Advertisement

Gelişmiş ekonomilerin merkez bankaları -İngiltere Merkez Bankası (BOE), Japonya Merkez Bankası (BOJ), İsviçre Merkez Bankası (SNB) ve Fed- bu hafta para politikası toplantılarını gerçekleştirecek ve yurtiçi likiditenin yönetimi ile sınır ötesi etkilerine ilişkin zorlu sorularla karşı karşıya kalacak.

En dikkat çekici tartışma diğerlerine ek bir zorlukla karşı karşıya olan BOJ etrafında dönecek. BOJ, etkisi politika önlemleri ve zararlı olanlar arasındaki çizgiye en yakın olan merkez bankası ve hatta bu sınır aşılmış bile olabilir.

Merkez bankalarının alışılmışın dışındaki politikaları tükenme noktasına kadar esnetilerek son birkaç yıldır ekonomik büyümeyi teşvik etme çabalarının tüm yükünü üstlendi. Buna karşın merkez bankaları, hükümetlerin ellerinde daha iyi araçlar olmasına rağmen bir adım atmamaları nedeniyle geri çekilemiyorlar. Bunun sonucu olarak, ekonomik refah ve finansal istikrara ilişkin uzun vadeli riskleri en aza indirirken, ekonomiye olan deneysel desteklerini devam ettiriyorlar.

Bu değiş tokuş, Japonya ve İsviçre, veya potansiyel olarak ABD'de olduğu gibi kurun değer kazanması endişelerinin olduğu bazı durumlarda daha zor.

23 Haziran Brexit referandumu, durumu zorlaştıran diğr unsurlardan biri. Referandumdan Brexit lehine çıkacak bir sonuç, hisse senedi piyasalarında önemli ölçüde dalgalanmalara ve sert kur hareketlerine neden olabilir; ve merkez bankaları bundan kaynaklan ülke ekonomi üzerindeki etkilerine ilişkin önlemler almak isteyebilir.

BOJ için, politikalarının etkisi veya zarar verici olmasa bile daha az etkili hale gelmesiyle birlikte sözü geçen zorluklar daha da kuvvetleniyor. BOJ politika yapıcıları Şubat ayında, kuru zayıfltarak daha fazla ekonomik faaliyeti teşvik edebileceği umuduyla faizleri eksi bölgeye çekerek piyasayı şaşırtmıştı. Fakat tam tersi oldu. Kur yükseldiği gibi BOJ, kendini siyasi bir fırtınanın ortasında buldu.

Bir sonraki politika toplantısında beklemeyi tercih eden politika yapıcılar piyasaların nasıl tepki vereceğini gözlemlemeyi tercih etti. Bir kez daha kur yükseldi ve merkez bankası üzerindeki rahatsızlık arttı. Merkez bankası politikalarından doğan bu ters sonuçlar, özel sektörün giderek resmi finansal sistemden uzaklaştığını işaret eden göstergelerle desteklendi. Bu durum, BOJ'un endişelerini artırdı çünkü politika etkinliğini sınırlandırıyor ve kurumun kredibilitesine ilişkin soruları gündeme getiriyor.

Bu tarz bir ayrışmaya, gelişmiş ülkelerde tarihi olarak çok nadir rastlanır. Kurumların zayıf, merkez bankalarının hükümetlerin kontrolünde olduğu ve ekonomilerin kötü yönetildiği ülkeler başta olmak üzere gelişen piyasalarda daha sık olur. Yen, kırılgan ekonominin refahının devam edebileceği seviyelere göre çok yüksekten işlem görürken BOJ, hükümetim duran yapısal reformlara ilişkni aşama kaydedeceği umuduyla, daha fazlasını yapma yönünde eğilim gösterecektir. Fakat çok fazla göze batan ve rağbet görmeyen faiz indirimine gitmek yerine varlık alımlarına yönelerek bilançosunu genişletebilir.

BOJ, ekonomiyi için zaman kazanmaya çalışmaya devam ediyor. Fakat banka bunu giderek azalan bir eminlik derecesiyle gerçekleştiriyor. Avrupa ve ABD merkez bankalarında olduğu gibi BOJ da, hükümet tarafından daha etkin bir politika uygulaması ile kendi üzerinde yükün hafiflemesini ümit ediyor.

Ne yazık ki mevcut siyasi durumda bu umutların havada kalması, gelişmiş ülkelerde merkez bankaları üzerindeki yükün daha da artması yüksek bir ihtimal. BOJ başta olmak üzere merkez bankaları kendilerini ekonomiyi rahatlatmak yerine soruna daha da derinleştirirken bulabilir.

Mohamed A. El-Erian