Advertisement

ANKARA (A.A) - 10.03.2011 - Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, petrol fiyatlarındaki artışla ilgili, ''Varil başına her 10 dolarlık zammın enflasyonumuza yaklaşık yıllık yarım puan, cari açığımıza yaklaşık 4 milyar dolar bir etkisi olacak gibi görülüyor'' dedi.

Babacan, TRT Haber kanalında katıldığı bir programda soruları yanıtladı. Babacan, petrol fiyatlarındaki artış konusunda, petrol fiyatlarında genel trendin tamamen siyasi gelişmelere bağlı olacağını, bu yılla ilgili fiyatları kestirmenin son derece zor olduğunu söyledi.

Bu konuda yaptıkları farklı senaryo analizlerine göre ortaya çıkan tabloya ilişkin de Babacan, ''Bizi özellikle cari açık ve enflasyon kanalından etkileyecek. Varil başına her 10 dolarlık zammın bizim enflasyonumuza yaklaşık yıllık yarım puanlık bir etkisi olacak gibi görünüyor. Yine her varil başına yapılacak olan 10 dolarlık fiyat artışının da cari açığımıza yaklaşık 4 milyar dolar bir etkisi olacak gibi görülüyor'' diye konuştu.

Pompa fiyatını, ''petrolün varil fiyatı, dolar kuru, kar haddi ve vergilerin'' belirlediğini ifade eden Babacan, son bir yıldır petrolün varil başına fiyatının, dolar kurunun ve kar haddinin arttığını ancak verginin hiç değişmediğini söyleyerek, ''Vergi kısmında hiçbir değişiklik yok'' dedi.

Petrol fiyatlarının kriz döneminde 40 dolarlara kadar düştüğünü, fiyatların bugünlerde 115-119 seviyesinde seyrettiğini ifade eden Babacan, dağıtıcıların ya da benzin istasyonlarının, ''Aynı yüzde karı şu anda da yapayım'' demesinin çok doğru bir yaklaşım olmadığını, çünkü genel giderlerin muhtemelen aynı nispette arttığını belirtti. Babacan, şunları kaydetti:

''Genel giderleri muhtemelen enflasyon nispetinde artıyor. Dolayısıyla bu ilgili kurumlarımız tarafından şu anda yakından izleniyor. Enerji Bakanlığımız ve EPDK tarafından yakından izleniyor. Devletin elinde her türlü enstrüman var, her türlü düzenleme imkanı var. Eğer belli bir süre içerisinde belli makul ölçülerde bu gerçekleşmezse ilgili kurumlarımız eminim ki gerekli adımları atacaktır.''

Bunun denemesinin yaklaşık bir sene önce yine kar haddelerinin çok yüksek noktaya ulaştığı bir dönemde yapıldığını anımsatan Babacan, ''Onun oldukça etkisi oldu, 2 ay devam etti. Daha sonra herkes buna alıştı görüntüsü oluşunca o kontrol ortadan kalkmıştı. Bu ileride yine gelebilir. Ama biz bunu pek arzu etmiyoruz'' diye konuştu.

Devletin her şeye müdahil olmasının, her şeye karışmasının çok doğru olmadığına işaret eden Babacan, rekabetin düzgün işlediği sektörlerde böyle bir şeyin normalde görülmemesi gerektiğini söyledi. Babacan, ''Benzin ve motorin gibi rekabetin çok çok yüksek olması gereken bir ortamda bu iyi işlemiyorsa bu da ayrıca bakılması gereken bir konu. Ancak bu işler hep böyle polisiye tedbirlerle, devletin, 'dur yapma, etme' diye düzenlemeleriyle olmamalı. Piyasa dengelerinde bu işler oluşmalı diye ümit ediyoruz'' şeklinde konuştu.

Babacan, hiçbir zaman devletin tamamen devre dışı olduğu bir rekabet anlayışına sahip olmadıklarını vurguladı.



-''BÜTÇE GERÇEĞİMİZLE UYGUN HAREKET ETMEK ZORUNDAYIZ''-



Babacan, ''İhracat destekleri yüzde 1'ler seviyesinde olabilir mi?'' sorusuna da şu yanıtı verdi:

''Gönül arzu eder ki daha fazla destek mekanizmaları olsun, daha çeşitli mekanizmalar olsun. Ancak öte yandan bizim bütçe sınırlarımız var. Bütçe gerçeğimizle uygun hareket etmek zorundayız. Seçime 3 ay kala o tür sözleri verecek çok siyasetçi eminim bulursunuz. Ama bizim zemini ve temeli olmayan, hesabı kitabı yapılmamış bir şekilde, 'Şunu yaparız, bunu yaparız, şunu veririz...' Ben 8 yıldır böyle bir şey yapmadım.''



-''BİR NUMARALI ÖNCELİK İSTİKRAR''-



Babacan, cari açıkla ilgili de 2010'da cari açığın beklediklerinin ve planladıklarının üzerinde bir noktada kapandığına dikkati çekerek, ancak bunun finansmanıyla ilgili bir problem yaşamadıklarını hatta fazlasıyla finanse ettiklerini ve Türkiye'nin rezervlerinin arttığını söyledi. Bakan Babacan, son 8 yıl boyunca her yıl Türkiye'ye giren sermayenin çıkan sermayeden daha fazla olduğunu belirterek, Türkiye'nin sermaye hareketleri açısından bakıldığında net anlamda hep artıda olduğunu, en kötü yıllarda bile Türkiye'ye sermaye girişi yaşandığını kaydetti.

Geçen sene ekim ayından itibaren oturup 2011'in dizaynını yaptıklarını ve önceliğe büyümeyi değil, istikrarı yerleştirdiklerini ifade eden Babacan, iniş ve çıkışların ekonomide çok büyük tahribata yol açtığını, Türkiye'nin tarihinde bunun örneklerinin bulunduğunu söyledi. Babacan, ''Türkiye'de siyaset kurumu, hükümet işlerin iyi gittiği dönemde 'Ya bir dur bakalım, nereye gidiyoruz, ne oluyoruz, biraz dikkat edelim, biraz virajlı bir yolda gidiyoruz vites küçültelim, biraz daha emniyetli gidelim' genelde dememiş. Ama biz Türkiye için hep sürdürülebilir ve istikrarlı bir büyümeden bahsettik'' dedi.

Babacan, kasım ayından itibaren alınan kararlarla bir bakıma vites küçültmeye başladıklarını belirterek, önemli olanın Türkiye'nin istikrarının ve güvenilirliğinin korunması olduğunu kaydetti. Bakan Babacan, ''Bir numaralı öncelik budur. Onun haricinde her şey sonra gelir. Öncelikleri şöyle bir sıralayın dediğinizde ben, 'birinciye istikrar, ikinciye istikrar, üçüncüye istikrar' yazarım. Bu yıl için öncelik bu'' diye konuştu.



-''KURU İLLA ŞURADAN ŞURAYA GÖTÜRELİM GİBİ BİR AMACIMIZ YOK''-



Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, faiz hadlerini aşağı ya da yukarı ayarlamanın en önemli amaçlarından birinin ekonomik aktivitenin hızını bir miktar kontrol altında tutmak olduğunu belirterek, şunları söyledi:

''Ama öte yandan da Türkiye'ye dışarıdan bakanlar için Türkiye'nin cazibe seviyesini belirlemek. Böyle bizim kuru illa alalım da şuradan şuraya götürelim gibi bir amacımız yok. Bu kararlar alındı, politikalar alındı.

Merkez Bankamız gecelik, kısa vadeli faizler için çok geniş bir aralık oluşturdu. Faiz noktasında kısa vadeli hareket açısından bir belirsizlik oluştu. Yoksa kuru sürekli zik zak ettireyim, indireyim, çıkarayım öyle bir şey yok burada.''

Türkiye'de siyasi istikrarın olup olmadığının yatırımcılar açısından son derece önemli olduğuna işaret eden Babacan, ''Parti kapatma davasıyla beraber biz kendi krizimizi yaşamaya başlamıştık. O günlerde benim berberim, 'Sayın bakanım işler çok düştü' dedi. Yani o dönemde insanlar saç tıraşına bile az gider oldu. Biraz daha beklesin 2 hafta sonra tıraş olayım demeye başladı'' dedi.