Advertisement

ANKARA (A.A) - 10.03.2011 - Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Rekabet Kurulunun bankalarla ilgili kararına ilişkin, ''Mevzuata öncelikle herkesin saygı göstermesi ve uygulaması lazım. Kimse burada ayrıcalıklı değil, hiçbir sektör bu mevzuatın dışında değil'' dedi.

Babacan, TRT Haber kanalında katıldığı bir programda soruları yanıtladı. Babacan, Rekabet Kurulunun bankalara maaş promosyonları konusunda ''rekabeti ihlal ettiği'' gerekçesiyle verdiği karara ilişkin bir soru üzerine, bunun bağımsız olan Rekabet Kurulu tarafından yürütülen bir konu olduğuna dikkati çekerek, hükümetin burada şöyle ya da böyle herhangi bir dahili olmadığını söyledi.

Rekabet Kurumunun bir bakıma bağımsız yargı gibi bir şikayet üzerine inceleme yaptığını ve belli bulgulara ulaştığını ifade eden Babacan, şunları söyledi:

''Öncelikle Türkiye'nin bir rekabet mevzuatı var. Bu mevzuatı hatta yer yer yetersiz bir mevzuat olarak görüyorum. Çünkü 'Türkiye'de Rekabet Kurumu ne iş yapar?' diye sorulduğunda bazıları bunu, 'Ya bu rekabetten artık ölüyoruz, bitiyoruz. Bir kurum gelse de bizi rekabetten korusa da şöyle para kazansak' gibi algılayanlar dahi var. Yani rekabet iyi midir, kötü müdür? Bu Türkiye'de her sektörde tam yerleşmiş bir kavram değil. Yani, 'rekabet kötü bir şey bize para kazandırmıyor. Birileri bizi korusa da para kazansak' gibi de anlaşılabiliyor.''

Burada amacın her sektörde rekabetin iyi işlemesi, firmaların birbiriyle kıyasıya yarışması olduğunu belirten Babacan, ''Şimdi burada mevzuata öncelikle herkesin saygı göstermesi gerekiyor. Kimse burada ayrıcalıklı değil, hiçbir sektör bu mevzuatın dışında değil. Dolayısıyla herkesin saygı göstermesi ve uygulaması lazım'' dedi.



-''BANKACILIK DİKKATLİ YAKLAŞILMASI GEREKEN BİR SEKTÖR''-



Bakan Babacan, bankacılığın kendine has özellikleri bulunan ve dikkatli yaklaşılması gereken bir sektör olduğunu ifade etti. Bu dönemde Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ile Rekabet Kurumunun paslaştığını, BDDK'nin bankacılık sektörüyle ilgili dikkat edilmesi gereken konulara ilişkin hazırladığı raporu kuruma gönderdiğini belirten Babacan, şöyle devam etti:

''Artıları, eksileri tartışılır. Şu olur, bu olur ama verilen karara da herkesin saygı duyması ve uygulaması lazım. Beğenelim, beğenmeyelim, eleştirelim tamam ama alınan karar, nasıl mahkeme kararı uygulanıyorsa bu da böyle bir karar. Yani uygulanacak bir karar.

Buradan şöyle bir ders almak lazım. Rekabeti önleyici böyle özel alanlar oluşturup, 'rekabet olmasın ben buradan çok para kazanayım' denildiğinde neler olabileceğinin de işte ilk kaydı olarak tarihe düştü. Böyle bir şeyde Türkiye'de olmuştu diye.''



-''BUNUN İTİBARLA BİR ALAKASI OLDUĞUNU DÜŞÜNMÜYORUM''-



Bunun itibarla bir alakası olduğunu düşünmediğini belirten Babacan, ''Olabilir çünkü bunlar Türkiye'de çok yeni kavramlar. Belki çok iyi niyetle ve bu mevzuatla çeliştiğinin farkında olmadan yapılmış şeyler olabilir. Bunun çok da itibar meselesi olarak görülmemesi lazım. Belli ki kaç tane banka birden aynı hataya düşmüş. Bundan sonraki dönemde herkesin daha dikkatli olmasını tavsiye ediyorum. Sadece bankacılık değil, her sektör daha dikkatli olsun. Çünkü bu konuda Türkiye yaptıklarından daha fazlasını yapmalı diye düşünüyorum'' dedi.

Anlaşılarak fiyatların oluşturulduğu çok sektör bulunduğuna dikkati çeken Babacan, ''Mevzuatımız 'illa somut belge, bilgi' diyor. Farklı bir yaklaşım var mevzuatta. Dolayısıyla pek çok alanda işler çok da kolay takip edilemiyor. Mevzuatı biraz daha güçlendirip, rekabetin iyi işlemesiyle ilgili daha güçlü bir duruş devletin doğal görevi diye bakıyorum'' şeklinde konuştu.



-''MAKRO EKONOMİK İSTİKRAR ÖNCELİKLE BANKALARIMIZ İÇİN GEREKLİ''-



Babacan, makro ekonomik istikrarın öncelikle bankalar için gerektiğini ifade ederek, 2001 krizinin maliyetine değindi.

''Bankacılık krizi yaşamasaydık devletin ne kadar az zararı olurdu? 381 milyar lira'' diyen Babacan, 381 milyar lira ile tanesi 38 bin liradan 10 milyon tane otomobil, tanesi 76 bin liradan 5 milyon daire alınabileceğini söyledi.

Babacan, ''Şimdi iyi güzel tamam bankalarımız '2011'de acaba arzu ettiğimiz karı edemeyecek miyiz?' diyor ama bunlara dikkat etmeyince memleketin ne bedel ödediğini burada görüyoruz. Amerika'daki, Avrupa'daki meslektaşlarının bir kısmı, 'Yarın sabah bankamın kapısını açabilecek miyim' diye düşünüyor böyle bir küresel ortamda konjonktürde. Bankacılık krizi sebebiyle 10 milyon adet otomobil parası ödemişiz. 10 yılda ancak bitmiş ödemeleri. Şimdi neymiş 'Efendim biz şöyle bir serbest...' Öyle yok yani'' dedi.

Hükümet dik durduktan, kararlı olduktan sonra hiçbir şeyden korkmamak gerektiğini belirten Babacan, ''Biz ne yaptığımızı iyi biliyoruz. Ne yaptığımızı bankacılarımızın da anladığını düşünüyoruz'' diye konuştu.



-''SADE BİR DİLLE YAZILMIŞ BİR ANAYASA TÜRKİYE'NİN ÖNEMLİ İHTİYACI''-



Babacan, başka bir soru üzerine de seçim sonrası yeni bir anayasa düşünceleri olduğunu belirterek, şunları söyledi:

''Yeni anayasa 'artık halkın anayasası, halkın yazacağı anayasa olsun' diyor Başbakanımız. Bu çok önemli. Yani her kesimden katkılarla oluşsun, bir grup hukukçu kapansın bir odaya bir şey yazsın istemiyoruz. Her ne kadar hukukçularımıza saygımız sonsuz, bilgilerine donanımlarına birikimlerine saygımız sonsuz ama sadece tek bir perspektiften yazıldığı zaman olmuyor. Ondan sonra anayasayı anlamak için tercüman bulmanız gerekiyor. Okuyorsunuz anlamıyorsunuz. Peki bu durumda ne olur? diye soruyorsunuz, etrafa bakıyorsunuz kimse cevap veremiyor. Çok sade bir dille yazılmış, herkesin anlayacağı gerçekten halka mal olmuş bir anayasa, kısa öz böyle bütün her şeyin detaylarına girmeyen bir anayasa şu anda Türkiye'nin çok önemli bir ihtiyacı. Bu, seçimlerden sonra en önemli gündem maddelerimizden birisi olacak.''