Advertisement

Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, "Başarımızın sırrı, samimiyetle bu ülkenin dokusuna, kumaşına uyumlu bir banka olarak çalışmakta" dedi.


İş Bankası'nın kuruluşunun 89. yılında dünya ve Türkiye ekonomisinde yaşanan son gelişmeler ile İş Bankası'nda ve bankacılık sektöründe 2013 yılı içerisinde yaşananları değerlendiren Bali, 89 yılın bir müessese için çok büyük onur olduğunu belirterek, "Bu 89 yıl birbirinden çok farklı sayısız ekonomik, siyasal konjonktüre, nice teknolojik gelişmeye sahne olmuştur. İş Bankası kendine ait değerleri de koruyarak, değişen konjonktüre adapte olmuş, gelişmelere uygun olarak yenilenmiş ve bugünlere ulaşmıştır" dedi.


Bali, 89 yılda birbiriyle kıyaslanamayacak dönemler yaşandığından bahsederek, bankaya girdiği yıllarda manuel çalışma düzeninde, bütün şubelerin birbirinden bağımsız faaliyet gösterdiğini söyledi.


Bugünkü gibi on-line real-time çalışabilen bir yapı olmadığını anlatan Bali, şöyle konuştu:


"Biz ilk defa 803 şubeyi birbirine on-line bağladığımızda ''803 kapılı tek şube'ye dönüştük' demiştik. Bugün gelinen noktaya bakıldığında geçmişe göre önemli bir gelişme kaydettiğimizi görüyoruz. Eğer bir kurum statikse, beslenemiyorsa, hizmet verdiği toplumla alışverişi yeterince etkin, sağlam değilse, dokusu tutmuyorsa dönem değişimleri sırasında, büyük bir ihtimalle adaptasyonda sıkıntılar olur."


Oysa İş Bankası'nın kendine ait değerleri de koruyarak, değişen konjonktüre adapte olarak, gelişmelere uygun olarak yenilenerek bugünlere ulaştığını ifade eden Bali, "Bu, ülkeyle olan ilişkisi sağlıklı, nefes alıp veren bir kuruluş olmasının bir sonucudur. Başarımızın sırrı, samimiyetle bu ülkenin dokusuna, kumaşına uyumlu bir banka olarak iyi günü, kötü günü birlikte yönetme iradesinin müşterilerine yansıması ve onlarla iç içe, yüz yüze olma halidir. Bir başka deyişle, müşterisinin yüzüne bakabilen banka olma halimizdir" diye konuştu.


Bali, sözlerini şöyle sürdürdü:


"Küresel ekonominin sağlam bir zemine oturmadığı, sadece şirketlerin değil ülkelerin bile iflasının gündeme getirildiği bir süreçte, Türkiye'nin en büyük bankası olarak Türk bankacılık sektörüne ve ekonomisine sağladığımız katkıdan ötürü gurur duymaktayız. Kuruluşundan bu yana cesur ve öncü karakteriyle İş Bankası; büyük sorumluluk, meslek erbaplığı ve çalışkanlıkla, zor koşullarda nasıl başarılı olunacağını, değişen iktisadi koşulların getirdiği sıkıntıların nasıl aşılacağını muhataplarının yanında durarak gösteregelmiş bir kuruluştur. Başarımız muhataplarımızın da doğrusunu gözeten, muhataplarımıza da kazandıran performansların neticesidir."





" 100 milyar doları aşan bilançoda kredilerin payı yüzde 65"





İş Bankası'nın 2013 yılı ilk yarısındaki performansını değerlendiren Bali, aktif büyüklüğünün 194 milyar liraya ulaştığına, bunun da yılın ilk yarısı itibariyle 100 milyar doları aşan bir bilanço demek olduğuna işaret ederek, "Kredilerin bilançomuzdaki payı da yüzde 65 ile tarihi en yüksek seviyesine ulaştı" dedi.


İkinci çeyrekte çok isabetli alanlarda büyüdüklerini söyleyen Bali, "Bunlar yaygın büyüme alanları olup, sadece büyük gruplar nezdindeki yatırım kredileri, proje finansmanları gibi kurumsal ölçekteki kredilerin söz konusu olduğu alanlar değil, hem coğrafi olarak hem de iş bazında Anadolu'nun her yerine yayılmış olan irili ufaklı ihtiyaçların karşılanması için verilen finansal hizmetlerdir. Bu çerçevede yaptığımız çalışmalarla kredilerde yüzde 17'nin üzerinde büyüme sağladık" diye konuştu.


Adnan Bali, mevduatın kredilere dönüşüm oranına bakıldığında ise yüzde 110 ile sektör ortalamasının 5 puan üzerinde olduklarına dikkati çekti.


Bankanın hızlı atak yaptığı son yıllarda takipteki krediler rasyosunun ise ilk kez bu kadar sektör ortalamasının açık ara altında kalmasının ve bu yılın ilk 6 ayında da yüzde 1,8'e düşmesinin son derece önemli olduğunu vurgulayan Bali, sözlerine şöyle devam etti:


"Takipteki kredi demek fire demektir. Fire demek aslında sosyal fire, ekonomik fire demektir. Sadece sizin için değil, bu kaynakları kullandırdığınız yerler için de firedir. Bu ülke kolay şartlarda buralara gelmiş değil. Çalışarak, didinerek birkaç nesilde üzerine ekleye ekleye bugüne getirdiği birikimlerdir. İşimizi doğru yapmaktan başka yolumuz yok. Banka olarak yılın ilk 6 ayında tüm bu kaynaklarla ekonomiye sağladığımız nakdi ve gayri nakdi kredi 158 milyar TL'yi aşmıştır. Biz '3 basamaklı kredi kavramında ilk banka olacağız' demiştik ve olduk. Bir Türk bankasının sağlıklı bir büyüme ile bu seviyelere ulaşması önemli."





- "Medium Term Note programı ile 1 milyar 750 milyon dolar borçlanma öngörüyoruz"





Adnan Bali, kullandırılan kredilerin yüzde 72'sinin ticari kredi olduğunu belirterek, son dönemde ekonomik gerekliliklere paralel olarak, ülkenin ihtiyaçlarına uygun bir biçimde konuşlandıklarını ve ticari kredi oranlarının sektör ortalamasının üzerinde olduğunu söyledi.


Son dönemde yaptıkları ataklarla ticari kredilerde kendilerini en yakın izleyenden toplam nakdi kredilerde 19 milyar lira, toplam nakdi ticari kredilerde ise 23 milyar lira mutlak bir farkla önde olduklarına işaret eden Bali, finans sisteminde rollerinin gereğini yerine getirdiklerini ifade etti.


İş Bankası'nın bu performansında bir yandan Türk halkının İş Bankası'na olan teveccühünün diğer yandan da kaynak temini açısından görülen ilgi ve güvenin etkisine dikkati çeken Bali, "Mevduat geçmişten bugüne İş Bankası için temel kaynak olmuştur. 114 milyar liralık bir mevduat büyüklüğü ile mevduatta da özel bankalar arasında liderliğimizi sürdürüyoruz. Fonlama kaynaklarımızı da ciddi şekilde çeşitlendirdik" dedi.


Yılın ilk 6 ayında iki ayrı dilimde 500 milyon ve 250 milyon dolarlık Eurobond borçlanması gerçekleştirdiklerini anımsatan Bali, haziran ayı içerisinde çalışmasına başladıkları ve önemli mesafe alınan Medium Term Note (MTN) programı hakkında şunları aktardı:


"Bunlar aynı dokümanla yılın değişik dönemlerinde oluşan uluslararası piyasalardaki fırsatlardan farklı para cinslerinde, farklı vade dönemlerinde, farklı faiz türlerinden borçlanma imkanı veriyor. Şu anda 4 para cinsi, 10 farklı vade, sabit ve değişken faiz üzerinden 1 milyar 750 milyon dolar bir borçlanmayı bu program çerçevesinde öngörüyoruz."


Türkiye'de kamudan sonra özel bankalar içinde en yüksek şube ağına sahip olduklarını söyleyen Bali, yurt içi ve yurt dışı dahil olmak üzere 1.283 şubelerinin olduğu bilgisini verdi.


Bali, İş Bankası'nda şube dışı kanalların işlemlerdeki payının yüzde 80'e ulaştığını, internet bankacılığını kullanan müşteri sayısının 2 milyonu aştığını, mobil bankacık kullanıcı sayısının 500 bine ve aktif Bankamatik kullanıcı sayısının 8 milyona yaklaştığını söyledi.





- "Kredi tahsisi yaparken toplumun kaynaklarının doğru tahsis edilmesi adına sorumluluk yükleniyoruz"





Bankaların beklentilerin üzerinde kar elde etmiş olmasını değerlendiren Bali, "Serbest rekabetin olduğu, hukuk, kurallar ve mevzuatla yönetilen bir ülkede karlılık bir ticari şirketin performansıdır, karnesidir" dedi.


Adnan Bali, toplumun bankalara tevdi ettiği kaynakların doğru kullanıldığının karlılık performansıyla da denetlenebileceğine dikkati çekerek, bankacılık sektörünün karlılığını muhafaza etmesinin önemli olduğunu belirtti.


Yılın ilk yarısında memnuniyet verici sonuçlar elde ettiklerini ifade eden Bali, bunların başka taraflara kaybettirilerek sağlanmış olmadığını, aynı zamanda muhatapların da kazanması suretiyle gerçekleştiğini vurguladı.


Adnan Bali, sözlerini şöyle sürdürdü:


"Metodolojik açıdan ve doğru yerleri seçebilmek adına tevdiat sahipleri kendi başlarına daha iyisini yapamayacakları için tasarruflarını bizlere emanet ediyor, tevdi ediyor. Boşuna adı tevdiat hesabı değil. Çünkü biz kredi tahsisi yaparken toplumun kaynaklarının doğru tahsis edilmesi adına sorumluluk yükleniyoruz. Onun doğru şekilde tahsis edilmemesi kendi işimizi teknik olarak iyi yapamamamız ve bu toplumun birikimlerinin heba edilmesi demektir. O bakımdan bizim karlı çalışmamız, önceliklerimizi doğru belirlememiz, topluma tekrar değer olarak dönebilecek türden alanları önceliklendirebiliyor olmamız, bunu da dikkatle, iffetle ve metodolojik bir tutarlılıkla yapıyor olmamız son derece kıymetlidir."





- "İş Bankası, finansal istikrarın ve fiyat istikrarının gerektirdiği genel çerçevenin içerisinde hareket eder"





Kredi büyümesinde dönemsel olarak bakıldığında öngörülen programın önünde gidildiğini belirten Bali, konjonktürün gerektirdiği imkanlara bağlı olarak gerekli ayarların verilebileceğini ifade etti.


Konjonktürün gerektirdiği imkanlar ile aynı zamanda otoritenin almış olduğu kararlar ve önceliklere göre ayarlama yapmak gerektiğini söyleyen Bali, "İş Bankası, hiç şüphe yok ki bu ülkedeki finansal istikrarın, fiyat istikrarının gerektirdiği genel çerçevenin içerisinde hareket eder ve kendini o anlamdaki üst politikaya paralel bir tarzda konumlandırır" dedi.


İş Bankası'nın 2013'de, yılın ilk yarısında yakalanan yüksek büyüme performansının da etkisiyle, sene başındaki beklentilerine uygun olarak kredilerde yüzde 16-18 seviyesinin üzerinde büyüyeceğini öngören Bali, yılın ikinci yarısında Türkiye'nin dışından kaynaklanan nedenlerle değişen bir konjonktür olduğunu ve ek sıkılaştırıcı önlemler alan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) yeni fonlama maliyetleri ve fonlama imkanları üzerinden oluşturduğu tablonun bu konudaki farklılaşmayı beraberinde getireceğini söyledi.


Uluslararası konjonktürdeki aşırı genişletici para politikasının gelişmekte olan ülkelerde sağlıklı büyüme hikayesi olanlar için çok ciddi fırsat penceresi yarattığını anlatan Bali, "Bundan olabildiği kadar fazlasıyla, ziyadesiyle, iyi koşullarda -iyi koşul Türkiye'nin geçmişte erişemediği vadeler, 10 yıl vadeyi telaffuz edemezdik ya da fiyatlamalar, düşünebileceğimiz oranlar değildi- yararlanmak adına 2012 yılı sonundan bugüne proaktif borçlanma stratejisi uyguladık" dedi.





- "(Katılım bankacılığı) Bu tür alanlardaki gelişmeleri değerlendirmek durumundayız"





Rekabet Kurumu'nun kararı hakkında da değerlendirmelerde bulunan Bali, şunları kaydetti:


"Bize kesilen cezayı ödedik. İş Bankası teorik ve pratik olarak hukuki, mevzuata ve rekabete dönük herhangi bir konuda ihlal konumunda olmaz ve asla da olmamıştır. Bu konuda kendimizi son derece huzurlu ve özgüvenli hissediyoruz. Biz bu soruşturmanın iyi örnekleri ayrıştırıcı olacağı umudu ve beklentisindeydik. Maalesef bu aşamada gerçekleşmedi ama hukuki haklarımızı sonuna kadar savunacağız. Teknik olarak erken ödeme opsiyonunu kullanmak suretiyle, hukuki haklarımız saklı kalmak üzere süreci yönetme karar aldık. Gerek ödediğimiz para cezasının iadesi için, gerekse Bankamız algısına yönelik olarak haksız bir biçimde oluşan olumsuzluğun telafisi yönünde yasal haklarımız kullanılacaktır."


Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu'nun (BDDK) son dönemdeki yönetmelik taslakları ve Merkez Bankası'nın reeskont ihracat kredi limitlerinin artırılması konusunda görüşlerini paylaşan Bali, İş Bankası'nca kredilerin brüt bir kavram olarak ele alınmaması gerektiğini, finansal istikrarla olan ilişkisinin, kredi türü, kredinin nereyi finanse ettiği gibi unsurlarla vadesinden fiyatlamasına kadar bütün boyutlarıyla önceliklendirilmesi ve kategorileştirilmesi gerektiğini belirtti.


Katılım bankacılığı konusunda İş Bankası'nın bakışını da değerlendiren Bali, prensip olarak İş Bankası gibi yaygın ve yoğun bir hizmet anlayışı ile çalışan bir bankanın sektörün tamamını ilgilendiren açılımların dışında kalması ya da bunu değerlendirmemesi gibi bir durum içinde olamayacağını belirtti.


Bugün itibariyle katılım bankacılığı konusunda, "Biz küçük bir oyuncu ya da belli bir alana özelleşmiş bir oyuncu değiliz. Biz rafında her türlü ürün ve hizmet daima olmak durumunda olan ve bunların tamamında da kar-zarar hesabına dayanmayan bir bankayız. Böyle bakıldığında bu tür alanlardaki gelişmeleri değerlendirmek durumundayız" dedi.

Bali, "Türkiye ekonomisi esnekliği olan bir ekonomi. Akordeon gibi bir ekonomi, ihtiyaç duyduğunda genişlemeyi de gerçekleştirebiliyor, şartlar müsait olmadığında daralmaya da adapte olabiliyor" dedi.

Bali, şunları kaydetti:


"Pasiflerin ortalama vadesi kısa olduğu için bir faiz düşüşü konjonktürüne girildiğinde kaynak maliyeti hızlı bir şekilde düşerken, buna karşılık sabit getirili varlıkların getirisi sayesinde karlılığın döneme özgü olarak artması söz konusu oluyor. Yılın ilk 6 aylık karlılık artışında böyle bir matematik vardı. Bu, zaten koşullar ayrıca değişmeyecek olsaydı da kanaatimce devam edecek bir performans değildi."


Merkez Bankası'nın yurt dışı konjonktürün etkilerinden korunmak amacıyla ek parasal sıkılaştırma uyguladığını belirten Bali, fonlama maliyetlerinin arttığını ve bunların yansıtılmasıyla faizlerde yükselme trendine girildiğini ve önceki etkinin tersi durumun oluştuğunu söyledi.


Yılın ilk yarısındaki karlılığın bu nedenlerden ötürü ikinci yarıda gerçekleşemeyeceğini öngören Bali, "Çok kayda değer bir olumsuz gelişme olmazsa bankacılık sisteminin yönetme kalitesi itibariyle değişen koşullara adapte olabileceğini düşünüyorum. Bu hızlı büyüme içerisinde takipteki krediler ve diğer komplikasyonlar bakımından çok majör bir durum yaratmadan ilerlenebilmiş olmasını ve bugün ulaşılan sermaye yeterlilik rasyosunu finansal güç bakımından önemli hava yastıkları olarak görüyorum. Bunların kullanılacağı bir dönem göreceğiz" ifadesini kullandı.





- "Konut faizleri yüzde 0,84-0,87 seviyelerinde. Bu da iddialı bir faiz oranıdır"





Faizlerin seyri konusunda da değerlendirmede bulunan Bali, gösterge tahvilin bileşik faizinin tarihi dip seviyelere kadar gerilediğini ama son dönemde alınan tedbirlerle ve global likiditedeki hareketlerle bu eğilimin tersine döndüğünü ifade etti.


Tek basamaklı rakamların konuşulmaya başlamasıyla bazen hareketlerin dalga boyunun yeterince iyi hissedilmediğini aktaran Bali, yükseliş açısından düşünüldüğünde oluşan faiz hareketinin, çok sert bir faiz hareketi olduğunu söyledi.


Şu anda finansal piyasaların Fed'in tahvil alım miktarında daraltmaya gidebileceği ihtimalini satın aldığını belirten Bali, şöyle konuştu:


"Yılın kalan bölümünde yapılacak bir ayarlama kanaatimce finansal piyasalarda yeni bir etki yaratacak derecede önem ifade etmiyor. Bunun fevkinde, bundan daha farklı, beklenmeyen tutarda bir daraltma söz konusu olursa veya politika faizlerinin daha erken yükseltilmesi olasılığı ABD'den gelebilecek büyüme ve istihdam verileri ile desteklenir ise bugün görülenden daha fazla, ilave bir ikinci çıkış dalgası yaratabilir gelişmekte olan ülkelerde. Türkiye de bundan şu ana kadar etkilendiği gibi etkilenir."


Faizler üzerindeki etkiyi aynı doğrultuda kendilerinin de yansıtmak durumunda olduklarına dikkati çeken Bali, "Nitekim gösterge tahvilin bileşik faizinin tarihi dip seviyelerine indiği dönemdeki konut, taşıt, ihtiyaç ve ticari kredi faizi seviyelerinden normal olarak bir miktar uzaklaştık" dedi.

Bali sözlerini “Bugünkü bileşik faiz oranlarına, maliyetlere bakıldığında Türk
bankacılık sisteminin bu dönemde oluşan gösterge tahvilin bileşik faizindeki
hareketin tamamını fiyatlamalarına yansıtmadığı görülmektedir” diye sürdürdü. Aynı
durumun ticari kredilerde de söz konusu olduğunu belirten Bali, “Daha çok
müşterileri ile olan ilişkisini farklılaştıracak bazdaki uygulamalarla,mümkün olduğu
kadar bunu başka bir komplikasyona yol açmadan sürdürme yollarını arayarak, bana
göre de son derece yapıcı politikalarla ilerleniyor” diye konuştu.

- "Bugünkü koşullar altında bankaların finansman bulmasında majör bir problem görmüyorum"





Gelişmekte olan ülkelerde son dönemde yaşanan sermaye çıkışı bankacılık sektörünü finansman bulma konusunda sıkıntıya düşürür mü?" sorusu üzerine Bali, mutlaka belirli etkileri olacağını ama Türkiye'nin bu resmi 2008 yılının son çeyreğinde oldukça ciddi bir stres senaryosu ile gördüğünü anımsattı.


Türkiye ekonomisinin esnekliği olan bir ekonomi olduğunu savunan Bali, şöyle devam etti:


"Türkiye ekonomisi esnekliği olan bir ekonomi. Akordeon gibi ihtiyaç duyduğunda genişlemeyi de gerçekleştirebiliyor, şartlar müsait olmadığında daralmaya da adapte olabiliyor. Şöyle statik değerlendirmeler yapmamalıyız; Türkiye şayet dışından kaynaklanan nedenlerle daha farklı bir büyüme konjonktürüne girerse ihtiyaç duyacağı yenileme kaynak miktarı da aynı düzeyde olmayacaktır. Bu arzu edilebilir bir senaryo olmayabilir. Bu şekilde Türkiye ekonomisinin bugünkü göstergelerine, finans sisteminin göstergelerine ve görece borçlanma piyasalarındaki rakip diyebileceğimiz ülkelerin durumlarına bakıldığında, katastrofik bir durum olmadığı sürece borçlanmaların yenilenebileceğini düşünüyorum. Bu arada, şu veya bu maliyet seviyelerinde güncellemelerin olabileceği tabiidir."


Değişik kriz dönemlerinde bazı borç yenileme oranlarının düştüğünü ifade eden Bali, bu düşüşün, daima borcun temin edilememesinden değil, ihtiyaç duyulmadığından da oluştuğunu ifade ederek, "Dolayısıyla bugünkü koşullar altında bankaların finansman bulmasında majör bir problem görmüyorum" dedi.


Bali, bu konudaki tek parantezinin ABD'de beklenenden erken ve sert bir parasal sıkılaştırma durumunda meydana gelecek ilave etkiler olabileceğini belirterek, şunları kaydetti:


"Esasen, gelişmiş ülkelerde büyüme, bütçe ve borç sorunları şeklinde kendini gösteren ve görece daha iyi perspektife sahip gelişmekte olan ülkelere hızlı fon akışlarına neden olan global kriz sürecinde, bir kısmi düzeltme yaşıyoruz. Aşırı genişletici para politikalarıyla oluşan likidite; özellikle ABD'deki büyüme ve istihdam verilerindeki gelişmeler ve Avrupa'nın resesyondan çıktığına işaret eden son veriler paralelinde bu kez gelişmekte olan piyasalardan çekilme eğilimine giriyor. Ancak buna neden olan gerideki gerçeği ihmal etmemeliyiz, yani global ekonominin seyrinde ve dünya ticaret hacmindeki yerleri itibariyle gelişmiş ülkelerdeki görece iyileşmeden kaynaklanan bu durumun finansman kanalından ilk etapta piyasalarda dalgalanmalara ve gelişmekte olan ülke paralarında değer kayıplarına yol açmakla birlikte bu kez zaman içinde ticaret kanalından yapacağı olumlu etkiyi göz ardı etmemeliyiz."


Finansman kanalından hızlı girişlerin yaşandığı dönemde bir bolluk yaşanmakla birlikte, gelişmiş piyasalardan kaynaklanan talep daralmasının yarattığı sorunların da özellikle ihracat üzerinde ciddi olumsuz etki yaptığını anımsatan Bali, Türkiye ekonomisinin pazar çeşitlendirmesi ile bu süreci çok güzel ikame edebildiğini vurguladı.


Bali, şu tavsiyelerde bulundu:


"Şimdi ise, fon çıkışlarını iyi massedebilir ve finansman yenilemelerini korumamız gereken finansal istikrarla yeterince yapabilirsek; dış talep yetersizliğinden kaynaklanan sorunların görece düzelmesiyle ihracat ve büyümede yeni ivme imkanı yaratabiliriz ve buna da hazırlıklı olmalıyız."





- "Kural dışının panzehiri otoriteden evvel rekabetin kendisidir"





Bankaların almış olduğu ücret ve komisyonlarla ilgili şikayetler ile ücret ve komisyonlara belirli bir skala getirilmesini değerlendiren Bali, bankacılığın fiyatlamalar bakımından ve vade uyumu açısından teknik bir iş olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:


"Gerek fonlama gerekse kredilendirdiğiniz alanlar itibariyle faiz, para cinsi, vade açısından akışların uyumlarını son derece teknik olarak sağlamanız gereken bir iş. Bu sadece kuruluşların kendi risk alma iştahlarına da bırakılmış değildir. Belli otoritelerin yeni fonksiyonlar kazandığı ve bağımsız denetleme-düzenleme kuruluşlarının bir olgu olduğu konjonktürle buraya geldik ve hiçbiri gerekçesiz değildi. Bugün böyle bakıldığında bankacılık sisteminin belirli kurallar ve finansal mevzuat içerisinde yapılması gerektiğini görüyoruz. Onun için bu konularla ilgili değerlendirmelerde de bu teknik çerçeveye sadık olmamız gerekli. Bunun dışında yapılacak değerlendirmelerin toplumda şu veya bu nedenle çok fazla alıcısı olabilir."


Bugün bankacılık sisteminin gördüğü fonksiyonu yeniden tarif etmeyi gerektirecek derecede, bazen farklı değerlendirmelerin olduğunu gördüklerini belirten Bali, bunların bankacılık sistemine de bankacılık sisteminden hizmet alanlara da uzun dönemde sürdürülebilir manada faydası olabilecek şeyler olmadığını vurguladı.





- "Çağdaş ticarette fahiş kazanç olmaz, başkasına kaybettirerek kazanç olmaz"





Kendi kazançlarını, sağlıklı maliyetlerle temin edilmiş kaynakları sağlıklı yerlere hasretmek suretiyle elde ettiklerini vurgulayan Bali, "Çağdaş ticaret, tarafların karşılıklı doğrularını müzakere edebildiği serbest piyasa kuralları ile türeyen ve biri kazanırken diğerinin kaybetmediği ticarettir" dedi.


Adnan Bali, bunun, marjların fahiş olmaması suretiyle sağlanabileceğini ifade ederek, şunları aktardı:


"Kural dışında oynamayı, kuralın dışında işler yapmayı hedefleme ihtimali yok mudur oyuncuların? Tabii ki vardır. Buna en önemli panzehir; bence otoriteden evvel, yaptırımdan evvel rekabetin kendisidir. Çünkü siz makulün dışındaysanız, pazar payınız artık makul kalamaz. Pazar payınız da onun gerektirdiği şekilde daralır. Siz yanlış uygulamalarla sadece finansal anlamda değil, güven, itibar kaybı açısından da farklı bir algıya doğru yolculuk yaparsanız. Bunu daha sonra finansal düzeltmelerle de yeniden onarabileceğinizi pek sanmam. Onun için bizim bu konudaki en önemli hassasiyetimiz bu bakımdandır. Bu ülkenin geçmişinde, bugününde olduğumuz gibi geleceği için de önemlidir bu."


Adnan Bali, "Sektörde gereğinin üzerinde, yanlışlara yol açabilecek ücretlendirme uygulamaları varsa bunların tamamı düzeltilmelidir. Ve bir düzenlemeye tabi olunmalıdır. Bir bankacı olarak da bundan rahatsızlık duyacağımız bir husus yoktur" dedi.

"Açık söyleyeyim, ağır başlılığımızdan ifade bile etmedik ama şimdi belirteyim; düzenleme gelmeden evvel o paralelde oranlarını zaten düzeltmiş bir bankayız. Bunlar bankacılık sisteminin karını azaltacakmış, itibarını azaltmasın daha önemli. Çünkü toplum sonunda size tam bir güvenle bakacaksa, ödeme sadakatini muhafaza edecekse, bu ancak sizin de sağlam bir duruşa sahip olmanızla, güvenilir bir duruşa sahip olmanızla sağlanabilir."


Başta ücret ve komisyonların yüksekliği olmak üzere bankacılık sistemine ve uygulamalarına yönelik şikayetlere değinen Adnan Bali, şikayet eden ve haklı olmayan bir kısım müşteri taleplerinin ve gruplarının durumunu meşrulaştıracak şekilde uygulama yanlışlıklarına bankalarca düşülmemesi gerektiğini söyledi.


Türkiye Bankalar Birliği'nin (TBB) bu konuda çok ciddi bir hassasiyete sahip olduğunu, hataların ve tekil birtakım yanlışların olabileceğini belirten Bali şöyle konuştu:


"Vakalar bazında o kurumun ya da kurumların stratejisi ya da politikası olmadığı halde her işletmede olabildiği gibi birtakım amacını aşan vakalar olabilir. Bunların tamamı iradi de olmayabilir. Bir işletmeye hayatiyet kazandıran en önemli özellik her kararının isabetli olması değil, aldığı kararlardan isabetli olmayanları düzeltebilme yeteneğidir. Sektörün bunu yapmaya bu dönemde ciddi ihtiyacı var. Gereğinin üzerinde alınan, yanlışlara yol açabilecek ücretlendirme uygulamaları varsa bunların tamamı düzeltilmelidir. Ve bir düzenlemeye tabi olunmalıdır. Bundan daha açık ne olabilir? Bir bankacı olarak da bundan rahatsızlık duyacağımız bir husus yoktur. Yakınmaya konu olan isabetsizlikler de varsa sektör olarak bunlara yönelik hassasiyetimizi artırmalıyız."





- "Eskiden ücret ve komisyon gelirleri teferruattı"





2000'li yılların başında kredilerin toplam aktifler içerisindeki payının yüzde 20'lerde olduğunu hatırlatan Bali, bugün İş Bankası'nda bu oranın yüzde 65 seviyesinde olduğunu belirtti.


Bali, konuşmasına şöyle devam etti:


"Bilançonuz büyük ölçüde Hazine'nin finansmanına ve tasarrufların toplanması fonksiyonuna indirgendiyse ve yüzde 30'ların üzerinde bir reel getiri, zaten ülkenin de en yüksek risk kalitesine sahip olan Hazine üzerinden elde ediliyorsa, orada ücret ve komisyon gelirlerinin tartışması olur mu? O teferruattı o dönemde. Ama maalesef ki, bütün müşterilerde o dönem, aslında Hazine üzerinden elde edilmiş olan reel getirinin kamuoyu ile de paylaşılması anlamına gelen ücretsiz hizmet verme algısını yarattı. Ve bugün bankacılık sektörü o dönemden kalan algıdan kaynaklanan 'daha önce ücret alınmıyor iken şimdi niye alınıyor?' sualine muhatap oluyor."


İlgili dönemde yabancı analistlerin Türk bankacılara düşük enflasyon döneminde ne yapacaklarını, kamuya yüksek getirilerle kaynak satmak suretiyle bir seviyede garanti edilen gelirlerin elde edildiği dönem bittiğinde ne yapacaklarını, komisyon ve ücret gelirleri tabanını nasıl genişleteceklerini sorduklarını aktaran Bali, "Batı bankacılığı böyle çalışıyor derlerdi. Ve biz o dönemde sektör olarak maalesef o kazançlarımızın da etkisi ile bu tedbirlerin hiçbirine gerek duymadık" dedi.





- "Kapatılan farkların yeniden açılmaması gerekiyor"





Önümüzdeki döneme dair beklentilerini de paylaşan Bali, mali disiplini, bütçe disiplinini, finansal istikrarı korumak bakımından son derece kararlı politikaların izlenmeye devam edilmesi gerektiğini söyledi.


Bu konuda bir endişe taşımadığını ifade eden Bali, şunları aktardı:


"Türkiye çok değişik konjonktürlerden geçerken bu konuda bir sapma yapmadığını kanaatimce yeteri kadar gösterdi. Önümüzdeki dönemde de buna göre hareket edileceğini düşünüyorum. Tabi ki siyasi doğru ile ekonomik doğru en azından zamanlama itibarı ile her zaman çakışmayabilir. Bizim de teknokrat bir bakış açısı ile bunların her durumda çakışmasını talep etmek gibi bir durumumuz yeterince gerçekçi olmaz. Onun için görüşüm şu; bizim burada ana felsefeyi koruyacak tarzda uygulamaları sürdürmemiz gerekir. Türkiye buraya kolay gelmemiştir. 21 yıl sonra gelen bir reyting ile yatırım yapılabilir seviyeye geldik. Bu da 21 yıl sonra Namibya ile eşit olma anlamına geliyor. Bu yetineceğimiz bir durum değildir. Bu ülke buraya kolay gelmedi. Bizim kurumumuz da buraya kolay gelmedi. Bunları korumak durumundayız. Hassas hangi noktalar varsa onların hepsine biz de hassasiyetle gitmek zorundayız. Çünkü korumamız gereken bir müktesebatımız var."


Global krizin değişen fazlarında Türkiye'nin buna uygun cevaplar verebildiğini söyleyen Bali, üretim dahil olmak üzere açılımcı politikalar ve iş dinamiği ile diğer ekonomilerden ülke olarak ayrışılabildiğini ifade etti.


Bu sayede sağlanan büyüme performansı ve 2001 krizinden çıkarılan derslerin gerek finansal sistemde gerek reel sektörde yeterince uygulandığı bir dönemin neticesinde pozitif ayrışıldığını anlatan Bali, "Bu bizi aradaki farkların kapanması sürecine soktu. Son dönemde bu tür bir pozitif ayrışmanın oluşmadığını görüyoruz. Oluşmamasının bize özgü nedenleri de var, dışarıdaki hareketin şiddetiyle de ilgisi var. Moral bozacak bir şey benim kanaatimce yok. Oturacağız, çalışacağız ne gerekiyor ise şu ana kadar geldiğimiz noktanın kıymetinin farkında olarak yapacağız" dedi.





- "Türkiye çevre ülkelere göre göreceli avantajlı"





Fed'in kararı konusunda ise, her ne olursa olsun netice olarak göreceli bir yarışın içerisinde olunduğunu söyleyen Bali, "Bugün bakıldığında bu coğrafyada çevre ülkelere karşı, gerek finansal makroekonomik göstergeleri gerek mevzuat altyapısı gerek teknik altyapısı gerek yetişmiş insan gücü ve iş dinamizmi itibarı ile Türkiye göreceli avantajlara sahip" dedi.


Bali, sonuç olarak birlikte yarışıldığını, önemli olanın, bu konjonktürde ciddi şekilde kapatılan farkları yeniden açmayacak bir çalışkanlık ve hassasiyet içerisinde bulunmak olduğunu vurguladı.


Bu bakımdan Fed kararına ilişkin uygulamaları çok da gereğinin üzerinde bir ağırlık atfetmeksizin yönetmek gerektiğini belirten Bali, "Bu durum, sonunda bizim karşımıza çıkabilecek ve herkesle birlikte yönetmek zorunda olduğumuz risklerden ibarettir. Böyle bakıldığında Türkiye'nin şu anda gelmiş olduğu potansiyel ile bu dönemi yönetebileceğini düşünüyorum" diye konuştu.


Adnan Bali, bu dönemin hassasiyet içerdiğine, ama bunun görece düşünüldüğünde Türkiye'nin geçmiş dönem ile kıyaslanamayacak ölçüde belli sağlamlıkları olan bir yapıda olduğuna dikkati çekti.

 

AA