Advertisement

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Erdem Başçı, "Enflasyondaki düşüş bizim için çok önemli. O yüzden attığımız adımın döviz kurlarını bozucu yönde etki yapmadığı, kredilerde aşırı bir artışa yol açmadığı konusunda emin olmalıyız" dedi.

Başçı, bu yılki dördüncü enflasyon raporunu açıklamasının ardından ekonomistlerin ve basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Ücretler ve verimlilikle ilgili bir soru üzerine Başçı, ücretler ve verimlilik ile ilgili portrenin sadece Türkiye'ye has olmadığını, 2009 küresel krizin sonunda hangi ülkeye bakılırsa bakılsın toplam faktör verimliliği artış hızlarının yavaşladığını belirterek, reel ücretler ile üretkenliğe birlikte bakıldığında iş birim maliyeti anlamında enflasyon üzerinde herhangi bir yukarı yönlü risk görülmediğini kaydetti.

Gerçekleşen enflasyonun beklenen enflasyonun belirleyicilerinden biri olduğunu ifade eden Başçı, şunları söyledi:

"Gerçekleşen enflasyon yükseldiğinde beklenen enflasyon da bir miktar yükselebiliyor. Türkiye'de geçtiğimiz sene çok konuşulan nicel genişlemenin sonunun etkileri konusunda bir beklenti oluştu ve gerçekleşen enflasyon da yükseldi. Sonuçta baktığımızda 2 yıl sonrasının enflasyon bekleyişlerine bakıyoruz. Orada yaklaşık 1 puan bozulma var. Fiyatlama davranışlarına nasıl sirayet ettiğine bakıyoruz. Hizmetler sektörü fiyatlama davranışlarında bozucu bir etki yaptı. Diğer anket dışı göstergelere baktığımızda enflasyon telafisi ölçütü de 1 puana yakın arttı.

Mal fiyatlarında enflasyonda bir trend iyileşmesi var. Para politikası tepkisine bakıldığında, kısa vadeli faizlere bakıldığında en düşük faiz dönemimizde 3 puanlık sıkılaşma var. Dolayısıyla 1 puanlık enflasyon bekleyişindeki değişikliğe karşın kuvvetli bir parasal tepki verilmiş, biz bunun yeterli olduğunu düşünüyoruz. Burada bozulmayı kontrol altına alacak, durduracak sonra da iyileştirecek şekilde, bunun da olması için de enflasyonun da düşmesi gerekir ki orada da düşüş başladı. Bizim arzu ettiğimizden daha yavaş bir düşüş oldu bunun sebebi gıda fiyatları kaynaklıydı. Fakat önümüzdeki pazartesi gününden itibaren düşüşün devam etmesini bekliyoruz."

Özel yatırım eğiliminin zayıf, ticari kredilerinin kuvvetli görülmesine yönelik soru üzerine Başçı, "Yatırım Türkiye'de Döviz kredileriyle yapılıyor. Uzun vadeli krediler ağırlıklı olarak dolar ya da avro cinsinden finanse ediliyor. Türk Lirası ticari krediler de işletme sermayesi finansmanına gidiyor. Türk Lirası bazında kısa vadeli kredi kullanımı daha güçlü, döviz bazında yabancı para cinsinden yatırım kredilerinin seyri daha ılımlı" dedi.

Başçı, ticari kredilerin kuvvetli şekilde artmasının işletme sermayesi ihtiyaçlarının karşılandığını gösterdiğini, ayrıca istihdam açısından destekleyici bir unsur olduğunu söyledi.

- "Kısa vadeli faizleri tekrar yüzde 8,25'e doğru indirmeyi değerlendirebiliriz"

Para politikasındaki sıkı duruşa ilişkin soruya da Başçı, uzun vadeli faizlerle kısa vadeli faizlerin birbirine yakın olma prensibinin döviz kurlarını istikrara kavuşturduğunu, ayrıca krediler konusunda daha sürdürülebilir ve istikrarlı kredi büyümesini sağladığını ifade etti.

Konjonktür icabı herhangi bir dış sebep ile uzun vadeli faizlerde artış olursa kısa vadeli faizlerde ona uyum sağlandığını aktaran Başçı, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Hatta gerekirse kısa vadeli faizler daha bile yüksek olabiliyor. Onu da yaptık. 26 Eylül'den itibaren kısa vadeli bankalararası Interbank faizlerinin uzun vadeli faizlerin üzerine çıkmasını sağladık. Bunu yaptığımız zaman Türk Lirasını desteklemek anlamında çok faydalı oldu. Kredier üzerinde de sürdürülebilir kredi büyümesine yol açtığını gözlemekteyiz. Uzun vadeli faizleri izliyoruz, uzun vadeli faizlerde bir düşüş olduğunda kısa vadeli faizler de ona uyum sağlayabilir.

Getiri eğrisini genelde yatay tutmayı tercih ediyoruz.Şu anda ters eğimli olduğu için likidite politikası oldukça sıkı, şartları izleyeceğiz eğer istikrarlı bir gidiş görürsek önümüzdeki günlerde kısa vadeli faizleri tekrar yüzde 8,25'e doğru indirmeyi değerlendirebiliriz. Ama onun için emin olmalıyız. Enflasyondaki düşüş bizim için çok önemli. O yüzden attığımız adımın döviz kurlarını bozucu yönde etki yapmaması, kredilerde aşırı bir artışa yol açmadığı konusunda emin olmalıyız. O konuda eminsek kısa vadeli faizlerde bu şekilde likidite politikasıyla bir ayarlama, uyum sağlayabiliriz. Dolayısıyla likiditeyi biraz daha bol verebiliriz."

Erdem Başçı, "2015 topyekun enflasyonla mücadele yılı olacak. Başarı sağlama imkanımız da bu defa çok yüksek. 2015 başlarından itibaren enflasyonda belki de bizleri bile şaşırtan bir başarı elde edebiliriz" dedi.

Türkiye'nin reel kur endeksinin denge değeri için çok farklı cevapların verilebileceğini ifade eden Başçı, kendilerinin reel kur konusunda Türk Lirası'nın aşırı değerli olmadığını düşündüklerini söyledi.

Bazı piyasa oyuncularının filtreleme yöntemlerini kullanabileceklerini, bazılarının döviz kurlarının emtia fiyatlarıyla olan bağlantılarını düşünebileceğini belirten Başçı, "Bu şekilde bakıldığında Türk Lirası son dönemde benzer ülkelere göre daha istikrarlı seyretti" dedi.

Faiz koridorunun genişliğine yönelik bir soru üzerine Başçı, Türkiye Ekonomi Kurumu'nda (TEK) yaptığı sunumda faiz koridorunun genişliği hakkında değerlendirmelerde bulunduğunu aktararak, "Şu anda faiz koridorumuz geniş. Diğer ülkelere göre daha geniş bir faiz koridoru ile devam edebiliriz. O toplantıda şu ifadeyi kullandım; 'İlerde şartlar gerektirirse faiz koridoru daha geniş de olabilir daha dar da olabilir'. Her ikisini de söyledim. Bu video, internet sitemizde var. O konuşmamda herhangi bir politika sinyali yoktu" ifadelerini kullandı.

Avrupa'daki nicel genişleme konusunda yöneltilen soruya Başçı, şöyle cevap verdi:

"Şu anda çok enteresan bir durumla karşı karşıyayız. ABD Merkez Bankası (Fed) yetkilileri çok dikkatli ve ölçülü bir şekilde para politikasında normalleşmeden bahsediyor ve adımları da ölçülü bir şekilde atıyor. İletişim konusunda da epey ilerleme sağlandı. Buna mukabil Avrupa ve Japonya'da ise parasal genişlemeye ihtiyaç olduğu görülüyor. Bu ikisi arasında temel ayırt edici faktör aslında enflasyon. ABD'de enflasyon hedefe daha yakın ve belki enflasyon hedefin üzerine de çıkabilir. Onu ileride göreceğiz. 'Orta ve uzun vadede enflasyon beklentilerinin hedefe yakın olmasını sağlamak için gereken sıkılaşmayı yaparız' söylemlerinde bulunuyor.

Tam tersine Avrupa'da enflasyon hedefin altında ve enflasyon bekleyişleri yüzde 2'nin altına hızlıca düşmeye başladı. Japonya'da da iddialı bir yüzde 2'ye enflasyonu yükseltme hedefi var. Japonya'da en son gelen enflasyon verisine çekirdek ve vergi hariç bakarsanız yüzde 1,1'den yüzde 1'e düştü. Orada da arzu ediyorlar ki enflasyon artmaya devam etsin. Dolayısıyla çok genişletici bir pakete ihtiyaçları var. Avrupa'da talep, para miktarını belirliyor. Kredi talebi ne kadarsa Avrupa Merkez Bankası (ECB) o kadar para arz ediyor. Bunu kısa vadede değiştirmek çok kolay değil."

Başçı, yaptıkları bir çalışmada, Türkiye'nin ihracatının Avrupa'nın talebine daha hassas, döviz kurlarına ise daha az hassas olduğunu ve Ortadoğu ve Afrika bölgesinde bunun tam tersinin görüldüğünü kaydetti.

Avrupa'da talebin canlanmasının Türkiye'nin ihracatına fayda sağlayacağını dile getiren Başçı, ECB'nin parasal genişleme çabasının Türkiye'yi o kadar olumsuz etkilemeyeceğini tahmin ettiklerini yine de dikkatli davranılması gerektiğini söyledi.

- "Fiyat istikrarı büyümeye katkı sağlar"

Erdem Başçı, Merkez Bankası'nın tek başına çözmeyeceği konular olduğunu belirterek, bunlardan birinin finansal istikrar, birinin büyüme birinin de gıda fiyatları olduğunu söyledi.

Bu nedenle bunların her birinde çok önemli yapısal değişikler olduğunu ve önemli adımlar atıldığını ifade eden Başçı, şunları kaydetti:

"Burada bu farkındalık oluşması için 2011 yılı başlarından itibaren Merkez Bankası, finansal istikrar vurgusunu artırdı ve kendi elinde araç olarak ne varsa onu kullanmaya başladı. Zorunlu karşılıklar yoluyla 'Biz burada krediler konusunda elimizden geleni yapalım' şeklinde bir adım attık. Bir farkındalık da gerçekten oluştu. Finansal İstikrar Komitesi kuruldu. Bir araya gelip makro ihtiyati çerçeveyi, krediler boyutunda ele almak mümkün ve bu yapılıyor. Burada bu komite ve BDDK kompozisyona bakabiliyor; bankacılık sektörü olarak 'tüketici kredilerine mi ağırlık verelim', 'firma kredilerine mi ağırlık verelim' sorusunu sorabiliyor, bunu cevaplayabiliyor ve harekete geçebiliyor. Böyle bir yeteneği var. Merkez Bankası'nın bu kadar direkt bir kontrolü yok bu kompozisyon konusunda. O yüzden bunun çok büyük bir faydası oldu. Yapısal adımlardan da gerçekten çok büyük netice alıyoruz ve almaya da devam edeceğiz."

Sadece para basarak ve sadece para politikasıyla büyüme sağlanamayacağına işaret eden Başçı, "Nitekim de sağlanamıyor, bütün dünyada bunu görüyoruz. Ama Merkez Bankası'nın da büyümeye yapacağı bazı katkılar var. Orada kurumsal çerçevede bir değişiklik yapmaya ihtiyaç yok. Çünkü kurumsal çerçeve şu anda iyi" dedi.

Başçı, Merkez Bankası'nın dengeli büyümeye katkısına ilişkin, "Eğer enflasyon bekleyişleri bugün yüzde 6,5-7 civarında olmasa, yüzde 5 olsa, orada uzun vadeli faizler üzerine anında çok daha düşük bir faiz oluşumu gerçekleşebilir. Dolayısıyla uzun vadeli faizler düşerse o zaman belki Türk Lirası bazında yatırım kredisi de alınmaya başlanabilir ve büyümeye buradan çok ciddi olumlu bir katkı gelir. Bunu yaparken de tasarruflar bozulmaz. Bunun karşılığında tasarruf da olur. Çünkü herkes enflasyonu düşük beklerse reel faiz orada makul gelecek. Bu şekilde arz-talep dengesi, fonların arzı ile fonların talebi sağlıklı bir noktada buluşacak. Büyümeye de buradan bir katkı gelecek. Dolayısıyla fiyat istikrarı büyümeye yardımcı olur, dengeli büyümeye katkı sağlar" değerlendirmesinde bulundu.

Enflasyonu düşürmek boyutu dışında büyümeye katkı vermek amacıyla 4 araçları olduğunu ve onları kullandıklarını belirten Başçı, şöyle devam etti:

"Birincisi, ihracat reeskont kredileri yoluyla ihracatımızı destekliyoruz. İkincisi, sürdürülebilir kredi büyümesi yoluyla kredi büyümesinin aşağı yönlü risklere karşı korunmasını sağlayacağız. Mesela kredi büyümesi yüzde 15'in çok altında olursa da bu defa destekleyici adımlar atabiliyoruz ki krediler sürdürülebilir olsun. Onun dışında döviz repo piyasasıyla bankalarımızın bu uyum sürecinde hiçbir sorunla karşılaşmadan 2015 yılını rahat bir şekilde geçebilmeleri için döviz repoda borç verici imkanlarımızı zaman zaman aşağı yönde gözden geçirebiliyoruz. Son olarak da çekirdek yükümlülükleri destekleyecek yönde de ilave bir adım attık. Dolayısıyla Merkez Bankası fiyat istikrarını sağlama amacının dışında 4 farklı boyutta büyümeye destek vermiş oluyor. Bunların hepsi mevcut kanunla uyumlu. Mevcut kanun çerçevesinde bunların hepsini yapabiliyoruz. Daha fazlasına da ihtiyacımız yok. Bunları yapmak Türkiye'de büyümeye gerçekten çok büyük bir katkı sağlar."

- "OVP'de çok güçlü bir enflasyonu düşürme vurgusu var"

Yeni Orta Vadeli programda ve 10. Kalkınma Planı'nda enflasyonu düşürmek ve fiyat istikrarı yönünde kamudan ilave bir destek alınacağına değinen Başçı, şunları kaydetti:

"OVP'de çok güçlü bir enflasyonu düşürme vurgusu var. O yüzden de sıkı maliye politikası burada devreye alınmış durumda. Oradan da bir katkı gelecek. Dolayısıyla 2015 topyekun enflasyonla mücadele yılı olacak. Başarı sağlama imkanımız da bu defa çok yüksek. Enflasyonu düşürücü yönde bütün faktörleri bir araya getirdiğinizde, zaten baz etkileri lehimize çalışacak, buna ilave olarak kredi kompozisyonu, artı maliye politikasından gelecek destekle, enflasyonda 2015 başlarından itibaren belki de bizleri bile şaşırtan bir başarı elde edebiliriz. Bu yönde de elimizde yeterince güçlü araçlar var. Herhangi bir sapma olursa da anında para politikasıyla gereken düzeltmeleri yapıp mutlaka enflasyonun önce yüzde 6'lı seviyelere daha sonra yüzde 5'e inmesini sağlayacağız ki 2016 yılında OVP'de enflasyonun yüzde 5'e inmesi öngörülüyor."

Erdem Başçı, bunu yapabilmenin ön şartının cari açığın da yüzde 5'li seviyelere inmesi olduğuna dikkati çekerek, "2011 yılına dönerseniz, cari açığın gayri safi hasılaya oranı yüzde 10'a yaklaşmıştı. Böyle bir noktada enflasyonu düşürmek kolay değil. Çünklü her an döviz kurları üzerine bir baskı gelebiliyor. Cari açık yüzde 10 seviyesinde sürdürülemez, o zaman döviz kurları yükseliyor. Bizim mutlaka cari açığı öncelikle 5'e indirmemiz gerekiyordu. Bunu da şöyle veya böyle, tartışmalı olabilir, Merkez Bankası eleştiri almış olabilir, bunların hepsine de hak veriyoruz ama sonuçta gelinen noktada kurumsal yapı oluştu ve cari açık yüzde 5'e doğru inmeye başladı" diye konuştu.

Cari açığın bu yıl sonunda yüzde 5,7 olmasının beklendiğini söyleyen Başçı, OVP dönemi boyunca ise daha da iyileşmesinin beklendiğini ifade etti. Yüzde 5 seviyesindeki cari açığın enflasyonu düşürmek açısından kendilerine yardımcı olacağını aktaran Başçı, "Bu şekilde baktığımızda, önce cari açığın yüzde 5'e indirilmesi, takip eden yıl da enflasyonun belki yüzde 6'lı seviyelere indirilmesi, onu takip eden yıl da enflasyonun yüzde 5'e indirilmesi şu anda mümkün görünüyor. Bu yapılabilir. Bunların her birisinden büyümeye, dengeli büyümeye olumlu etki gelecektir" dedi.

- "Enflasyonla ilgili belirgin düşüş, herkesin enflasyonun düşeceğine ikna olmasıdır"

Gıda enflasyonu konusunda Merkez Bankası'nın yapabileceği fazla bir şey bulunmadığını ama Hükümet'in hem yapısal hem de konjonktürel olarak yapabileceği çok iş olduğunu dile getiren Başçı, Gıda Arz Güvenliği Komitesi'nin bu konudaki güzel haberlerden biri olduğunu söyledi.

Başçı, Gıda Arz Güvenliği Komitesi ve Finansal İstikrar Komitesi'nin Merkez Bankası ile Hükümet ilişkilerinin sağlıklı bir şekilde kurulmasını sağladığını ifade etti.

"Enflasyonda belirgin düşüş nedir? sorusuna ise Başçı, "Enflasyonla ilgili belirgin düşüş, sizlerin enflasyonun düşeceğine ikna olmanızdır. Yani bütün analistlerin, ekonomistlerin, vatandaşların, herkesin enflasyonun düşeceğine ikna olmasıdır ve anketlerde sorduğumuz zaman cevapların artık aşağı gelmesi lazım. Bu şekilde bakıldığında yüzde 8,9 bu yıl sonu için, yüzde 6,9 da gelecek yıl sonu için henüz belirgin olmayabilir. Daha iyi bir profili amaçlamamız gerekir" yanıtını verdi.

Politika faizini yüzde 8,25'ten aşağıya çekecek faktörlere ilişkin bir soru üzerine Başçı, "Yüzde 8,25 kesinlikle değişmez diye bir görüşümüz yok. Uzun vadede faizlere bakarsanız, öyle bir küresel gelişme olur ki uzun vadeli faizler ciddi bir şekilde düşer. Bizim de yatay bir getiri eğrisi için bir miktar ölçülü bir indirime ihtiyacımız olabilir. Olursa onu da Kurul toplantısında değerlendirebiliriz. Esnekliğimizi kaybetmedik, aşağı yönlü esnekliğimiz var. Ama çok fazla değil ölçülü bir esnekliğimiz var. Getiri eğrisini yatay tutmamız gerekir" ifadelerini kullandı.

Başçı, herkesin enflasyonun düşeceğine ikna olması halinde uzun vadeli faizlerin düşeceğini belirterek, "Uzun vadeli faizler düştükten sonra biz de ona uyum sağlamak için kısa vadeli faizlerde ölçülü bir indirim yapabiliriz. Ama önce onu görmemiz lazım. O yüzden ikna etmemiz gerekiyor. Enflasyonun düşeceği konusunda herkesin ikna olması gerekiyor" şeklinde konuştu.

Başçı, "2009 yılı öncesinde Türkiye'nin nötr reel faizi çok daha yüksek seviyelerde idi. Biz yüzde 8'ler, 9'lar, 10'lar gibi reel faizlerle ancak enflasyonu düşürmeyi başarabiliyorduk. O dönemde. Bugün geldiğimiz noktada uzun vadelilerde dahil olmak üzere yüzde 2 civarında bir reel faizle enflasyonu düşürebiliyoruz. Düşürebileceğimizi göreceksiniz" dedi.

Likidite politikasında esneklikleri olduğunu belirten Başçı, bunu gün gün, her gün, sıkılaştırma ve destekleyici yönde kullanma anlamında esneklikleri olduğunu anlattı.

Dolayısıyla bugün yüzde 10 civarında olan kısa vadeli faiz oranlarının, şartlar gerektirirse ve getiri eğrisinin bu kadar ters olmaması icap etmesi halinde gelecek hafta tekrar yatay bir getiri eğrisine dönüşebileceğini ifade eden Başçı, şunları aktardı:

"Tekrar sıkılaşma gerekirse tekrar yükselebilir. Interbank çok kolay. Interbank'ı yüzde 11,25'e kadar yükseltebiliyoruz.Yüzde 8 civarına kadar da düşürebiliyoruz. Sadece günlük likidite politikaları ile bunu yapabiliyoruz. Şartlara göre, enflasyon görünümünü bozmayacak şekilde döviz kurlarındaki ve kredilerdeki istikrarı bozmayacak şekilde bunu ayarlayabiliyoruz. Paremetrelerdeki değişikliği değiştirme yetkisi ise, Para Politikası Kurulu'nda (PPK). PPK da ayda bir defa toplanıyor. Faiz koridorundaki parametrelerin değişmesi gerekiyorsa orada da PPK bunu ele alıyor. Önümüzde daha çok vakit var. En son Japon Merkez Bankası'nın da attığı adım dahil olmak üzere, Avrupa'da varlık kalitesinde bir değerlendirme oldu. Bankaların tümü röntgenden geçti. Üzerine bir de stres testi geçti. Sermaye ihtiyaçları belirlendi. Onun açıklanması da çok önemli bir belirsizliği ortadan kaldırdı."

- "Yüzde 2 civarında bir reel faizle enflasyonu düşürebiliyoruz"

Erdem Başçı, temel prensibin, getiri eğrisini yataya yakın tutmak suretiyle sıkı duruşun sürmesi olduğuna dikkati çekerek, temel mesajın da bu olduğunu ve bunun da kısa vadeli faizler ile uzun vadeli faizlerin birbirine yakın olmasını gerektirdiğini anlattı.

Reel faizlerle ilgili bir soruyu Başçı, şu şekilde yanıtladı:

"Burada nötr reel faiz nedir? Enflasyonist olmayan reel faiz nedir? sorusunu kendimize yeniden sormamız gerekli. 2009 yılı öncesinde Türkiye'nin nötr reel faizi çok daha yüksek seviyelerde idi. Biz yüzde 8'ler, 9'lar, 10'lar gibi reel faizlerle ancak enflasyonu düşürmeyi başarabiliyorduk o dönemde. Bugün geldiğimiz noktada uzun vadelilerde dahil olmak üzere yüzde 2 civarında bir reel faizle enflasyonu düşürebiliyoruz. Düşürebileceğimizi göreceksiniz.

Şimdi bu nasıl oluyor? Aradaki fark ne? Dünyada 2009 sonrasında yapısal bir değişiklik oldu. Bütün dünyada denge reel faizleri düştü. Bu da enflasyonu düşürmek için gereken reel faiz seviyesini aşağı çekti. Artık yüzde 6'lar, 7'ler bile gerekmiyor. Yüzde 2'ler, 3'ler gibi reel faizlerle Türkiye'de enflasyonu düşürebiliyoruz. Nasıl? Makro ihtiyati politikaların desteği ile. Kredi politikası sıkı olduğu için Para Politikası eskiye göre yüzde 2'lik bir reel faizle bunu başarabiliyor gibi görünüyor şu anda. Yapısal bir değişiklik oldu. Bütün ülkelerde denge reel faizler düştü."

- "Merkez Bankası'na yapılan eleştirilerden genellikle memnunuz"

Başçı, Merkez Bankası'na yapılan eleştirilerden genellikle memnun olduklarını belirterek, her bir eleştirinin kimden gelirse gelsin bir haklılık payı olduğunu söyledi.

"Bu haklılık payı nedir? Bizim burada gözden kaçırdığımız bir husus var mı? Ne yönde bir eleştiri geliyor? Dikkatli bir şekilde değerlendiriyoruz" diyen Başçı, ihracatçılardan gelen eleştirinin genellikle Türk Lirasının (TL) değerine ilişkin olduğunu hatırlattı.

Faizlerin yüksek olmasını kimsenin istemeyeceğini vurgulayan Başçı, oradaki esas kaygının TL'nin aşırı değerli olmaması arzusu olduğunu ve bunu da doğal karşıladıklarını ifade etti.

Başçı, faiz oranlarının düşük olmasını herkesin arzu ettiğini belirterek, "Yeter ki bu, bir denge içinde olsun. Yeterince tasarruf olsun ki dengesizlik olmasın. Onu gözeterek dikkatli bir şekilde gitmek gerekiyor" dedi.

- "Bizim yıl sonu için enflasyon tahminimizi, hükümetten daha iyi diye okumamak lazım"

Merkez Bankasının yıl sonu için enflasyon tahmininin, hükümetten daha iyi diye okunmaması gerektiğini kaydeden Başçı, "OVP'deki tahmine de bizim arkadaşlarımız katkı verdiler. Oradaki gıda varsayım yüzde 14'tü. Oradaki petrol varsayımı çok daha yüksekti. Aradan geçen zaman içerisinde petrol fiyatları çok düştü. Gıdada biraz daha olumlu bir resim var. Tahminlerimizi revize ettik. Hedef revizyonu değil. Tahmin revizyonu. Bu tahmin bile hala yüzde 5 olan hedefin oldukça üzerinde" değerlendirmesinde bulundu.

Net hata noksan kalemi ile ilgili bir soru üzerine Başçı, şu yanıtı verdi:

"İstatistik departmanımız bu konuyu uzun süredir inceliyor. İstatistik birimimizin birinci olarak söylediği şey şu; 'Yüzde olarak bakıldığında toplam rakamın ödemeler dengesi içindeki payı aşırı yüksek değil. Diğer ülkelerde de bu derece net hata noksan oluyor. Avrupa Merkez Bankası'na bakın, oradaki ödemeler dengesinde var diyorlar. Yakın zamanda, artı yönde bir kaç dönem arka arkaya girişler şeklinde görüldü. Orada şunu yaptım ben. Başkan yardımcılığı döneminde de bunu yapmıştım. Bunu istatistiksel olarak inceleyin. Bunun Türkiye'de yerleşik kişilerin yurt dışında tutmuş oldukları mevduatlar olduğunu buldular.

Yurt dışında tuttukları mevduat değiştiği zaman bizim oradaki net hata noksanda benzer bir hareket oluyor. Yurt dışından Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları para getirirlerse sanki bu sermaye girişi gibi gözüküyordu. Sanki biz bunu yakalayamıyor idik. En son yapılan çalışma sonucunda şimdi biz bunu 3-4 aylık gecikme ile yakalayabilir hale geldik. Yabancı bir kuruluş var. Bu kuruluş bunu yakalıyor. Türklerin şu kadar mevduatı var. Bu benim bildiğim, bilmediğim de olabilir diyor. Bunların bildiği ve yayınladığı değişikliklere bakıyoruz. Türklerin yurt dışındaki mevduatı azaldıysa bizde giriş olmuş. Arttıysa bizde çıkış olmuş. Oradan bunu açıklayabiliriz. Bu açıklama dört ay sonra geldiği için basında haber etkisi o kadar kuvvetli olmuyor. İlk çıkan rakam gözüküyor. Dört ay sonra aşağı yönlü bir revizyon olduğunda tekrar bu haber olmuyor. O yüzden de bu her zaman yüksekmiş gibi görünüyor. Geçmiş datalara bakın. Orada makul seviyelerde bu datalar, yakın zamanda daha yüksek gibi görünüyor. Bunun sebebi bu gibi görünüyor."

- "Enflasyon ile faiz oranlarındaki ilişki son derece teknik bir konu"

Erdem Başçı, enflasyon ile faiz oranlarındaki ilişkinin son derece teknik bir konu olduğunu vurgulayarak, bu konunun içerisindeki unsurlardan birinin faizlerin bir üretim maliyeti unsuru olarak devreye girmesi olabileceğini kaydetti.

Faizlerin bir üretim maliyet unsuru olarak enflasyon üzerinde değil de fiyat seviyesi üzerinde bir miktar etki yapabileceği bilgisini veren Başçı, bunun işin bir kısmı olduğunu, kendilerinin işin tamamına baktıklarını ifade etti.

Başçı, şunları söyledi:

"Tamamına baktığımızda talep kanalı var. Talep kanalından, gelecekteki enflasyonu nasıl etkileyecek? Döviz kuru kanalı var. Döviz kuru kanalından bugünkü enflasyonu ve yakın dönemdeki enflasyonu nasıl etkileyecek sorusu var. Beklenti kanalı var. Enflasyon düşecek mi? Düşmeyecek mi? Bu kanalların hepsine birden baktığımız için Merkez Bankası da bunların hepsini enine boyuna değerlendiriyor. Maliyet kanalında ihmal etmiyoruz."

- "Avrupa ile karşılaştırıldığında bu yıl için yüzde 3,3'lik büyüme fena görünmüyor"

Avrupa ile karşılaştırıldığında bu yıl için yüzde 3,3'lik büyümenin fena görünmediğini belirten Başçı, böyle tamamlanabilirse Avrupa'nın bunun en yüksek büyüme hızlarından biri olacağını aktardı.

Asya'ya bakıldığında da büyümelerin aşağı yönlü revize edildiğini, Çin'de ve Hindistan'da büyümede aşağı yönlü bir revizyon olduğunu kaydeden Başçı, bir tek ABD'de ciddi bir toparlanma olduğunu, orada da büyümenin küresel kriz öncesi dönemin altında gerçekleştiğini belirtti.

"Türkiye yüzde 5'lik büyümeyi yapabilir mi? Yapısal reformlar hayata geçerse yapabilir" diyen Başçı, Türkiye'de çok ciddi sayıda yapısal alanda yapılacak iyileştirmeler olduğunu ve yapısal reformlar birer birer devreye girdikçe Türkiye'nin büyüme potansiyeline buradan bir puan katkı gelebileceğini söyledi.

Türkiye'nin 2016 ve 2017 yılında tekrar yüzde 5'lik büyümeyi yakalama ihtimali olduğuna dikkati çeken Başçı, "Arz yönlü politikalar ile. Arzı destekleyen politikalar ile bu yapılabilir gibi gözüküyor. Ama hiç bir zaman büyük konuşmamak gerekiyor. Erken konuşmamak gerekiyor. Bunlar projeksiyondur. Gelişmeleri izleyip şartlara göre hareket etmek icap ediyor" dedi.

- "Yapısal sorunlar çözüldüğünde yapısal enflasyon kalmaz"

Başçı, enflasyon konusunda OVP'de yüzde 5 ulaşılabilir görüldüğünü anlatarak, "Ama adım adım, enflasyon yüzde 8'e düşsün orada bir kalsın, sonra yüzde 7'yi, yüzde 6'yı sonra bir şey görürüz. Gelecek senenin sonundan itibaren bunları konuşmaya başlayabiliriz" dedi.

Bu konuda yapısal bir katılığın olup olmadığına yönelik soruya Başçı, bunlardan birinin gıda ile ilgili olduğunu belirterek, "Ben bu konuda ümitliyim. Gıda ile ilgili yapılan çalışmalar sonucunda çok rahat bir şekilde gelecek sene gıda enflasyonu yüzde 9'a inebilir, bir de ilave bir tedbir alınırsa yüzde 9'un da altına inerse yapısal sorun çözülmüş olacak. Finansal istikrar konusundaki yapısal sorun da daha önce çözülmüştü. Yapısal sorunlar çözüldüğünde yapısal enflasyon kalmaz" diye konuştu.

Bu arada Başçı, Para Politikası Kurulu üyelerinden Prof. Dr. Abdullah Yavaş'ın Çin'de bir programa, Prof. Dr. Turalay Kenç'in de İspanya'da Akdeniz Ülkeleri Merkez Bankaları programına katılması nedeniyle bugünkü toplantıda yer alamadığını söyledi.

AA