Advertisement
GÜNCEL / SİYASET ABONE OL

İSTANBUL (A.A) - 22.03.2011 - Türk Sanayicileri ve İşadamladı Derneği (TÜSİAD) Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Başkanı Erkut Yücaoğlu, ''Bütün risk alanları aslında Türk ekonomisinin bugün daha sıhhatli olduğu ve ekonomik dengelerin de daha iyi yönetildiği gerçeğini değiştirmiyor. Hakikaten Türkiye, makroekonimik istikrarsızlıkları geride bıraktı. Buna inanmak istiyoruz'' dedi.

Yücaoğlu, TÜSİAD YİK toplantısında yaptığı konuşmaya, Japonya'daki felaketin yaralarının bir an önce sarılmasını dileyerek başladı. Yücaoğlu, bir başka dileklerinin de başta Libya olmak üzere Kuzey Afrika ve Ortadoğu'da huzurun ve demokrasinin daha fazla kan dökülmeden tesis edilmesi olduğunu kaydetti.

TÜSİAD'ın bu yıl 40 yaşını tamamlamış olmanın kıvancını yaşadığını ifade eden Yücaoğlu, istekli ve güçlü katkılarla böylesine başarılı bir 40 yılın yaşandığını söyledi.

Hem dünyada hem de bölgede Türkiye'yi yakından etkileyecek ekonomik, siyasi gelişmelerin ve yeni risk alanlarının oluştuğunu belirten Yücaoğlu, 1929 buhranından sonra dünyanın yaşadığı en büyük krizin atlatıldığını, ancak 2009'dan bu yana devam eden toparlanmanın çok kırılgan bir şekilde yürüdüğünün görüldüğünü anlattı.

Finansal sistemin çökmemesi için bütün gelişmiş ülkelerin kamu fonlarının devreye sokulduğunu ve dünya ekonomisinin uçurumun kenarından döndürüldüğünü anımsatan Yücaoğlu, ''Tabii bu yapılırken bütçe dengeleri altüst oldu. Bu nedenle önümüzdeki yıllarda bütçelerin çok daraltılmış bir çerçeve içinde yürütüleceğini ve bu nedenle büyümenin ciddi bir şekilde yavaşlayacağını düşünüyoruz'' dedi.

Kuzey Afrika ve Ortadoğu'daki olayların ise yeni siyasal gelişmelere yol açtığı gibi ekonomik dengeleri biraz daha bozacağını dile getiren Yücaoğlu, petrol ve gıda fiyatlarındaki artışa işaret etti.

Bu artışlardan dolayı birçok ekonomide enflasyon baskısının başladığını belirten Yücaoğlu, bu nedenle merkez bankalarının buna cevaben faiz artırması gündeme gelecekse, birtakım fonların gelişmiş ekonomilerden uzakta duracağının hesaba katılması gerektiğinin altını çizdi.

Yücaoğlu, ''Dünya ekonomisinde özellikle yabancı sermaye girişi yavaşlarsa Türkiye'de hedef alınan yüzde 4,5-5'lik büyüme hedefi de olumsuz etkilenecektir'' dedi.

Şu sıralarda enflasyonun düşük seyrettiğini hatırlatan Yücaoğlu, şöyle devam etti:

''Bu bizi mutlu ediyor. Ama yüksek üretici fiyatları, yüksek çekirdek enflasyon ileride genel enflasyon seviyesini artıracağının bir işareti olarak gözüküyor. Kasım ayından bu yana Merkez Bankası yeni politika girişimiyle yola çıktı. Bunun sonucu sıcak para girişi yavaşladı. Türk Lirasındaki değer artışı bir miktar kontrol altına girdi. Fakat kredilerdeki büyüme istenilen seviyeye düşürülemedi. Burada beklentimiz, yeniden munzam karşılıklarının kısılması ve belki de bu yıl içinde gösterge ve politika faizlerinin artık yükselişe geçmesi. Bunu iş alemi olarak biz zaten hissediyoruz. Bugün bizim talep ettiğimiz kredi faizlerinde bir artış başlamıştır. Kuzey Afrika'daki gelişmelerle ilgili müteahhitlik gelirlerinde azalma beklenmektedir. Artan petrol fiyatları da ithalat faturamızı yükseltecektir.''

Japonya'daki felaketin sonuçlarını tahmin etmenin mümkün olmadığının belirten Yücaoğlu, şu ana kadar Japon Merkez Bankasının müthiş bir likiditeyi piyasaya sunduğunu hatırlattı.

Yücaoğlu, ''Bütün bu bahsettiğim risk alanları aslında, Türk ekonomisinin bugün daha sıhhatli olduğu ve ekonomik dengelerin de daha iyi yönetildiği gerçeğini değiştirmiyor. Hakikaten Türkiye makroekonomik istikrarsızlıkları geride bıraktı. Buna inanmak istiyoruz'' dedi.

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Başkanı Erkut Yücaoğlu, ifade özgürlüğü, adil yargılama, kuvvetler ayrılığıyla ilgili birçok temel demokratik kavramın uygulanmasında bugün ciddi yetersizliklerle karşı karşıya olunduğunu söyledi.

Yücaoğlu, TÜSİAD YİK toplantısında yaptığı konuşmasında, kendilerini kaygılandıran esas iki yapısal sorun bulunduğunu ifade ederek, bunlardan birinin kronikleşen dış ticaret açığı, diğerinin ise istihdam yaratmadaki eksiklik olduğunu söyledi.

Nüfusun yüzde 48'inin, kadınların yüzde 25'inin işgücüne katıldığını belirten Yücaoğlu, gençlerdeki işsizliğin de yüzde 25'ler civarında olduğunu hatırlattı.

Yücaoğlu, ''Bu yapısal sorunların Türkiye'nin büyümesini sınırlandıran bir tarafı var. Bu sorunlar Türkiye'nin hızlı büyümesini önlüyor. Beklenmedik şekilde zaman zaman Türk ekonomisinde ısınmalara, tökezlemelere yol açıyor. Bizim bu sorunların üzerine gitmemiz, odağımızı değiştirmemiz lazım'' değerlendirmesinde bulundu.

Bu her iki sorununun da temelde çözümlenmesinin yeni iş alanları yaratmaktan, ürün ve hizmet çeşitlerini artırmaktan geçtiğini anlatan Yücaoğlu, şöyle devam etti:

''Tabii bu dengeyi sosyal bilinçlenmeyle, kadınlara istihdamda fırsat ve katılım eşitliği sağlamakla, gençlerimizin eğitim düzeyinin yükseltilmesiyle ve AR-GE faaliyetlerinin artırılmasıyla tamamlamamız lazım. Bu aslında bizim işimiz. Özel sektörün işi. Mevcut üretim yapılarında katma değeri artırmak da ilk önce bizim görevimiz. Bu konuda detaylı sektör çalışmaları yapılmasının, özellikle sektör dernekleri ile birlikte ciddi projeler üretmemiz gerektiğini düşünüyorum. Burada özel sektör ve hükümetlerin çalışmasına bir de düzenleyici ve denetleyici kurulların katılması gerekiyor. Bu çerçeveyi ben yeni bir mikroekonomik reformlar dizisi olarak isimlendiriyorum.''

Mikroekonomik reformlarda en çok kullanılacak araçlardan birinin de vergi politikası olduğunun altını çizen Yücaoğlu, bu çalışmalar içerisinde vergi politikalarında ciddi değişikler olması gerektiğini anlattı.

İş aleminin Türkiye'nin KOBİ'lerini geliştirmek üzere özel dikkat harcaması gerektiğini vurgulayan Yücaoğlu, ''İş yaptırırken rekabet koşulları bozulmadan tercihlerimizi Türk firmalar lehinde kullanmamız lazım. Yoksa KOBİ'lerin güçlenmesini, istihdam ve marka yaratmasını nasıl sağlayabileceğiz?'' dedi.



-''SİYASET KENDİ YAPISIYLA İLGİLİ REFORMLARI YAPAMADI''-



Erkut Yücaoğlu, siyasette de ekonomiye benzer bir değişim yaşandığını söyledi. 10 yıl öncesine bakıldığında demokratikleşme için elzem sayılan 25 tane siyasi reform bulunduğunu anımsatan Yücaoğlu, bu reformların çok büyük bir kısmının yasal düzenleme ile hayata geçirildiğinin söylendiğini dile getirerek, ''Ama aslında bu reformlar yasal olarak gündeme geldi fakat uygulamadaki sorunlar bütün hızıyla devam ediyor'' dedi.

Siyasetin kendi yapısıyla ilgili reformların yapılamadığını söyleyen Yücaoğlu, şunları kaydetti:

''Yani seçim sistemi, temsili adaleti sağlayacak şekilde değiştirilemedi. Yüksek baraj seçmenin iradesini parlamentoya yansımasını engelliyor. İller arasındaki sandalye dağılımı da temsili adaleti zedeliyor. Bir de çok büyük olarak tarif edilen seçim bölgelerinden dolayı seçmen ile seçilen arasındaki bağ... En güzel örnek İstanbul. Oyunuzu verdikten sonra siz, sizi kimin temsil ederek parlamentoya gittiğini bilmiyorsunuz. Böyle demokrasi olmaz. Böyle temel konularda adımlar atmamız lazım.''

Diğer bir konunun da Siyasi Partiler Yasası olduğunu söyleyen Yücaoğlu, parti içi demokrasinin güçlenmesi ve dokunulmazlıkların kaldırılması konusunu anımsattı.

Yücaoğlu, ''Maalesef bu konularda parlamentomuzun itibarını çok ciddi şekilde artıracak olan bu uygulamalara siyasilerimiz bir türlü yanaşmadılar'' dedi.

İfade özgürlüğü, adil yargılama, kuvvetler ayrılığıyla ilgili birçok temel demokratik kavramın uygulanmasında da bugün ciddi yetersizliklerle karşı karşıya olunduğunu belirten Yücaoğlu, bunları Türkiye'nin bir an evvel ele alması gerektiğini vurguladı.

Anayasa'da birçok değişiklik yapıldığını anımsatan Yücaoğlu, ''Fakat Anayasa'nın baskıcı ruhu değiştirilemedi'' dedi.

Artı ve eksileriyle geçirilen bir dönemden sonra 3 ay içinde tekrar seçimlere gidileceğini belirten Yücaoğlu, sorunların aşılabilmesinin seçim sonrasında demokratik bir zeminin oluşmasıyla yakından ilgili olduğunu söyledi.

Yücaoğlu, ''Böyle bir zeminin oluşması Türkiye'nin AB sürecindeki konumunu da güçlendirecektir. Türkiye'nin bugün yaşadığı bazı dış politika tercihlerindeki tereddütü ortadan kaldıracaktır'' dedi.

Erkut Yücaoğlu, seçimlere giderken bütün siyasi partilerden beklentilerin, karşılıklı sert polemiklerle tırmanan propagandalar yerine gündemdeki konular hakkında açık ve net şekilde bilgilendirme ortamının sağlanması olduğunu belirtti.