Advertisement

Gelişmekte olan Türkiye'nin birkaç yıl önce BRIC ülkelerine katılarak grubu BRICT yapabilme olasılığını tartışıyorduk. Fakat aradan geçen zamanda Türkiye bazı raporlarda BIITS grubunun içinde yer almaya başladı. Yani Brezilya, Hindistan, Endonezya, Türkiye ve Singapur... Ekonomistlere göre Türkiye Fed'in politikalarından en olumsuz etkilenen ve yatırımcıların yatırım yapmaktan çekindiği ülkelerden biri.

Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, 24 Ekim tarihli raporunda Tükiye'nin yumuşak karnının dış finansmana bağımlık olduğunu belirtirken ülkenin şoklara karşı ise dayanıklı olduğunu söylüyordu.

Peki ne oldu da oklar Türkiye'nin üzerine çevrildi? Gelişmekte olan ülkeleri bekleyen en büyük tehlike olan orta gelir tuzağına mı düştük? Sadece tüketimi sınırlayarak tasarruf etmek mümkün mü? Uzmanlara sorduk.

 

-Sadi Uzunoğlu: Orta gelir tuzağına yakalandık

Öncelikle orta gelir tuzağı tanım olarak nedir, bunu bir açıklığa kavuşturmak lazım. Trakya Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü Başkanı Prof. Dr. Sadi Uzunoğlu orta gelir tuzağını ülkelerin gelişme düzeyini bir üst basamağa çıkarabilmek için harcadığı çabanın süresinin uzaması olarak tanımladı.

Türkiye'nin gelişmekte olan ülke kapsamında olduğunu belirten Uzunoğlu, diğer gelişmekte olan ülkeler ile kıyaslandığında Türkiye'nin az gelişimiş ülke kategorisinden gelişmekte olan ülke kategorisine geçmesinin uzun yıllar aldığını anlattı.

Uzunoğlu, "Diğer ülkeler ile kıyaslandığında Türkiye'nin o gelir düzeyini atlaması çok daha uzun süreler alıyor. Bunun tabii tam temelinde yatan nedenlere bakmak lazım. Örneğin eğitim süreleri kriter olarak dikkate alınabilir. Örneğin Türkiye'de 2011 yılında ortalama eğitim düzeyi 6.8'di. 1960 yılında ise 2.1 düzeyinde. Kore ise 4.9'dan 13.3'e çıkarmış." açıklamasında bulundu.

Güney kore'nin aynı zamanda hem sermayelerin, hem emeklerin hem de genel faktör verimliliğini çok hızlı bir şekilde artırabilen ülkelerden biri olduğunu belirten Uzunoğlu, sektörel olarak ürün çeşitliliğini yakalayabildiklerini söyledi.

Maalesef, Türkiye ucuz kurla ithalata bağlı üretim, ithalata bağlı bir büyüme yakaladığı için, düşük katma değerli çalışmaya başladı, orta yüksek - yüksek teknolojili sektörlerde verimliliği artıramadı." diyen Uzunoğlu, "Orta yüksek ve yüksek teknolojide verimliliğinizi artıramıyorsanız, rekabet yaratamıyorsanız, işte o zaman da bu orta gelir tuzağını da yıkamıyorsunuz. Biz yüksek teknoloji alanında rekabet gücü olarak yokuz. Orta yüksekte sadece sanırım elektrikli araçlarda, elektrik ekipmanların ara mamülünde bir rekabet gücü var gibi görünüyor. Bu sebeple orta gelir tuzağına biz yakalandık." açıklamasında bulundu.

"Kurun yükseldiği dönemlerde üretimi hızla aşağı doğru çekiyoruz." diyen Uzunoğlu, "Cari açık problemimiz var, büyüyemiyoruz. Türkiye ekonomisi büyümeyi unutmuş olan bir ekonomi. En fazla büyüdük, dediğimiz 2003  - 2012 yılları arasında ortalama büyüme oranımız yüzde 4.8. Oysa 1980 - 1988 yılları arasında yüzde 5.2 büyüme oranı. Türkiye ambargolu olduğu 1961 - 1979 döneminde ise yüzde 5.2 büyüdü. Cumhuriyet tarihi boyunca ise ortalaması 4.5 olan bir ülke." bilgisini paylaştı.

"Büyüdükçe ithalatımız da artıyor." diyen Uzunoğlu, "Bu da bence uzun dönemden beri kur politikaları ile ilgili bir faktör. Sermaye hareketlerinden çok hızlı bir şekilde etkilendik. Çok hızlı girişler oldu içeriye. Yatırımların verimli alanlara yapılamaması, teknoloji üretememe, eğitim kalitemizi artıramamamız gibi birçok faktör var  bunlar kırılamamasında." açıklamasında bulundu.

 

-Ege Cansen: Orta gelir tuzağı bir kültür sorunudur

Hürriyet gazetesi yazarı Ege Cansen'e göreyse zaten orta gelir tuzağının içindeyiz. 

Cansen, uzun zamandır orta gelir tuzağı içinde olduğumuzu belirterek "Düştük demek, 'Önceden değildik, ama başımıza bir şeyler geldi, o yüzden şimdi bu haldeyiz' demektir. Orta gelir kümesi içinde yer alan ülkeler, bu kümeden bir üst kümeye çıkmaya çalışır. Ama bir türlü çıkamazsa, o zaman, "tuzak"tan kurtulamamak, deyimi kullanılır." açıklamasında bulundu.

Son 200 yıldır küme atlayan yani tuzaktan kurtulan ülkelerin hepsinin Pasifik'te olduğunu belirten Cansen, "Bunların rol modeli Japonya'dır. Kültürel kökleri ise büyük Çin medeniyetine kadar gider. Bu ülkeler (Japonya, Kore, Tayvan, Singapur ve Çin) dışında tuzaktan kurtulan veya bir üst kümeye yani gelişmiş ülkeler ligine geçen ülke yoktur. Buna rağmen her ülke, arıza yılları hariç, eskisine göre daha gelişmiş durumdadır." bilgisini paylaştı.

"Petrol zengini "plastik" Arap ülkeleri başka bir tasnifte ele alınmalıdır." diyen Cansen, "Orta gelir tuzağı bir 'kültür' sorunudur. Buna 'ekonomik kalkınmanın, kültür duvarına çarpması' denir.  Bu kültür duvarı, iktisadi bağlamda 'sub optimization' kavramıyla açıklanabilir. İkinci önemli belirleyici de 'kötü muhasebe'dir. Sub optimization, toplumda alt küme çıkarlarının, üst küme çıkarlarına tercih edilmesidir. Çare, Japonya'nın kalkınması sırasında kullanılan 'Japan Inc.' tanımlaması içindedir." açıklamasında bulundu.

 

 

-Burak Arzova: Türkiye şu anda orta gelir tuzağında değil, ama düşmek üzere

Burak Arzova'ya göreyse tuzakta değiliz ama kıyısında dolaşıyoruz.

Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Burak Arzova ise "Milli Gelirin 10.000-15.000 USD arasına sıkışıp kaldığı ve daha ileri gidemediği ülkelere orta gelir tuzağına düşmüş ülkeler diyoruz." bilgisini paylaşarak "Türkiye şu anda orta gelir tuzağında değil, ama düşmek üzere." açıklamasında bulundu.

"Türkiye'nin bu süreci aşabilmesi için öncelikle yapısal reformlar adını verdiğimiz reformları gerçekleştirmesi gerekiyor." diyen Arzova, "Bunun yanında beşeri sermayenin iyileştirilmesi, insan gücünün sanayinin ihtiyaçları doğrultusunda planlanmış olması ve bilgi düzeyinin yükseltilmesi gerekiyor. Gençlerin mesleki eğitime eğitime sevk edilmesi gerekiyor. Ayrıca sermaye hareketlerinin ve yatırımcının serbestleştirilebilmesi için kalıcı ve gelişmiş bir demokratik ortam da gerekli. Tüm bu unsurlar sağlanmadan bir üst eşiğe atlamak mümkün değil." vurgusunda bulundu.

 

-Tasarruf sadece tüketimi sınırlamakla olur mu?

Orta gelir tuzağı ile ilişkilendirilen bir başka konu ise tasarruf. Ekonominin en fazla eleştiri gördüğü noktalardan biri de tasarruf oranlarının düşüyor olması. Tüketicinin hanehalkı harcamaları oranı artıyor. Peki sadece tüketimi sınırlayarak tasarrufları artırmak ne kadar mümkün olur? Gelirleri artırmadan tasarruf sağlanır mı? İşte uzmanların görüşleri:

-Ege Cansen: El tasarrufu ile kalkınma olmaz

"Tasarruf pek tabii sadece tüketimi kısıtlamakla olur." diyen Ege Cansen, "Bu cebirsel bir ilişkidir. Ancak, yatırıma dönüşmeyen tasarruf, iktisatta veya milli gelir muhasebesi mantığında tasarruf değildir. Tanım icabı tasarruf yatırıma eşittir. Yatırım, domestik yani iç  tasarruftan büyükse, tasarruf ithal edilir. Bunun diğer adı da cari açıktır. İthal tasarruf arttıkça, yerli tasarruf azalır. Bu da çok tipik bir "orta gelir tuzağı" görüntüsür. Çünkü 'El tasarrufu ile kalkınma olmaz." açıklamasında bulundu.

-Sadi Uzunoğlu: Sabit gelirli kesimlerinin tasarruf yapması çok zor

Sadi Uzunoğlu ise tasarrufun gelir üzerinden yapıldığını hatırlatarak, "Gelirin tüketilmeyen kısmı tasarruftur. İki ayağı var: Bir gelir ayağı, bir de tüketim ayağı. Tasarrufları artırabilmeniz için aslında 1980'den beri uygulanan iktisat politikalarını da reddetmiş olmanız lazım." açıklamasında bulundu.

Uzunoğlu, 1980'den itibaren dünyadaki tabloyu ise şu şekilde açıklıyor: "Çünkü o zaman dünyaya baktığınızda denilen şuydu: Talebi artırmak için devleti ekonomiye karıştırmayız. Önce insanların ihtiyaçlarını ortaya çıkaralım. Tüketim, diyelim, insanların ihtiyaçlarını körükleyelim. Biz vergiyle üreticiyi destekleriz. Böylece fiyat artışının kontrol etmiş oluruz. Peki vatandaş bu dönemde nerden bulup harcayacaktı? 80 yılından sonra bankalardan borçlanmma başladı. Bu bir politikanın sonucu. Dünyada insanlara tasarruf unutturuldu."

Bireyin gelirlerinin reklam vaadlerinin altında kaldığını belirten Uzunoğlu, "İnsanlara farklı bir yaşam vaad ediliyor. Onlar da söz konusu vaadleri yakalamak, yaşam kalitesini tutturabilmek adına gelirleri yetmedikleri için borçlanmaya başladılar. " bilgisini aktardı.

Türkiye'nin artık sabit gelirli kesimlerinin tasarruf yapmasının çok zor olduğunu söyleyen Uzunoğlu, "Çünkü harcanabilir gelirlerinin yarısı ile borçlarını ödemek zorunda olan bir ülkede yaşıyoruz. Türkiye pahalı olan bir ülke. Örneğin Yunanistan. Gelir belki 28,000 dolar ama etin kilosu 10 euro. Yani 27 TL. Bizde ortalama ücret 2,000 TL. Etin kilosu 40 TL. Türkiye'de gelirler ile hayat pahalılığı arasında ciddi bir ıuçurum var. Dolayısı ile bu noktada bizim kalıcı bir tasarruf yaratmamız mümkün değil." bilgisini paylaştı.

 

-Burak Arzova: Öncelikle gelir artışı sağlanmalı


"Sadece Tüketimi sınırlamak tasarruf edileceği anlamı şüphesiz taşımıyor." diyen Burak Arzova, "Tasarruf edebilmek için öncelikle gelir artışı sağlanması lazım. Ülkemizde yapılan araştırmalarda tasarruf edememenin birinci nedeni olarak ortalama gelirde düşüklük gösteriliyor. İkinci olarak insanların yatırıma özendirilmesi gerekli. Özellikle tüketimi ülkenin büyümesi için vazgeçilmez şart olarak gören ekonomilerde bu çok zor." açıklamasında bulundu.

"Diğer taraftan yatırım olarak adlandırdığımız sadece finansal piyasalara yapılan yatırım olarak algılanmamalı." diyen Arzova, "Ekonomik değeri sonrasında çok fazla doğurmasa (ekonominin içine doğrudan girmese bile) taşınmazlara yapılan yatırımlar da bir tür tasarruftur. O nedenle tasarruf kavramının belki yeniden gözden geçirilmesinde fayda var." bilgisini paylaştı.

 

-Cüneyt Başaran: Yumuşak karın cari açık

BloombergHT.com Genel Yayın Yönetmeni Cüneyt Başaran ise "2014 yılının zor geçeceği hepimizin malumu. Bu noktada Türkiye ekonomisi için yumuşak karın tahmin edebileceğimiz üzere cari açık olacak." açıklamasında bulundu.

Bu noktada cari açığın büyüklüğü kadar nasıl finanse edildiğinin de bir o kadar önemli olacağını belirten Başaran, "Bizim de ülke olarak büyük oranda kısa vadeli sermaye hareketleri ile cari açığı fonlamak durumunda kaldığımız düşünülürse bireylerin tüketim tercihlerinin neden önemli olduğunu daha rahat anlayabiliriz." dedi.

"Özellikle toplam ürün gamında ithal payı % 80’ler seviyesinde olan teknoloji ve yine o seviyelerde olan petrokimya ürünlerinde 24 aylara kadar varan taksitlendirme olayları iç tüketimi dolayısı ile de cari açığı körüklemekte." diyen Başaran, "Bu çerçevede alınan önlemleri yerinde buluyorum. Ancak tasarruf edeceğiz diye metazori harcama kısıntılarının  kısa vadeli / konjoktürel uygulamalardan öteye gitmemesi gerekir. Gelirleri artırmadan sadece tüketim noktasında düzenleme yapmak belki 2014 yılının beklenen zorlukları çerçevesinde makul görülebilir ama daha fazlası için yeterli değil." vurgusunda bulundu.

 

syilmaz@bloomberght.com

BU HABERE YORUM YAZ
 
03 Aralık 2013 Salı, 11:47 Misafir sorun faiz'dir.faiz enflasyona yol açar. alım gücü düşer sermaye kazanır. halk yerinde sayar. enflasyonun bu yıl 9% u geçeceği türkiye'de halkın gelir artışı nominal olarak %9 u nasıl geçecek? imkansız. ödenen faiz 10-20% lerde enflasyon 9, büyüme 4. bu fakirleşmedir.
02 Aralık 2013 Pazartesi, 17:26 Misafir öğrenciyim 'sub optimization kavramını araştırıp göz attım.ve ülkemizin sorununun bencillik olduğunu öğrendim mesela tarafikte durup dükkanın önünü kendi işi için işgal eden biri kamu düzenini bozuyor.veya parası olan birinin estetikten bi haber olduğu için evinin etrafını düzenlemez yapsa bile estetik olmaz o zaman japoınlar gibi saygılı ve ülkesi için çalışan bireyler olmamız lazım buda eğitimle olur.inşallah bir şeyler öğrenebilmişimdir.:)