Advertisement

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, piyasaların en iyi senaryosunun tek parti iktidarı olduğunu söyledi.

Canlı yayında Bloomberg HT'nin sorularını yanıtlayan Babacan, 7 Haziran'da sonuçlarını kestirmenin zor bir seçim gerçekleşeceğini ifade etti.

Kamuoyu yoklamalarına göre bir siyasi partinin yüzde 10 seviyelerinde yer aldığını kaydeden Babacan, "Meclis aritmetiği bir partinin alacağı oy oranına göre belirlenecek, bu seçimleri enteresan kılan ilk unsur bu. İkinci olarak, kararsız kitle. Özellikle bir önceki seçimde AK Parti'ye oy veren, bu seçimde 'kararsızım' diyen kitle, bu da son derece belirleyici olacak" diye konuştu.

Ali Babacan, bu seçimlerdeki üçüncü önemli unsurun ise seçimlere katılım oranı olduğunu söyledi. Beklentilerinin, kararsızların AK Parti'yi tercih etmeleri olduğunu anlatan Babacan, bütün siyasi partilerin, katılım oranının yüksek olması için çaba gösterdiğini kaydetti.

Babacan, son yıllardaki seçimler içerisinde sonucunu kestirmenin en zorunun bu seçim olacağını vurgulayarak, "Şu anda en çok beklenti, nereye kümelenmiş diye baktığımızda, Meclis'te çoğunluğu olan bir tek parti hükümetinin en kuvvetli ihtimal olduğuna yönelik bir kanaat var. Tabii diğer ihtimalleri de gözardı etmemek lazım. Böyle bir ortamdayız. Dolayısıyla bu seçim kritik olacak. Türkiye'nin önümüzdeki 4 yılını değil, en az 8 yılını, 2023 Türkiyesinin çerçevesini oluşturacak bir seçim olacak" ifadelerini kullandı.

Türkiye için en önemli konunun, istikrar ve güven ortamı olduğuna dikkati çeken Babacan, koalisyonların Türkiye'ye hiçbir dönem fayda getirmediğini, ülkenin tek parti hükümetleri döneminde sıçrama yaptığını dile getirdi.

Babacan, piyasa analizleri açısından en iyi senaryonun, Meclis'te rahat bir çoğunluğu olan tek parti hükümeti senaryosu olduğuna işaret etti.

Koalisyonların, ülkeyi geriye götüreceğinin, piyasalar tarafından da tahmin edildiğini belirten Babacan, "(Piyasalar) Bir ara koalisyon olur mu acaba?' diye şekillendi. Ne oldu? Kur arttı, faiz arttı, Borsa düştü. Sonra anketler tek parti oluyor gibi oluştu, piyasa oraya yöneldi. Kur düştü, faiz düştü, borsa yükseldi. Tekrar bir koalisyon ihtimali söylentisi çoğalınca, tekrar tersine dönüyor. Şu iki haftalık piyasa hareketleri bile, koalisyonun değil tek parti hükümetinin ülkenin istikrarı için daha iyi bir sonuç vereceğini bekliyor herkes" değerlendirmesinde bulundu.

- "Başkanlık sistemi konusunda yazılı bir doküman yok"

Babacan, "Piyasanın fiyatlama konusunda en pozitif davrandığı oluşumun tek parti iktidarı ama Meclis'te 4 partinin bulunduğu bir düzen, ikincisi tek parti iktidarı ama 3 parti Meclis'te ama milletvekili sayısı 330'un altında. Negatif fiyatlandırmaların bir tanesi de tek parti iktidarı iyi hoş ama 330'a geldiği zaman yatırımcının bir miktar uzaklaştığını görüyoruz. Bu ayrımı nasıl yorumluyorsunuz?" sorusu üzerine, bu tespitin ve sıralamanın çok doğru olduğunu söyledi.

Başkanlık sistemini konuştuklarını ama bu konuda ellerinde yazılı bir doküman olmadığını belirten Babacan, seçim beyannamesinde dahi sistemin çok genel ilkeleri ve prensiplerinden bahsettiklerini kaydetti.

Babacan, piyasalarda, Türkiye'de başkanlık sisteminin nasıl bir sistem olacağı, kontrollerin olmadığı, "ülkenin daha otoriterleştiği bir dönem mi olur?" diye bir beklenti olduğuna işaret ederek, şöyle konuştu:

"Bu beklentilerin çok doğru olduğuna inanmıyorum. Türkiye'de ortak akıl ağır basıyor. Nihayetinde anayasa değişikliği referanduma gidecektir. Dolayısıyla bunların hepsi tartışılıp, konuşulacaktır. Türkiye, kendisi için en iyi sistemi arayacaktır. Dünyaya açılmış, açık toplum, açık ekonomi haline gelmiş Türkiye'nin gerçek anlamda demokratik bir sistemle yürütülmesi gerekiyor. İyi işleyen bir demokrasi ülkenin selameti için gerekli. Güç ve denge mekanizmalarının kurulduğu, parlamentonun tam da merkezde olduğu, halkın iradesinin yansıdığı bir yönetim modeli oluşumu burada çok önemli."

Babacan, dünyada birçok başkanlık sistemi olduğunu anlatarak, "Bunların detayları daha konuşulacak. Henüz elimizde çok net bir başkanlık sistemi yazılı dokümanı, bir anayasa metni, uzlaşılmış bitmiş bir şey yok. Bunların hepsi konuşulacak, edilecek" dedi.

Açık toplum haline gelen Türkiye'nin kapalı bir rejimle yönetilmesinin mümkün olmadığını vurgulayan Babacan, Türkiye için en iyisi arayışında olmak gerektiğini kaydetti.

- "Türkiye'de gelir dağılımı düzeliyor"

Babacan, Türkiye'deki çalışanların Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) içerisinde çalışma şartları açısından kötü bir noktada yer aldığı belirtilerek, bu noktada muhalefet partilerinin ekonomi vaatlerinin sorulması üzerine, OECD'nin gelişmiş ülkelerden oluştuğunu, Türkiye ile Meksika'nın OECD içerisinde kişi başına düşen milli geliri en düşük ülkeler olduğunu kaydetti.

OECD'nin en iyi standartları uygulayan ülkelerden oluştuğuna dikkati çeken Babacan, Çin ve Rusya gibi ülkelerin istemelerine rağmen henüz OECD'ye üye olamadığını bildirdi.

Babacan, Türkiye'nin, OECD ülkeleri içerisinde gelir dağılımını düzelten istisnai ülkelerden biri olduğunu ifade etti. Dünyada ücretlilerin milli gelirden aldığı payın düştüğünü belirten Babacan, Türkiye'de böyle durumun bulunmadığını kaydetti.

Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından kamuda çalışan işçilere yılda bir defa olmak üzere, 500 lira ödeme yapılacağının açıklandığını anımsatan Babacan, "Kamu işçilerinin maaş skalası oldukça yüksek, bunun için yüksek vergi dilimlerine giriyorlar ve yıl sonuna doğru maaşları düşüyor. Vergi dilimi yüzünden yıl sonuna doğru fiilen maaşların düşmesini telafi etmek adına yapılan bir adımdır. Bunun yıllık maliyeti, bütçe dengelerini fazla etkileyecek bir konu değil" diye konuştu.

Babacan, son dönemde altın hariç ihracat rakamlarının düştüğü eleştirilerine yönelik olarak, şunları kaydetti:

"İhracat istatistiklerine baktığınız zaman. Her ne kadar uluslararası standartlarda altın da bir emtia gibi dış ticaret istatistiklerine giriyorsa da gerçek anlamda dış ticaret istatistiklerini okurken külçe altını çıkarıp öyle bakmakta fayda var. Çünkü külçe altın ticaretinden Türkiye'ye kalan bir katma değer hemen hemen yok. Belki alım satımdaki kar çok düşüktür ama biz altını eğer işliyorsak, mücevherat haline getirip ihracat ediyorsak orada katma değer oluşur, ekonomik açıdan anlamlı olan odur. Türkiye açısından külçe altın giriş çıkışını Döviz giriş çıkışı gibi düşünmek lazım. Gerçek ihracat ve ithalatı hesap ederken büyümeyi ilgilendiren kısmında da onları çıkarıp öyle analiz etmek lazım. İstatistiklere mecburen koyuyoruz, uluslararası kurallar böyle. Döviz hareketi neyse, külçe altın hareketini de aşağı yukarı öyle kabul etmekte büyük fayda var."

İhracat verilerindeki gerilemelerin önemli nedenlerinden birinin kur olduğunu ifade eden Babacan, "Euro son döneme dolar karşısında değer kaybetti. Euro cinsinden Almanya'ya yaptığımız ihracatı dolara çevirerek istatistiklere yansıttığımızda ciddi bir düşüş görünüyor. Oysaki, reel düşüş bu kadar değil. Ayrıca Rusya, Ukrayna gibi bazı ülkelerin kendi iç piyasalarında bozulma var. Türkiye İhracatçılar Meclisi'nin kendi hesabı var, 'biz henüz bunu teyit etmedik ama bu son otomobil sektöründeki işçi hareketleri de yaklaşık 500 milyon dolarlık ihracat kaybına sebep oldu' diyor. Bu da mayıs ayına toplanmış oldu" değerlendirmesinde bulundu.

Bank Asya'nın Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na (TMSF) devredilmesine ilişkin bir soru üzerine, bu kararların Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ve TMSF tarafından alındığını ve yürütüldüğünü belirten Babacan, buradaki ekibin teknik değerlendirmeler ve üzerine oluşacak kurul kararları ile işlerini yaptıklarını söyledi.

Babacan, her iki kurumun da bağımsız olduğuna dikkati çekerek, bundan sonraki dönemde beklenen gelişmeler için BDDK ve TMSF'den gelecek yazılı ve sözlü açıklamalara bakılması gerektiğini kaydetti.

Özellikle yazılı açıklamalara daha fazla itibar edilmesi gerektiğine dikkati çeken Babacan, "Çünkü sözlü açıklamalar ne de olsa plansızdır ayaküstü yapılmıştır. Arkasında bir kurumsal kimlik olmayabilir" diye konuştu.

Babacan, bankacılık sistemine ilişkin bir soruyu üzerine de sektörün 2008 krizinden sonra dünyada hızlı bir dönüşüm sürecinde olduğunun altını çizdi.

Pek çok bankanın orta ve uzun vade stratejilerini yaptığına dikkati çeken Babacan, "Doğrudur, bazı bankalar Türkiye ile ilgili operasyonlarını bu yönde gözden geçiriyor ama bir yanda da dünyanın en büyük bankacı ICBC geliyor Türkiye'den bir banka satın alıyor. Bunlar aynı tarihte oluyor. Dolayısıyla toplu bir şekilde Türkiye'de iş yapmaktan vazgeçme gibi bir tablo kesinlikle görmüyoruz" diye konuştu.

Babacan, perakende bankacılığında ölçek ekonomisinin çok önemli olduğunu vurgulayarak, bunu yakalayan bankaların iyi iş yaptığını, ancak bu alanda küçük kalanların karlılığı yakalayamadığını ifade etti.

Teknik donanım ve insan kalitesi açısından bakıldığında, Türkiye'deki bankacılık sektörünün dünya standartlarının çok üzerinde olduğunu dile getiren Babacan, "Artık dünyadan pek çok ülke geliyor ne yapmaları gerektiğini buradan öğreniyorlar" dedi.

Babacan, bütün dünyada bankacılık sektöründe kartların yeniden dağıldığına işaret ederek, Türkiye'deki operasyonlarından vazgeçen bankalara bakıldığında çoğunun sebebinin ölçek ekonomisi olabileceğini söyledi.

Küresel anlamda regülasyon baskısı olduğunu belirten Ali Babacan, "Genel anlamda bir kaygımız yok. Çünkü bankacılık sistemi çok hızlı büyüyor, hatta olmaması gerektiği kadar hızlı büyüdüğü için biz tedbir aldık. Üç yıldır yavaşlattık aslında, kredi sistemi üzerinde sınırlamalar getirdik. Bu karlılıkları etkiledi kuşkusuz" değerlendirmelerinde bulundu.

Bankaların defter ve piyasa değerinin aşağı yukarı eşitlendiğine dikkati çeken Babacan, bunu biraz da "normalleşme" olarak görmek gerektiğini bildirdi.

Babacan, bankacılık sektörünün büyüklüğünün toplam ekonominin büyüklüğünü geçtiğini ifade ederek, "Bundan sonra konsantrasyonumuzu biraz daha sermaye piyasaları üzerine yoğunlaştırmamız gerekiyor" dedi.

Dünyada merkez bankalarının da faiz içermeyen enstrümanları, varlıkları programlarına daha çok katmaları gerektiğini düşündüğünü dile getiren Babacan, islami finansman metodlarının da daha çok kullanılmasının gerekliliğine değindi.

Babacan, son yıllarda Singapur, Malezya gibi ülkelerden fonların Türkiye'ye girişi olduğunu belirterek, bunların Türkiye'deki güven ve istikrar ortamına bağlı olduğunu söyledi.

-"Büyüteç ile değil mikroskopla büyütülecek"

Bir soru üzerine, Türkiye'nin G20 başkanlığı ile ekonomi gündemini belirlediğini ifade eden Babacan, G20 ülkelerinin dünya ekonomisinin yüzde 85'ini temsil ettiğine dikkati çekti.

Bu toplantıların içeriğinin Hazine Müsteşarlığı, lojistik ve diğer konularının da Dışişleri Bakanlığı tarafından yürütüldüğüne dikkati çekerek, bu içeriklerin üretilmesi ve organizasyonun sağlanmasında çok yetkin bürokratların görev aldığını ifade etti.

Babacan, iki senedir dünya basınında Türkiye ile ilgili çok fazla olumlu haberin yer almadığına işaret ederek, şöyle konuştu:

"G20 sürecindeki en ufak hata büyütülecektir. Büyüteç ile değil mikroskopla büyütülecektir. 100 doğru iş yapın 1 hata yapın o hata dünya basınında günlerce işlenecektir. İlk yarıda çok şükür böyle bir şey olmadı. En küçük bir problem çıksaydı gündeme nasıl otururdu o zaman görürsünüz. Bütün dünya basını 'Türkiye bunu da yapamadı, bunu da beceremedi, bunu da eline yüzüne bulaştırdı' diye anında çok kötü işlerlerdi. Çok şükür şu anda bir hata bulamıyorlar. Eleştirebilecekleri bir şey bulamıyorlar. Çok didikliyorlar."

-"Türkiye bu coğrafyada kalan tek istikrar adası"

Babacan, seçimlerin ardından ne yapacağının sorulması üzerine, 3 dönem kuralının ruhunda, kurumların kalıcılığı, insan kaynakları açısından da tatlı bir rotasyonun olduğunu söyledi.

Kuralın süresinin "makul", hatta "uzun" olduğunu ifade eden Babacan, "Makul bir süre sonra bir rotasyon çok mantıklıdır ve sıhhatlidir" dedi.

Babacan, geleceğe doğru geniş bir dokümantasyon çalışması yaptıklarının altını çizerek, bundan sonraki dönemde çapanın yazılı dokümanlar olacağını ifade etti.

Yazılanların dışında uygulamalar olmaya başlarsa korkmak gerektiğini belirten Babacan, "Ama öyle bir şey olmaz. Çünkü AK Parti'nin o kültürü oluştu. Bir şey yazıldıysa insanlar 'yazdıysak yapalım' diyor" ifadesini kullandı.

Seçimlerin gerçekleştirileceği pazar gününe odaklandıklarını dile getiren Babacan, "Pazar gününün Türkiye için milletimiz ve coğrafyamız için iyi sonuçlar getirmesini ümit ediyorum. Çünkü Türkiye bu coğrafyada kalan tek istikrar adası. Şu anda nüfusunun çoğunluğu Müslüman olup da kendi içinde istikrarını güvenini koruyabilen ülke kalmadı. Biz tekiz. Allah korusun bu coğrafya da bir de Türkiye'de istikrarsızlık başlarsa, bu bütün bölgeye de büyük zarar verecektir. Türkiye'yi rol model olarak seçmiş insanlara da büyük bir hayal kırıklığı olacaktır. İnşallah Türkiye için ve bütün coğrafya için hayırlı sonuçlar gelir" değerlendirmesinde bulundu.