Advertisement

Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, zengin ve fakir arasındaki uçurumun Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ülkelerinde son 30 yılın en yüksek düzeyine ulaştığına işaret ederek, "Eğer bu trend devam ederse, nüfusun yüzde 1'i, iki yıl içinde geri kalan yüzde 99'un çok üzerinde bir gelire sahip olacak" dedi.

Uluslararası Finans Enstitüsü'nün (Institute of International Finance - IIF) düzenlediği "Türkiye Başkanlığındaki G20 Gündemi" konferansının "Büyümenin Yeniden Canlandırılması, Eşitsizliğin Azaltılması (Reinvigorating Growth, Reducing Inequality)" başlıklı oturumu, BNP Paribas Başkanı Jean Lemierre moderatörlüğünde gerçekleştirildi.

Oturumda konuşan Bali, küresel krizin dünya ekonomik ortamı üzerinde çok önemli bir etki yarattığını belirterek, bugün dünyada karşılaşılan en önemli sorunların "yoksulluk ve eşitsizlik" olduğunu söyledi.

Ekonomik büyümenin artık adil bir şekilde paylaşılmadığını savunan Bali, "Zengin fakir arasındaki uçurum, OECD ülkelerinde son 30 yılın en yüksek düzeyine ulaştı. Bütün gelir ve kaynaklar çok küçük bir zengin sınıfın elinde bulunuyor. Eğer bu trend devam ederse, nüfusun yüzde 1'i, 2 yıl içinde geri kalan yüzde 99'un çok üzerinde bir gelire sahip olacak" şeklinde konuştu.

Bali, Türkiye'nin bu konudaki deneyimine ilişkin katılımcılara bilgiler vererek, Türkiye'nin 1990'lı yıllarda dalgalı bir süreçten geçtiğini, 2001'de ise derin ve ciddi bir kriz yaşandığını dile getirdi.

Bu dönemden sonra Türkiye ekonomisinin istikrarlı bir büyüme çizgisi izlediğine işaret eden Bali, şunları kaydetti:

"Türkiye en güçlü toparlanma oranını 2010-2011 yıllarında sergiledi. Büyüme oranları, düşmesine rağmen sonraki yıllarda yüzde 3-4'ler seviyesine gelişti. Yüksek ekonomik büyüme performansı, özellikle de kapsayıcı büyüme birçok önemli sonuçları da beraberinde getirdi. Bu sadece hacimlerin büyümesi şeklinde değil, aynı zamanda yoksulluğun azaltılması ve gelir dağılımının iyileştirilmesi şeklinde de oldu. Geçen 2 yıl boyunca Türkiye'nin deneyimiyle ilgili bazı soru işaretleri ve endişeler baş göstermeye başladı. Ancak, Türkiye'nin ekonomik kalkınma ve sosyal ilerleme konusunda, kamu finansmanının yönetilmesi, bankaların yeniden yapılanması, sağlık reformunun yapılması, eğitime verilen önem, muhtelif belediye hizmetleri, sosyal konutlar, iletişim, ulaşım ve altyapı yatırımlarının etkileri göz ardı edilmemeli."

"Türkiye, gini katsayısını düşürebilen tek ülke oldu"

Bali, Türkiye'de 2002-2013 yılları arasında bu politikalar sayesinde aşırı ve orta şiddetli yoksulluğun azaldığını dile getirerek, "Sistematik bir şekilde refahın artması sayesinde orta sınıfın Türkiye'de önemli ölçüde genişlediğini gördük. Dünya Bankası verilerine göre, Türkiye'de orta sınıfının payı 2002-2011 döneminde ikiye katlandı. Bu da refahın, daha kapsamlı bir şekilde toplumun farklı gelir grupları arasında adilhane paylaşıldığını gösteriyor. Gini katsayısı, 21 ülkenin 16'sında OECD bölgesinde artarken, Türkiye bu katsayıyı düşürebilen tek ülke oldu" diye konuştu.

Bali, Türkye'de gerçekleştirilen sağlık reformunun önemine de dikkati çekerek, bu sayede hem kamu hem de özel sağlık hizmetlerinin düşük gelirli gruplar için daha erişilebilir hale geldiğini aktardı.

İşgücü piyasasının da bu dönemde başarılı bir performans gösterdiğini ve yoksulluk oranlarının düştüğünü kaydeden Bali, "Küresel krizden sonra Türkiye büyük bir başarıyla 4 milyon yeni istihdam yaratmayı başarabildi. Kapsayıcı büyüme de budur, çok boyutlu etkisi olan programlar ve çabalar. Bunlar rakamlar ve istatistiklerin ötesinde değerlendirmeye tabi tutulmalı" dedi.

Bali, Lemierre'nin "Bankacılık sektörü reformu zor ve acılı oldu mu?" sorusuna ise "Tabii oldu. Son derece de acılı oldu. Ama dirençli bir bankacılık sistemi önemliydi. Bu reform dönemi içinde takipteki kredi oranlarının düşürülmesi anlamında önemli bir aşama kaydettik. Süreç içinde negatiflikler de yaşadık ama neticede bugünkü güçlü durumumuza ulaşabildiysek, o günlerdeki yapısal bankacılık reformları sayesinde oldu" şeklinde yanıt verdi.

"Dünyada potansiyel büyüme azaldı"

Dünya Bankası Kalkınma Beklentileri Direktörü Ayhan Köse de gelişmekte olan dünyada potansiyel büyümenin azaldığına dikkati çekerek, küresel talebin zayıf olmasının yanında, ticari işlemlerin çok gelişmediğini ifade etti.

Küresel finans krizinin etkilerinin genelde dışsal ama asıl önemli sorunun reform eksikliği olduğunu vurgulayan Köse, "Reformları yapabilen ülkeler ve bunları yapma sinyali verenler daha iyi bir performans sergileyecek" dedi.

Köse, politika yapıcılar için, gelir iyileşmesinin nihai sorun olduğunu vurgulayarak, "Bu eşitsizliği değiştirmek için politika yapıcıların elinde bir araç yok ama bazı şeyleri iyileştirebilirler. Örneğin, politika yapıcılar reform yaparak fırsat eşitliğini iyileştirirlerse, bu hemen daha yüksek bir büyüme şekline dönüşecek ve gelirin daha iyi dağılmasını sağlayacaktır" değerlendirmelerini yaptı.

"Türkiye kesinlikle gelişmiş bir ülke"

BNP Paribas Başkanı Jean Lemierre ise eşitsizlik ve büyüme sorununun en önde gelen sorunlardan biri olduğunu belirterek, OECD verilerine göre dünyada eşitsizliğin arttığını kaydetti.

"Türkiye kesinlikle gelişmiş bir ülke artık ve daha da gelişmeye çalışan bir ülke diyebiliriz" diyen Lemierre, sürdürülebilir politikalar ve bunların nasıl uygulanacağının önemine işaret etti.

Lemierre, eşitsizliği kaldırmanın en iyi yolunun, buna erken bir aşamada hazırlanmak olduğunu belirterek, "Türkiye örneği burada çok iyi bir örnek. Merkez Bankası'nın ve yasa koyucunun buradaki liderliği gerçekten iyi sonuçlar ortaya koymuş. Erken bir aşamada hazırlanmak, bunu iyi düşünmek ve uygulamaya koymak..." ifadelerini kullandı.

"Avrupa'da hızlı büyüme olacağı beklentisine girmeyin"

UBS AG Başkanı Axel Weber ise eşitsizlik alanında bir çok araştırma yaptığını belirterek, "Büyüyen pastadan pay almak kolay ama eğer pasta büyümüyorsa, bir tarafın o pastadan aldığı pay ötekilerin aleyhine olacaktır. Dolayısıyla eşitsizlikle mücadelenin en önemli silahı büyümenin gerçekleştirilmesidir" dedi.

60-70 trilyonluk altyapı kapasitesinin 2030 yılına kadar sağlanması gerektiğini vurgulayan Weber, "Kamusal altyapı yatırımlarının büyük bir kısmını Türkiye zaten gerçekleştirdi. Büyümenin en önemli itici gücü yatırımdır. Bunun en güçlü paydaşı da altyapı yatırımları ve buna çok daha fazla eğilmemiz gerek. Ülkeler, ekonomik büyüme için özel sektörün altyapıya eğiliminin önemini vurgulamalıdır" diye konuştu.

Weber, yasal düzenlemelerin Avrupa bankalarını zorladığını ve bu problemin düzelmediği sürece büyümenin sağlanamayacağını aktararak, şöyle devam etti:

"Avrupa'da hızlı büyüme olacağına dair gerçekçi olmayan bir beklenti içine girmeyin. Geçiş süreci ekonomiyi olumsuz etkiliyor. Düzenlemeler yapmamız gereken zor bir dönemdeyiz ve bu nedenle de büyümede zorlanacağız. Türkiye, burada iyi bir örnek. Türkiye'nin 2002-2003 yıllarındaki durumuna bakın, IMF kredi listesinde en son ülkeydi. Türkiye, önce kendi bahçesini düzeltti. Bugün geldiği noktada en kuvvetli gelişen ekonomilerden biri. Bunlar zamanla oluyor ve politikalarda kararlılık gerektiriyor. Uzun dönemli politikalarla sağlanıyor."

AA

BU HABERE YORUM YAZ
 
09 Şubat 2015 Pazartesi, 09:08 Misafir siz de o vergi vermeyen %1'in içinde misiniz acaba?