Advertisement

KAYSERİ (A.A) - Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, ''2011 yılında mutlaka herkesin, her işletmemizin çok farklı farklı senaryolara hazır olması lazım ve farklı senaryolar altında 'nasıl hareket ederim, nasıl strateji geliştiririm' diye alternatifli hazırlık yapması lazım'' dedi.

Babacan, Kayseri Sanayi Odası (KAYSO) Meclis Salonu'nda düzenlenen ''Ekonomik Gelişmeler ve 2011 yılından Beklentiler'' konulu toplantıda yaptığı konuşmada, Japonya'daki depremde hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, Japon halkına da başsağlığı diledi.

Dünya ekonomisinin çok enteresan ve zor dönemlerden geçtiğini ifade eden Babacan, 2008'in son dönemlerinde bankalarda finans krizi olarak başlayan krizin, 2009 yılında ekonomi krizi şeklini aldığını söyledi. Krizin toplam maliyetinin 2. Dünya Savaşı'nın maliyetinden daha büyük olduğuna dikkati çeken Babacan, şöyle devam etti:

''Bu maliyetler pek çok gelişmiş ülkenin borç stoğuna ek olarak yansıdı. Bu karşılıksız para basılarak kapatılmaya çalışılıyor. Bu hala devam ediyor. Avrupa ve ABD merkez bankaları çok yüksek miktarda para basarak krizin açtığı hasarı bir bakıma örtmeye çalışıyorlar. Bunu yaparken de yüksek kamu borç stoğu ve karşılıksız para basmanın yıllar boyunca telafisi zor problemleri beraberinde getireceği açık. Önümüzdeki süreçte dünyadaki ekonomik güç dengesinin değiştiğini göreceğiz. Bu kriz hem Avrupa'da hem de ABD'de potansiyel büyüme oranlarını da aşağıya çekti. Krizin etkileri ortadan kalksa bile gelişmiş pek çok ülkede yıllarca daha düşük büyüme oranlarını göreceğiz. Asya'nın hızla ağırlığı artıyor, Çin, Hindistan başta olmak üzere. Güney Amerika ekonomilerinden bazılarında çok ciddi bir dinamizm söz konusu. Bundan 10-20 sene sonra dünyadaki ekonomik tablo nasıl olacak diye baktığımızda artık ABD'nin dahi en büyük ekonomi olma durumundan aşağıya doğru düşeceğini, birinciliği başka ülkelere bırakacağını görüyoruz.''

Babacan, dünyadaki değişen bu tabloda 2011 yılı ile beraber bir başka faktör daha eklendiğini belirterek, Tunus'ta başlayan ve sonra Mısır'a yayılan arkasından Libya'yı etkileyen olayların, bir çok ülke için daha riskleri içinde bulunduran bir tablo ortaya çıkardığını söyledi.

Özellikle yüksek miktarda petrol üreten ülkelerde bu tür riskler belirince, arzın güvenli bir şekilde devam edip etmeyeceği yönündeki endişelerin petrol fiyatlarını ciddi oranda yükseltiğini dile getiren Babacan, şunları söyledi:

''Gıda fiyatları da ocak ve şubat ayında rekor kırdı. Şu anda Dünya Gıda Fiyatları Endeksi tarihin en yüksek seviyelerinde seyrediyor. Bunun içinde hububat var, tahıl var, et ve et ürünleri var, yağ var ve pek çok ana gıda kalemi var. Yüksek enerji ve gıda fiyatları özellikle geri kalmış, fakir ülkelerde sosyal problemleri de beraberinde getirecek gibi görünüyor. Şu anda sadece 6 ayda dünyada 44 milyon kişi açlık sınırının altına indi. Zaten açlık sınırının altında yaşayan 1 milyar civarında insan vardı, buna 44 milyon insan daha eklendi. Önümüzdeki döneme baktığımız zaman gelişmiş ülkelerdeki ekonomik sorunlar, fakir ülkelerde yaşanan gıda ve enerji fiyatlarının yükselmesine bağlı olarak ortaya çıkan sosyal sorunlar dünya için kaygı verici bir tablo.''

-'FARKLI SENARYOLARA HAZIR OLUN''-

Babacan, 2011'in belirsizliklerin çok olduğu bir yıl olacağına, tek bir programla yola çıkılamayacağına dikkati çekerek, ''2011 yılında mutlaka herkesin, her işletmemizin çok farklı farklı senaryolara hazır olması lazım ve farklı senaryolar altında nasıl hareket ederim, nasıl strateji geliştiririm diye alternatifli hazırlık yapması lazım. Bu böyle bir yıl. Bu yıl karşımıza çok farklı senaryoların, çok farklı tabloların çıkacağı bir yıl. Bunun hem küresel ekonomi anlamında söylüyorum, hem yanıbaşımızdaki Avrupa ekonomisi açısından söylüyorum, bir yandan da Kuzey Afrika ve Ortadoğu'daki sosyal ve siyasi tablo nedeniyle söylüyorum'' diye konuştu.

-''BORÇ STOĞU DÜŞEN TEK ÜLKEYİZ''-

Türkiye'nin, dünya ekonomisinin ve dünya siyasi tablosunun hızla değiştiği bu karışık dönemde, bir başarı örneği olarak ortaya konulduğunu dile getiren Babacan, şunları kaydetti:

''Dünyanın krizle kavrulduğu dönemde, Türkiye ekonomisi, kesin rakam 31 Mart'ta açıklanacak ama 2010 yılında yaklaşık yüzde 8'in üzerinde büyüme oranını görecek. İstihdam rakamlarımız açıklandı, 2010 yılında çalışan sayımız 1 milyon 300 bin kişi arttı. İşsizlik oranı yüzde 2.1 düştü. Bütün gelişmiş ülkeler, Avrupa, borç sorunu ile boğuşuyor. AB'nin milli gelirlerine oranla ortalama borcu yüzde 100'e doğru gidiyor. Şu an yüzde 90'lar mertebesinde ama ne kadar tedbir alsalar önce yüzde 100'ü görüp, sonra aşağı düşüşler söz konusu olacak. ABD'nin borç stoğu yüzde 100'ün üzerine gidiyor. Yüzde 105-110'dan sonra acaba geriye çevirebilir miyiz derdi var orada. Biz 2010 yılı sonu itibariyle yaklaşık olarak yüzde 41 küsur civarında bir borç stoğu bekliyoruz. Borcun milli gelire oranı, bu 2009 sonunda yüzde 45.5'idi, yüzde 41 küsurlerde bitireceğiz ve tüm Avrupa'da borç stoğu düşen tek ülke biziz. Herkesin 2010 yılında borcu arttı. Bütçe açıkları artık bir çok ülkede yüzde 8-9-10. Biz 2009 yılında yerel seçimlerden hemen sonra tabloya baktığımızda yüzde 7.4'e doğru gidiyor ama haziran ayından itibaren hemen tedbir aldık, orta vadede programımızı açıkladık ve 2009'u yüzde 5.5 bütçe açığı ile bitirdik. 2010'da bunu 3.6'ya düşürdük, bu yıl ki bütçemizi de yüzde 2.8'lik bir açık hedefi ile hazırlanmış bir bütçe. Avrupa ortalamalarının neredeyse üçte biri kadar bir bütçe açığımız, Avrupa ve ABD'nin neredeyse yarısı kadar da borç stoğumuz var.''

Babacan, Türkiye'nin risk göstergelerinin gelişmiş ülkelerin risk göstergeleri ile yarıştığını vurgulayarak, AB'ye üye olan 12 ülkenin risk priminin Türkiye'nin üzerinde olduğunu anlattı. İtalya'yı örnek gösteren Babacan, şu değerlendirmede bulundu:

''İtalya G-7 üyesidir ve avro kendi para birimidir. Bugün İtalya hazinesi ile Türk hazinesinin borçlanma faizi başa baş gidiyor. Onlar da biz de avro ile borçlanıyoruz. Onlar kendi parası ile borçlanıyor ve sıkıştığı zaman basabileceği bir para, şu anda da yapıyorlar. Borcunu ödeyemeyecek duruma düşen ülkeler için Avrupa Merkez Bankası parayı basıp veriyor, borçlanma kağıdını alıp kasasına koyuyor. Kendi parası ile borçlanırken İtalya ne faiz ödüyorsa, biz onların parası ile borçlanırken aynı faizi ödüyoruz. Faizi bizden yüksek olan pek çok Avrupa ülkesi var. Bu bizim son 30-40 yıllık tarihimizde böyle bir şey hiç olmamış. Türkiye her zaman daha riskli ve her zaman daha yüksek faiz ödeyen bir ülke olmuş. Çok şükür bu krizde işleri sıkı tutmamız, kendimize çok çabuk çeki düzen vermemiz ve Avrupa'nın dengelerinin bozulması bu risk tablosunu çok çok değiştirdi.''

-''PARA POLİTİKASINI SIKILAŞTIRMAYA BAŞLADIK-

Babacan, 2011 yılındaki büyüme beklentisinin yüzde 4-5 arasında olduğunu belirterek, 2010 yılının 2. yarısından sonra planlananın üzerinde bir cari açık oluştuğunu, 2011 yılında bu hızlı gidişi yavaşlatma ihtiyacı duyduklarını belirtti. Babacan, ''Sürdürülebilir bir büyüme trendi elde edelim istedik. Çünkü, büyümede sürdürülebilirlik önemli. Türkiye tarihinde bunu yaşamış. 1-2 sene hızlı büyümüş sonra gitmiş duvara çarpmış, 2-3 sene hızlı büyümüş gitmiş uçuruma yuvarlanmış. Dolayısıyla illa çok hızlı gidelim derken bunun için altyapımız var mı, dünya şartları buna müsait mi buna da dikkat etmemiz gerekiyor'' dedi.

2011 yılından itibaren para politikalarını sıkılaştırmaya başladıklarına dikkati çeken Babacan, özellikle bankaların kredi hacminin artmasını ama gerçeklerle örtüşmeyen boyutlara ulaşmasını istemediklerini kaydetti.

Babacan, 2011 yılında enflasyonun muhtemelen yüzde 6-7 oranında değişeceğini, büyümenin yüzde 4-5 arasında gerçekleşeceğini belirterek, milli gelirin de nominal olarak yüzde 11-12 büyüyeceğini söyledi.

Bu çerçevede bankalara kredilerini yüzde 20-25 civarında artırmalarını söylediklerini dile getiren Babacan, şöyle konuştu:

''Bankalara, büyümenin de 10-15 puan üzerine ekleyin ama daha hızlı gidersek hep beraber, (riskler birikiyor) dedik ve bunun uygulamasına başladık. Geçen yıl sadece tüketici kredileri 41 milyar lira arttı. Bu şu demek, halkımız daha henüz kazanmadığı 41 milyar lirayı peşinen harcadı. Bu büyümemize yardımcı oldu tabi ama bu hızla devam ederse bununla ilgili ödeme sıkıntısı olur mu, ailelerin dara düşmesi sosyal sıkıntılar getirir mi bunların hesabını iyi yapmamız gerekiyor, ölçülü gitmemiz gerekiyor. Çok şükür bu tablo başarının yönetilmesiyle ilgili bir tablo. Pek çok ülkeden daha farklı bir tablo. Daha dün Hollanda'nın ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısıyla havaalanında kısa bir görüşme yaptık, bana 'Bankacılık sisteminizin ve bankacılıkla ilgili sizin hükümetinizin yaptıklarından bizim Avrupa olarak çok öğreneceğimiz var' dedi. Daha sonra da 'Bu kamu maliye yapısını güçlendirmenizden, bu işi disiplinli götürmenizden. Uyguladığınız politikalardan çok öğreneceğimiz var' dedi. Çok şükür Türkiye'nin bu ekonomik başarısı, tüm bu krize rağmen sıyrılıp kendini bambaşka bir ülke olarak ortaya koyması bizim için son derece mutluluk verici onur verici bir gelişme.''