Advertisement

Çin Xi'an Jiaotong Liverpool Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Göncü, ABD Merkez Bankası'nın (Fed) faiz artırımında ciddi bir etkisi bulunmaması nedeniyle gelişen ülkelere göre karar vermesinin söz konusu olmadığını belirterek, "Ancak Fed zaten hiç rahat hareket edememekte ve Çin ekonomisindeki gelişmeleri dikkate almak zorunda" dedi.

Göncü, Fed'in global ekonomideki durgunluk tehlikesinin yakın olduğu ve bunun ABD'ye etkisinin ciddi olacağı yönünde ikna olması durumunda, faizlerin uzun süre daha bu seviyede kalabileceğini ifade etti.

Gelişmekte olan ülkelerin Fed'in yarattığı belirsizlikten rahatsız olduğunu anımsatan Göncü, belirsizliğin devamının da bir bakıma yatırım kararlarının ertelenmesine neden olduğunu dile getirdi. Göncü, özellikle Türkiye gibi sıcak paraya dayalı büyüyen ekonomilerin faizlerin artırılmasından zarar görecek olsa dahi belirsizliğin sona erdirilmesinden yana olduğunu söyledi.

Çin Finans Bakanı Lou Jiwei'un ise geçen hafta sonu gerçekleşen IMF toplantısında Fed'e faizleri artırmama çağrısında bulunduğuna dikkati çeken Göncü, "Çin, ekonomisinin yavaşladığı bir sırada global olarak düşük faiz ortamının devamını destekliyor. Aynı şekilde ABD açısından da faiz artırımı için optimal koşulların oluştuğu şüpheli. Global ekonomide işler iyi gitmiyorken bakanın açıklamaları buna dikkat çekmek amacını taşımakta" diye konuştu.

"Faiz artırımından, emtia üreticisi ekonomiler de olumlu etkilenecek"

Ahmet Göncü, Fed'in öncelikle ABD iç piyasasını dikkate aldığını ancak iç piyasayı etkileyebilecek yurt dışı kaynaklı şokları da faiz artırımında değerlendirmeye dahil ettiğini anlatarak, "Dolayısıyla birinci kriter ABD iç piyasasında beklenen enflasyonda yukarı yönlü bir trend. ABD iç piyasasında henüz bu trend oluşmadığından Fed'in faiz artırımını 2015 yılında yapmasını beklemiyorum" şeklinde konuştu.

Öte yandan Fed'in uzun süreli belirsizlik görüntüsü vermesinin de iç piyasası için tehlikeli olabileceğine işaret eden Göncü, şöyle devam etti:

"Özellikle bankacılık sektörü faiz artışı beklentisiyle rezervleri kredi olarak kullandırmak yerine Fed'de tutmayı tercih etmekte. Şahsi beklentim Fed'in 2016 yılı başlarında küçük bir faiz artışı yapacağı ve bu sayede piyasalardaki belirsizliği ortadan kaldırmayı amaçlayacağı yönünde. Kısa sermaye akımlarına bağımlı gelişmekte olan ülkelerse faiz artırımından bir miktar olumsuz etkilenecek olsalar da global ekonomide işlerin toparlanması en nihayetinde yine sıcak paranın gelişmekte olan ülkelere akmasını sağlayacaktır. Öte yandan ABD dolarının bir miktar daha güçlenmesiyle ve Çin kaynaklı ihracatın artmasıyla emtiaya talebi de artacaktır. Böylece emtia üreticisi ekonomiler de olumlu etkilenecektir."

Göncü, Fed'in rahat hareket etmesini engelleyen iki önemli unsur bulunduğuna değinerek, "Birincisi; iç piyasada büyümenin ve özellikle iş gücü piyasasının oldukça kırılgan olması. İkincisi; AB'de yeni bir parasal genişleme olasılığı varken faiz artırmanın zorluğu" dedi.

Çin ekonomisinin yavaşlaması ve beraberinde emtia üreticisi ekonomileri sürüklemesinin oldukça ciddi gelişmeler olduğunu anımsatan Göncü, "Sonuç olarak Fed zaten hiç rahat hareket edememekte ve öyle veya böyle Çin ekonomisindeki gelişmeleri dikkate almak zorunda" ifadelerini kullandı.

Göncü, gelişmekte olan ülkelerin isteklerinin Fed üzerinde çok ciddi bir etkisi bulunması için bu ülkelerdeki yavaşlamanın ABD ekonomisini tehdit edecek boyutta olması gerektiğini vurgulayarak, "Fed'in tüm gelişmekte olan ülkelere göre karar vermesi söz konusu olmaz. Zaten ihracatçı olmayan gelişmekte olan ülkeler tek seferlik bir faiz artırımından fazla etkilenmeyeceklerdir" değerlendirmesini yaptı.

"Faiz artırımının ertelenmesinin gerekçesi piyasalara çok net bir dil ile anlatılmalı"

DenizBank Özel Bankacılık Grubu Sermaye Piyasası Araçları Satış Yönetmeni Orkun Gödek, "Fed'in parasal sıkılaştırma sürecini Mayıs 2013 döneminden bu yana masa üzerinde canlı bir hikaye olarak tutması, 2008 konut krizi sonrasının parlayan yıldızı olan gelişmekte olan ülke ekonomilerini zorlamaya devam ediyor" dedi.

Gödek, Malezya, Hindistan, Endonezya ve Peru gibi birçok ülkenin merkez bankası başkanlarının sık sık Amerikan para politikasına dair belirsizliğin kaybolması ve Fed'in faiz artırımına gitmesini istediğine dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu noktada en büyük gerekçe olarak artan belirsizliğin, likidite kanalını gelişmekte olan ülke ekonomilerinden gelişmiş olan ülke ekonomilerine çevirmesini gösterebiliriz. Bir zamanlar ucuz fonlama avantajı vasıtası ile ülkelerine Döviz girişi sağlamış olan birçok ülke, son 2 yıldır ekonomilerinden çıkan para akışını kontrol etmeye çalışıyor. Faiz artırımını talep eden 4 ülkenin para birimleri Mayıs 2013 döneminden bu yana dolara karşı ortalamada yüzde 20'nin üzerinde değer kaybetti. Sıfır faiz politikasının doğal bir sonucu olarak Türkiye de bu dönemden avantaj sağlamaya çalıştı. Bankaların ve özel kesim şirketlerin ucuz olan doları tercih etmeleri yüksek kredi borçluluklarına neden oldu. Doğrudan ve portföy yatırımlarının azalış göstermesi, siyasi açıdan seçim sürecine girilmesi ve Merkez Bankası'na yönelik soru işaretleri Türk Lirası'nın 2 yıllık dönemde yüzde 39'a yakın değer kaybetmesine neden oldu."

Gödek, "Eylül ayı FOMC toplantısında politika yapıcılar sembolik açıdan bir faiz artırımı kararı alıp, sıkılaşma sürecini 2016 yılının ortalarına dek beklentiler yöntemi ile yönetmeyi tercih etselerdi bugün gelişmekte olan ülke ekonomilerinin eskiye nazaran daha rahat bir nefes aldığını konuşuyor olacaktık" değerlendirmesini yaptı.

Belirsizliğin azalmasının, ülke ekonomileri için yabancı yatırımların yeniden yönlenmesi ve dış finansman ihtiyaçlarını karşılayabilme olanağı sağladığını aktaran Gödek, en büyük gelişmekte olan ülke ekonomisi olan Çin'de de geride bırakılan sürecin bir hayli sıkıntılı gerçekleştiğini ifade etti.

Gödek, "Liberalizasyon sürecinin zorlu geçmesi, yuanın değerine yönelik yapılan ayarlamalar, ülke ekonomisinin büyüme performansı açısından yavaşlama göstermesi ve Fed'e dair kaygılar nedeniyle Haziran 2014 döneminde 4 trilyon dolar seviyesine yükselen ülkenin resmi rezerv varlıkları, Eylül 2015 sonunda 3,5 trilyon dolar seviyesine geriledi. İki rakam arasındaki fark Çin ekonomisinden de likidite çıkışının hızlanarak devam ettiğini gösteriyor" değerlendirmesini yaptı.

Gelişmekte olan ülke ekonomilerinin aksine ucuz fonlamanın devam etmesini isteyen ülkelerin başında büyümede yüzde 7 seviyesinin aşağısına gelme riski ile karşı karşıya olan Çin'in geldiğini belirten Gödek, "Doların değer kazanarak ana vatanına ve risk açısından daha düşük değerlendirilen diğer gelişmiş ülke ekonomilerine doğru yol alışı, yatırımlarına devam ederek büyümek zorunda olan Çin ekonomisi açısından da risk unsuru konumunda. Ülkede devam eden düşük enflasyon süreci varlık değerlemelerinde sıkıntı yaşatıyor" şeklinde konuştu.

Gödek, parasal sıkılaştırma konusunda 2015 yılının son çeyreği de pas geçilecek olursa burada dünya genelinde yavaşlamakta olan ekonomik aktivite ve ABD ekonomisine dair büyüme kaygılarının göz önünde bulundurulduğu çıkarımı yapılacağının altını çizdi.

"Faiz artırımının ertelenmesinin gerekçesi piyasalara çok net bir dil ile anlatılmalı ve bu süreç de tıpkı faiz artırımında olmak zorunda olduğu gibi dikkatlice yönetilmeli" diyen Gödek, küresel kaygıların yeniden artmasına neden olabilecek bir söylem veya adımın global piyasalarda satış dalgasının başlamasına neden olabileceğini ifade etti.

AA