadığını belirtti.

İlk yapılan hesaplara göre atıklardan önemli bir gelirin oluşturulabileceğini vurgulayan Ergün, "İlk yaptığımız hesaba göre eğer atıklarımızın yarısını yeniden değerlendirebilirsek 7-8 milyar dolarlık bir kaynak ve ekonomi karşımıza çıkıyor" diye konuştu.

Ergün, 2 yıl önce kendilerine Türkiye'nin Geri Dönüşümle İlgili Strateji Belgesi, Yol Haritası ve Eylem Planı'nın hazırlanması görevi verildiğini anımsatarak, bu çalışmanın da tamamlandığını bildirdi.
Bu çalışmalarla Türkiye'nin her türlü atıktan istifade edebilecek hale geleceğinin altını çizen Ergün, bu konuda bazı belediyelerin güzel örnekler sergilediğini ifade etti.

-"Para verip yaktırıyorsunuz"-

Ergün, Türkiye'nin geri dönüşüm konusunda bir sıçrama yapmasının atıkların çevresel etkilerini ortadan kaldırılması kadar enerji açısından da önemli olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Kanalizasyondan enerji üretiyorsunuz. Çamur kalıyor geriye. Çimento fabrikasına para verip yaktırıyorsunuz bu çamuru. Şimdi yeni sistemler var, arıtma tesisi çamurlarından fuel oil ve ham petrol üretebiliyorsunuz. Türkiye'deki birçok arıtma tesisi, çamuru ham petrole dönüşüp rafinaj işleminden sonra fuel oil, benzin, mazot olarak kullanılabilecek, çamur diye bir şey kalmamış olacak ortada."

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, yerli otomobil üretimi konusunda otomotiv sektörüne "siz yapın biz önünüzü açalım" dediklerini belirterek, "Yerim dar diyorsun, yerini açıyoruz, sonra da 'yenim dar' diyorsun. Bu da şunu gösteriyor. 'Yerim mi dar, yenim mi dar' tartışmasını bir kenara bırak. Senin oynamaya niyetin var mı yok mu? Onu söyle. Oynamaya niyetin yoksa 'Ben oynamayacağım' dersin olur biter. Başkası oynar" dedi.

Ergün, Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD) üyeleri ile Bakanlıkta düzenlenen sohbet toplantısında bir araya geldi.
Soruları yanıtlayan Ergün, hurdaya ayrılacak araçlarla ilgili yapılan çalışmanın henüz netleşmediğini bildirdi.
Önce işin mantığının oluşturulması ondan sonra da doğru adımların atılması gerektiğinin altını çizen Ergün, şunları kaydetti:

"Bugün yollarımız da araçlarımız da daha nitelikli ama bunun yanında da çok eski araçlar var. Türkiye'de 20 yılın üzerindeki araçların sayısı 2 milyonun üzerindedir. Hala trafiği aksatan, çevreyi kirleten arabalar var. Bir bakıyorsunuz arkasından siyah dumanlar saçan bir araba gidiyor önünüzde. Türkiye trafiğinde artık bu tip araçların olmaması lazım. Ancak bunu yaparken ne tür mekanizmalar kullanacaksınız bu önemli? Bu mekanizmalar şunlardır; birisi zorlayıcı birisi de teşvik edici olacak.

Zorlayıcı olan şudur, sistemi tersine çevirmemiz lazım. Yeni araçlar çevreci değil mi? Ama çevreyle ilgili vergileri daha yüksek. Motorlu Taşıtlar Vergisi'ni (MTV) daha yüksek ödüyorlar. Sıfır arabanın, en çevreci arabanın vergisi en yüksek. Çevreyi en çok kirleten arabanın vergisi en sıfır, en düşükte. O zaman sistemde bir yanlış var. O zaman zorlayıcı olanın bu olması lazım. Çevreci olmayan araçların MTV'sini yükselten ve çevreci araçların MTV'sini düşüren bir sisteme yöneldiğinizde bu, sistemi zorlar."

-"Satın alma gücü de hesap edilmeli"-

Ergün, bunun yanında satın alma gücünün de hesap edilmesi, o zaman da teşvik edici yönün devreye sokulması gerektiğini bildirdi.

Bunun da hurda aracın verilmesi karşısında bir bedelin takdir edilmesi ve yeni, çevreci bir araç alınması durumunda da uygun kredi mekanizmalarının oluşturulması olduğunu belirten Ergün, "Şimdi bunları birlikte kurguladığımız zaman hem hurda araçları trafikten çekmiş oluruz hem çevreci bir yaklaşımla hareket etmiş oluruz hem de yeni bir sektörün, özellikle çevreci araçlarla ilgili, hibrid ve elektrikli araç sektörünün güçlenmesine katkı sağlamış oluruz. Bu üçünü birden sağlarsa model, bizim için iyi bir şey olur" ifadelerini kullandı.

-"Yerli otomobil konusunda istediğimiz şey markalaşma"-

Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç'un yerli otomobil üretimi konusundaki sözlerinin sorulması üzerine de sektörde çok farklı yaklaşımların olabileceğini ancak istedikleri şeyin, markalaşma konusunda adım atılması olduğunu söyledi.

Yoksa Türkiye'de otomobilin üretildiğine işaret eden Ergün, şöyle konuştu:

"Türkiye'de üretilen otomobilleri yerli ürün sayıyoruz ama yerli marka değil. Markalaşma konusunda adım atmak çok kolay olmayabilir. Bazı alanlara girmek için daha erken attığımız adımları bırakmasaydık mesela, şimdi markalaşma konusunda çok daha iyi bir yerde olurduk. Bugün markalaşma konusunda otomotiv sektörünün, bu işin peşini bırakması gerekmiyor. Önümüzdeki süreçte bir sürü yeni alan var. Yani siz fosil yakıtlı motorlarda markalaşmada geç kalmış olabilirsiniz ama bu, elektrikli araçlarda markalaşmada geç kaldığınız anlamına gelmiyor. Çalışmalarınızı sektör olarak buraya odaklasanız, herkes daha yolun başında, bu konuda çok hızlı mesafe alabilirsiniz.

Biz şunu yapıyoruz. Sektörde eğer ana oyunculardan biri olarak dünyada olmak istiyorsak, bunu markalaşma olmadan yapamayız. En azından bir alanda markalaşma adımı atmak gerekiyor. Yoksa başkasının markasını, patentini, tasarımını burada üretmeye devam ederiz. En çok otomobil üreten merkezlerden biri olabiliriz, yan sanayimizde gelişir ama parayı başkası kazanır, işin itibarlı tarafını başkası paylaşır. Onun için biz sektöre, 'siz yapın biz önünüzü açalım kardeşim' diyoruz. Yani sektör, 'Ben adım atmak istiyorum, yerimi açın' dediği zaman biz yerini açıyoruz ama 'yerim dar' diyorsun, yerini açıyoruz, sonra da 'yenim dar' diyorsun. Bu da şunu gösteriyor. 'Yerim mi dar, yenim mi dar' tartışmasını bir kenara bırak. Senin oynamaya niyetin var mı yok mu? Onu söyle. De ki 'Benim oynamaya niyetim yok.' Hiç 'Yerim dar, yenim dar' deme. Oynamaya niyetin yoksa 'Ben oynamayacağım' dersin olur biter. Başkası oynar. Sen oynamazsan başkası oynar."

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, Türkiye'de herkesin KOBİ danışmanı adı altında hareket ettiğine, bazen KOBİ'lerin yanlış yönlendirilebildiğine dikkati çekerek, "KOBİ'ler bundan sonra belgelendirilmiş danışmanlık şirketlerinden hizmet alacaklar" dedi.

Ergün, Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD) üyeleri ile Bakanlıkta düzenlenen sohbet toplantısında bir araya geldi.
Bakan Ergün, gelinen noktada Türkiye ekonomisinin ciddi bir duruş gösterdiğini ancak yeni sıçramaya ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

Türkiye ekonomisinin 10 yıllık periyotta kişi başına milli gelirde 3 bin 500 dolardan 11 bin dolar seviyesine hızlı bir şekilde ulaşabildiğini kaydeden Ergün, bunun kendileri için yeteli olmadığını belirtti. Ergün, "Türkiye, bu artışı gösterirken makro ekonomik dengeleri oluşturdu, risk unsurlarını bertaraf etti, yüksek kamu borcu ve faizden kurtuldu, başka pazarlara yöneldi. Bu yeterli değil. Hitap ettiğimiz yeni pazarların önemli bir bölümü düşük ve orta teknoloji ürünleri talep eden pazarlar. Bunlar bir müddet bizi idare edebilir ama orta gelir tuzağının da içine çekmemesi lazım" diye konuştu.

Ergün, 25 bin dolarlık milli gelir seviyesini yakalamak gerektiğini belirterek, bunu da orta gelir düzeyi, orta ve düşük teknoloji ile gerçekleştiremeyeceklerini kaydetti. Türkiye'nin ihraç ettiği ürünlerin kilogram değerinin 1,5-2 dolar olduğunu ifade eden Ergün, "Söz konusu rakam Almanya'da 7-8 dolar. Bizim de kilogramı artırmak değil kilogramın değerini artırmak gibi bir mecburiyetimiz var. O yüzden ikinci bir sıçramayı da teknoloji düzeyini artırmak şeklinde yapmamız gerekiyor" değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye'nin 10 yıl önceki üretim yapısında düşük teknolojili ürünlerin üretim ve ihracat içerisinde yüzde 70 pay sahibi olduğunu anımsatan Ergün, söz konusu rakamın bugün itibariyle yüzde 30-35'ler seviyesine gerilediğini bildirdi.

Ergün, Türkiye'nin son 10 yılda düşük teknolojiden orta teknolojiye doğru odaklandığını kaydederek, gelecek 10 yılda da orta teknolojiden yüksek teknolojiye sıçramayı gerçekleştirmeleri gerektiğini dile getirdi.

Türkiye'nin demokratik açıdan da paralel bir performans sergilediğini kaydeden Ergün, ülkenin ileri demokrasi standartlarını yakalaması gerektiğini, son dönemdeki "çözüm süreci" gelişmelerinin de bu anlamda algılanabileceğini söyledi.

-Belgeli KOBİ danışmanları geliyor-

Ergün, yüksek katma değer ve ileri teknolojiye geçilmesinde Bakanlığının merkezi bir role sahip olduğunu vurgulayarak, bağlı kurumlarla bu vizyona uygun hareket tarzına yöneldiklerini belirtti.

Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığının (KOSGEB) destek modellerini değiştirerek, KOBİ'lerin yüksek katma değerli ürün üreten, dış pazarlara açılan, Ar-Ge yapan işletmelere dönüşmesi için yeni destek modelleri ile tanıştırdıklarını ifade eden Ergün, girişimcilik konusunu KOSGEB'in ana görevlerinden biri haline getirdiklerini, toplumda girişimciliği yaygınlaştırmaya yöneldiklerini söyledi.

Ergün, Türkiye'de herkesin KOBİ danışmanı adı altında hareket ettiğine dikkati çekerek, KOBİ'lerin bu danışmanların "peşine takıldığını" belki de KOBİ'nin yanlış yönlendirildiğini kaydetti.

KOSGEB'in, Mesleki Yeterlilik Kurumu ile çalışarak KOBİ danışmanlığını belgelendireceğini bildiren Ergün, "KOBİ'ler bundan sonra belgelendirilmiş danışmanlık şirketlerinden hizmet alacaklar" dedi.

Ergün, bu uygulamayı da destekleyeceklerini açıklayarak, "KOBİ'ler, 'danışmanlık hizmeti alsınlar, yollarını daha net görsünler, hangi destekler, bunları bilsinler' diye o destek modellerini yeni bir destek modeli olarak kurguladık. Bu model KOBİ'lere başka bir katkı sağlayacak" değerlendirmesinde bulundu.

-TÜBİTAK daha sanayi odaklı hale geliyor-

Nihat Ergün, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumunun (TÜBİTAK) teknolojinin ticarileşmesi odaklı bir destek ve araştırma programına yöneldiğini söyledi.

TÜBİTAK'ın bir taraftan kamunun, askeriyenin araştırmalarını yürüttüğünü diğer taraftan da geliştirilen teknolojilerin ticarileştirilmesi çalışmalarını sürdürdüğünü kaydeden Ergün, şöyle konuştu:

"Diyelim ki askeri amaçlı mayın tarama cihazları yapıyoruz, küçük üretim atölyesi gibi atölye de TSK'nın talebini karşılıyoruz. Bu aslında ticarileşebilir, bu tür teknolojileri KOBİ niteliğindeki işletmelere savunma sanayisinde yeni işletmeler doğsun düşüncesiyle, patenti, lisansı ve teknolojiyi transfer etmek ve bunun özel sektör tarafından dünyaya pazarlanması noktasından adımlar atıyoruz. TÜBİTAK, yakında bu konularda çağrıya çıkacak."

Ergün, Türkiye'nin yollardaki çizgilerde bulunan boyaların tamamını ithal ettiğini, şu anda ise bu boyanın bir TÜBİTAK projesi olarak geliştirildiğini belirterek, "Türkiye'nin bu alanda ithalatı belki 100-150 milyon dolardır. Çok büyük rakamlar değil ama dünyada çok daha büyük bir pazar var. Bu teknolojiyi bir KOBİ aldığında belki de çok kısa bir süre içinde birkaç milyar dolara tekabül eden cirolara ulaşabilir" ifadelerini kullandı.

Daha büyük nitelikli projeler de olduğunu söyleyen Ergün, şimdi bunları ticarileştireceklerini dile getirdi.

-"Standart koyan bir ülke olmak lazım" -

Ergün, patentle ilgili kanunun çok eski olduğunu, patent ve markalar alanında artık nitelik konusuna odaklanmak gerektiğini kaydetti.

Üniversitelerin patent sahibi olabilmesine imkan tanınması gerektiğini vurgulayan Ergün, "Şimdi patent kanununu değiştiriyoruz. Türk Patent Enstitüsünün (TPE) bu süreçte aktif olarak yer alması ve Türkiye'den daha nitelikli, marka ve endüstriyel tasarımların çıkması çalışmalarını sürdürüyoruz" dedi.

Ergün, "bugünkü dünyada standartlar savaşı yaşandığına" da dikkati çekerek, standartlar üzerinden yürüyen birçok görünmez duvar olduğunu ifade etti.

Türk Standartları Enstitüsünü (TSE) dünyaya açtıklarını dile getiren Ergün, kurumun dünya, Avrupa ve İslam ülkeleri standardizasyon teşkilatları arasında aktif rol almasına imkan sağladıklarını belirtti.

Ergün, standartların önemine de değinerek, "Standartlara uyan bir ülke olmak önemli ama standart koyan bir ülke olmak lazım" diye konuştu.

TSE'nin, üniversitelerin, STK'ların, kamu kurumlarının ve şirketlerin Dünya Standartlar Teşkilatı standart belirleme komitelerinde aktif olarak yer almaları için destek modelleri geliştirdiklerini söyledi. Türkiye'nin o kurumda sadece 3 komitede başkanlık yapabildiğine işaret eden Ergün, orada olmayanların belgelendirme işinde de olmadığını ifade etti.

Ergün, muayene ve denetim şirketlerinin tavsiyelerinin ticari açıdan önemli olduğunun altını çizerek, "Bizim bu tür şirketlerimizi dünyanın değişik yerlerine yaygınlaştırmamız lazım ki firmalarımız nitelikli ürünleri denetim ve muayene şirketleri vasıtasıyla oralara transfer edebilsinler" dedi.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, özel sektör şeker fabrikalarının parayı koyacak yer bulamadığını belirterek, "Mevcut şekeri Türkiye'de yarı fiyatına tüketmemiz mümkün ama 27 fabrikanın özelleştirilmesi tamamlanmadığı için yüksek maliyetlerle üretilen şeker, Türkiye'de şekerin fiyatının yüksek olmasına yol açıyor" dedi.

Ergün, Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD) üyeleri ile Bakanlıkta düzenlenen sohbet toplantısında bir araya geldi.
Soruları yanıtlayan Ergün, ilaç sektörünün yeni Patent Kanunu'na ilişkin itirazlarının hatırlatılması üzerine, yapılan işin patent olup olmadığına uzmanların karar verebileceğini söyledi.

Kanun koyucuların, "şunlar patent sayılmasın" demesiyle işlerin yürümeyeceğini vurgulayan Ergün, "İşimize geleni koruyalım, işimize gelmeyeni korumayalım. Böyle bir şey olmaz" dedi.

Bakan Ergün, buna karşın, sağlıkçılar, "Bu Patent Yasası bizim ilaç bulmamızı zorlaştıracak, hastaları tedavi edemez hale geleceğiz" diyorlarsa, Sağlık Bakanlığının bu konuda önerileri varsa veya Sosyal Güvenlik Kurumunun, ilaçların finansmanına ilişkin itirazları varsa, bunu da ciddiye alacaklarını ve üzerinde duracaklarını ifade etti.

-"OSB'lerde yer kalmadı"-

Çözüm sürecinin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ne katkılarına ilişkin bir soru üzerine Ergün, gelişmelerin yatırımlara olumlu anlamda yansıyacağını çok net olarak gördüklerini söyledi.

Bu meselelerin konuşulmaya başlanmasından sonra yatırımcılar arasında çok ciddi bir heyecanın meydana geldiğine işaret eden Ergün, "Bölgedeki Organize Sanayi Bölgelerinin (OSB) hiç birinde hemen hemen yer kalmadı.

Neredeyse tüm parseller tahsis edildi ve yatırımcılar hazırlık yapmaya başladı. Şimdi Diyarbakır'da, Batman'da, Mardin'de, Van'da 2. OSB veya mevcutu genişletme anlamında yoğun bir çalışma içindeyiz. Bu da bize şunu gösteriyor ki ilk etapta yatırımcılar için çok ciddi bir heyecan meydana getiren bu süreç, bir müddet sonra o bölgede Ar-Ge, inovasyon çalışmalarına, patente, markalaşmaya da ciddi manada katkı sağlayacak" diye konuştu.

-"Özel sektör şeker fabrikaları parayı koyacak yer bulamıyor"-

Bakan Nihat Ergün, nişasta bazlı şeker üretimi konusundaki artışa yönelik tepkilerin hatırlatılması üzerine de pancardan üretilen şekerle nişasta bazlı şeker arasında, şeker olarak çok önemli bir fark olmadığını söyledi.
Aradaki farkın, maliyette olduğuna dikkati çeken Ergün, şöyle konuştu:

"Peki biz niçin nişasta bazlı şekeri sınırlı tutuyoruz? Kanunda yüzde 10'la sınırlıydı, Bakanlar Kuruluna da bunu yüzde 15'e kadar çıkarma yetkisi verilmişti. İçecek sektörü her yıl talepte bulunuyor. Bakanlar Kuruluna da her sene bunu çıkarma kararnamesi gönderiyoruz biz. Böylece yüzde 10'luk sınır, yüzde 15'e zaten çıkmış oluyor. Biz de 'İkide bir bunu Bakanlar Kuruluna artış için götürmeyelim, biz bunu kanunla, yüzde 15'le sınırlayalım. Yani yüzde 15'den fazla nişasta bazlı şeker üretimi, Türkiye'de iç piyasaya verilecek şekilde olmayacak. Niye? Çünkü bizim ana şeker üretimimiz pancardan. Pancar çiftçisi var. Bu çiftiyi alternatif ürünlere yöneltmediğimiz sürece bundan vazgeçmemiz söz konusu değil.

Bunun yanında, Türkiye'de hala 27 tane özelleştirmeyi bekleyen şeker fabrikası var. Bu 27 şeker fabrikasının maliyetleri, Türkiye'de şeker fiyatlarının iki katına mal edilmesine neden oluyor. Bazı fabrikalar 1 hafta, bazıları 10 gün, bazıları 1 ay çalışıyor ama nihayetinde orada harcamalar 12 ay üzerinden yapılıyor ve şekerin maliyeti ona göre hesaplanıyor. Özel sektör şeker fabrikaları da şekeri piyasaya satarken, bu maliyetleri baz alarak fiyatlandırıyorlar ve parayı koyacak yer bulamıyorlar. Acayip para kazanıyorlar, bildiğiniz gibi değil. Özel sektör şeker fabrikaları parayı koyacak yer bulamıyorlar. Yoksa mevcut şekeri Türkiye'de yarı fiyatına tüketmemiz mümkün ama bu 27 fabrikanın özelleştirilmesi tamamlanmadığı için yüksek maliyetlerle üretilen şeker, Türkiye'de şekerin fiyatının yüksek olmasına yol açıyor."

-"Fiyat politikası, Ar-Ge ve yeni yatırımlara imkan vermeli"-

Dünyada ilaç sektörünün bütçesindeki düşüşün sorulması üzerine de Ergün, sektöre ilişkin hazırlanan strateji belgesinde bu konu hakkında da bazı unsurlar olduğunu bildirdi.

Ergün, ilaç sektöründeki fiyat politikasının, sektörün Ar-Ge ve yeni yatırımlar yapabilmesine imkan verebilecek bir politika olması gerektiğini vurgulayarak, bu konunun da söz konusu strateji belgesinde yer aldığını ifade etti.

-GDO'lu pirinç tartışmaları-

GDO'lu pirinç tartışmalarının hatırlatılması ve TÜBİTAK'ın bu konuda yaptığı araştırmanın sorulması üzerine de Ergün, bu konuda TÜBİTAK'tan istenen araştırmanın yapıldığını ve bilginin verildiğini söyledi.

Bakan Ergün, daha ayrıntılı bir araştırma talep edilirse, bunun da yapılabilineceğini dile getirdi.

-Varlık barışı-

Varlık Barışı'na ilişkin bir soruyu da yanıtlayan Ergün, 2008 yılındaki varlık barışında Türkiye ekonomisinde de bir takım sorunlar bulunduğunu, ekonominin krizin etkileri altında olduğunu söyledi.

Şimdi ise Türkiye'nin en güvenli limanlardan biri olduğunu vurgulayan Ergün, sözlerini şöyle tamamladı:

"Böyle bir atmosferde Türkiye'ye o zaman gelmeyen bir takım varlıkların bu dönemde çok daha kolay gelmesi mümkün. Bu varlıkların gelmesiyle kuşkusuz mevduat yapısında, vadelerde, faiz oranlarında, kredi limitlerinde önemli değişimler meydana gelebilecektir. O nedenle bu dönem, bu varlıkların Türkiye'ye gelmesi açısından çok daha sağlıklı bir dönem, böyle bir imkan var."

AA