Advertisement

İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden (AB) ayrılıp ayrılmamasının oylanacağı 23 Haziran referandumundan ayrılma yönünde karar çıkması durumunda dünya, ertesi günü şu şekilde görünürdü:

Döviz piyasaları kargaşa içerisinde, sterlin yüzde 7-10 değer kaybetmiş ve euro yüzde 3-5 gerilemiş. Hisse senetleri, yatırımcıların daha büyük kurumsal belirsizlikleri ve ekonomik büyümeye gelecek darbeyi fiyatlamaya çalışmasıyla önemli ölçüde baskı altında.

Başbakan David Cameron istifasını açıklamış ve muhafazakar partiyi terketmiş. İskoçya bağımsızlığının oylanacağı referandumu tekrar canlandırmaya çalışıyor. İrlanda ise Güney İrlanda ve Kuzey arasında serbest mal ve insan geçişinin akibetini merak ediyor.

Avrupa'nın geri kalanı kalakalmış ve olası bir domino etkisinden dolayı endişeli. Aynı zamanda Brexit destekçileri, bazı parlamento üyelerinin durumu hukuki yöntemlerle uygulatmama girişimine karşı kesin önlem almak istiyor.

İnsan doğası gereği medya, İngiltere'nin AB'den çıkışında kimin sorumluluğu olduğuna ilişkin çılgın bir kampanya içerisinde.

İlk hedef İngiliz seçmen olacaktır. Oylarını rasyonel ve sakin bir değerlendirme ardından vermek yerine, çok fazla seçmen sadece tek bir duygusal motivasyon olan “göç” konusu ile oy kullanmış olacak.

Halbuki seçmenin bu suçlamayla pek bir ilgisi yok. Neticede önceki genel seçimden önce referandumun iyi bir fikir olduğuna karar veren Muhafazakar Parti ve şahsen Cameron'ındı.

Cameron'un Brexit referandumu sözünü tutması bir gereklilikti. Hükümet, Avrupa Birliği karşıtı hareket ve İngiltere Bağımsızlık Partisi'nin (UKIP) baskıları altındaydı ve bu baskılar muhafazakar tabanı eritiyordu. Yani genel seçimleri kaybetmek ve Brexit referandumuna gitmek arasında bir seçim yapmak zorundaydılar.

Nihayet UKIP, sonuçtan çok memnun. Parti başkanı Nigel Farage ve diğer yetkililer kısa dönemli bozulmaların, AB kısıtlamalarından sıyrılarak özgürleşmiş İngiltere için doğan fırsatlar için ödenecek küçük bedeller oldğundan emin. Onlara göre İngiltere'nin AB'ye üyeliği ilk günden itibaren yanlıştı çünkü AB sorunlu bir proje.

AB'nin mimarları birliği, ekonomik, finansal, sosyal ve politik açıdan birleşik bir Avrupa olarak görürken İngiltere tarafından sadece bir üst serbest ticaret alanı olarak görülüyor.

Agatha Christie romanlarında olduğu gibi birden fazla şüpheli var gibi görünüyor ve bu durumda birden çok suçlu bulunuyor. Fakat bu hezimete ilişkin sorumluluğun büyük bölümü bir unsura yüklenebilir: Gelişmiş ülkelerin güçlü kapsayıcı büyüme sağlama konusunda tekrar tekrar başarısız olması. Bu eksik devam ettiği sürece de zararları o kadar yıkıcı olacak.

Düşük ve kapsayıcı olmayan büyüme sorununun çözümü bir sır değil. Birçok ekonomist neden ve neye ihtiyaç olduğu konusunda hemfikir. Üzücü olan ise uygulayacak siyasi iradenin ve kabiliyetin olmaması.

Belki de Breixt travması siyasi liderleri kendine getirir ve ortak bir hedefte buluşmalarını sağlar. Böylece resesyon ve finansal istikrarsızlığa karşı atılacak adımları içerecek bir anlaşmaya varılabilir.

Ve eğer AB'de kalma yönünde karar çıkarsa garanti altındaymışız gibi hissetmemeliyiz. Belki kısa vadede ekonomik ve finansal bozulma tehdidi savuşturulmuş olabilir, fakat sistemde büyümeye ilişkin eksikliklere ilişkin hiçbir şey yapılmış olmayacak ve bunların ileride kargaşaya yol açacağı kesin.

Mohamed A. El Erian