Advertisement

Yemen'de Suudi Arabistan liderliğinde Husilere karşı başlatılan hava operasyonunun ardından, İran'ın krize doğrudan müdahil olmasının, siyasi ve ekonomik alanda bölgedeki güç dengeleri üzerinde önemli etkileri olması bekleniyor.

Husilerin Sana'dan İran'a haftada yaklaşık 25 sefer yaptığı göz önünde bulundurulursa bunun şüphesiz siyasi destek sonucu olduğu, bu durumun Husilerin Yemen'de devletin ana merkezlerini ele geçirmesinden sonra Körfez ülkelerinin desteğinin kesilmesiyle İran ile Yemen arasındaki ekonomik ve ticari işbirliğine hazırlık anlamı taşıdığı dile getiriliyor.

Bu savaşın tüm bölge ülkelerine ve özellikle Yemen ile Körfez ülkelerinin yanı sıra Mısır ile Türkiye ekonomisine de bir takım etkileri olacağı kaydediliyor.

Savaştan ekonomik anlamda en büyük zarar görecek ülkenin, nüfusun yarısı yoksulluk ile mücadele eden Yemen olacağı görülüyor. Savaşın ülkedeki yoksulluğu daha da derinleştireceği ve işsizliği de artıracağı görüşü aktarılıyor. Dış ticaret hareketliliğinin durmasıyla birlikte enflasyon oranının yükseldiği Yemen'de savaşla Yemen para biriminin daha fazla değer kaybetmesinin beklendiği ifade ediliyor.

Krizin ilk etkisinin petrolde görüldüğü ve operasyonun duyurulmasının ardından perşembe günü petrol fiyatlarında yüzde 4 artış yaşandığı hatırlatılarak, söz konusu artışın dünyadaki en büyük petrol üreticilerinden olan ve günlük yaklaşık 10 milyar varil üretimle ilk sıralarda yer alan Suudi Arabistan'ın olumsuz etkilenebileceği beklentisinden kaynaklandığı kaydediliyor.

En kötü senaryo ise İran'ın Körfez ittifakı ile doğrudan bir savaşa girmesi şeklinde dile getiriliyor. Bu durumda İran ve Körfez ülkeleri ekonomilerinde İran-Irak savaşı sırasındaki birinci körfez krizinde yaşanan senaryonun tekrar etme tehlikesini doğurduğu ileri sürülüyor.

Tüm bu muhtemel senaryoların meydana gelmesi durumunda önümüzdeki dönemde petrol fiyatlarının büyük ölçüde etkileneceği görüşü dile getiriliyor.



- Babu'l-Mendeb Boğazı


Savaşın şiddetlenmesi durumunda Husilerin Yemen açıklarındaki Babu'l-Mendeb boğazını kapatabileceği belirtiliyor.

Kızıldeniz'i Aden Körfezi'ne bağlayan Babu'l-Mendeb, aynı zamanda Afrika ile Arap Yarımadası'nı da birbirinden ayırıyor. Kuzeydoğu kıyısında Yemen, güneybatı kıyısında ise Somali ve Cibuti'nin yer aldığı boğazdan bir yıl içerisinde dünya genelinde ''gemi ile taşınan'' petrolün yüzde 8'i geçiyor.

Suudi Arabistan öncülüğünde başlatılan operasyonun Körfez ülkeleri ve İran'ın petrol gelirlerine darbe indireceği savunuluyor. Suudi Arabistan'ın uzun vadeli bir savaşa girmesi halinde mevcut 750 milyar dolarlık Döviz rezervine güvendiği ancak petrol fiyatlarının çökmesi durumunda Suudi Arabistan'ın döviz rezervinde de gözle görülür erime olacağı ifade ediliyor.

Doğrudan savaşa girmesiyle İran'ın 70 milyar dolarlık döviz rezervinin elden gideceği, nükleer programı konusunda Avrupa Birliğiyle girdiği müzakerelerin başarısından elde edilecek avantajları da kaybedeceği dile getiriliyor.

İran'ın kendisine yönelik ekonomik yaptırımların kaldırılmasına ve petrol kuyularının geliştirilmesi alanında yabancı yatırım girişimlerine güvendiği, İran halkının da kendilerini 30 yıl geriye götüren ve gelişen teknolojiden mahrum bırakan ambargonun kalkmasını hayal ettiği şu günlerde söz konusu savaşın ülkeye büyük zarar vereceği savunuluyor.

Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da silahlanmaya harcanan para 2014 yılında 170 milyar dolar olduğu açıklanmıştı. Bölge ülkeleri arasında silahlanmaya en fazla para harcayan ülkeler Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) olarak biliniyor. Suudi Arabistan'ın silahlanmaya harcadığı tutar tek başına 2014 yılında 57 milyar dolardı. Savaşın devam etmesi halinde bu miktarın giderek artması öngörülüyor ancak bu durumda, silah üretiminde iyi olan İran'ın daha şanslı olacağı dile getiriliyor.

 

AA