Advertisement

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kanal İstanbul Projesini yaptıktan sonra uluslararası hukuk neyi gerektiriyorsa, onun içerisinde her şeyin çalışmaya devam edeceğini belirterek, ''Şirket, adam, kuruluş neyse, Kanal İstanbul'u tercih eder, öbür tarafı tercih eder. Bizim de tabii ki çevre tehdidi noktasında herkesin dikkatini çekme hakkımız var. Yarın oradaki bir felakette bunu bize kim karşılığını verecek? Bunu da bizim konuşmak hakkımız'' dedi.

AK Parti İstanbul İl Başkanlığında Show TV'de yayınlanan ''Siyaset Meydanı Seçim Özel'' programına katılarak, Ali Kırca ve Tuba Atav'ın sorularını yanıtlayan Erdoğan, Kanal İstanbul Projesinin zamanlaması ile başarılı bir seçim stratejisi olduğuna ilişkin yorumlar konusunda, bunun da işin bir yanı olduğunu, ancak bu projenin geçmişinin çok eskiye dayandığını kaydetti.

Bunun, belediye başkanlığı döneminde bir rüyası olduğunu, o zamanki mevcut hükümetlerle böyle bir şeyi yapmanın mümkün olmadığını ve projeyi o dönemde dile getirmediğini, ancak çalışmasını yaptıklarını, iktidar görevi kendilerine gelince bu projenin zamanının geldiğini ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bunun için de tabii ilk dönem, çıraklık döneminde bir güç... Dünya piyasalarında yeriniz yok, kimse size iyi bakmıyor. Bu projenin bedeli de ciddi bir rakam. Yapılacak proje çalışmaları kesin şeyini belirleyecek ama 12 milyar dolar civarında. Bu daha üstü olabilir, ama öyle zannediyorum ki aşağısı olmaz. Bunu yap-işlet-devret sistemiyle yaptırmak mümkün. Bu noktada talipler çok. Aynı şekilde hiçbir şey olmazsa, şu andaki ekonomik gücümüzle Türkiye olarak rahat rahat yaparız.''

İstanbul'un böyle bir projeye gerçekten ihtiyacı olduğunu söyleyen Erdoğan, İstanbul Boğazı'nın ciddi bir tehdit altında olduğunu, özellikle çevrecilik açısından bakıldığında 100-200 bin tonluk tankerlerin boğazdan geçişinin büyük tehlike yarattığını kaydetti.

Başbakan Erdoğan, geçmişte yaşanan Independent yangınını anımsatarak, bu yangının boğazın en geniş yerinde gerçekleştiğini, aynı şeyi dar bölgelerde yaşamak istemediklerini bildirdi.

Erdoğan, bunun aynı zamanda bir enerji ve ulaşım projesi olduğuna işaret ederek, zaman zaman gemilerin Marmara ya da Karadeniz'de bir-iki gün bekletildiğini, bunların da bir maliyet yarattığını belirtti.



-''KANAL İSTANBUL DA LİTERATÜRE GİRECEKTİR''-



Başbakan Erdoğan, ''Bu aynı zamanda İstanbul projesi olmaktan çıkıp Türkiye projesine dönüşüyor. Bununla beraber biz dünyaya bir marka ihraç ediyoruz. Bir Panama Kanalını, Süveyş'i denizcilik bilir. Çünkü orada gidiş gelişler var. Bunlar literatüre girmiştir. Şimdi Kanal İstanbul aynı şekilde buna girecektir. İlginç olan bir yan da tarihi yarımada, tarihi ada haline gelecektir'' diye konuştu.

Öte yandan, İstanbul'un çirkin bir yapılanmanın içinde olduğunu ve deprem tehdidine karşı bir çözüm üretilmesi gerektiğini kaydeden Erdoğan, bu çerçevede bir sonraki hafta Çarşamba günü (11 Mayıs) açıklayacağı iki şehir projesine ek olarak Kanal İstanbul kapsamında kordon boyu şeklinde bir yapılanma oluşacağını ifade etti.

Oradaki yapılanmanın yalılar şeklinde değil, güvenlik şeridinin dışında gerçekleştirileceğini, bu nedenle güvenlik anlamında bir çelişki bulunmadığını söyleyen Erdoğan, İstanbul'un yoğun bölgelerinden, yeni oluşturulacak cazibe merkezlerine nüfus kaydırmak istediklerini belirtti.



-''MECBUR GİDECEK. NİYE? DEPREM TEHDİDİ VAR''-



Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''İki tane kuracağımız şehirde, Anadolu yakasında olanlar için oraları, Avrupa yakasında olanlar için buraları göstereceğiz. 'Buyur sana ev. Beğen al.' Mecbur gidecek. Niye? Deprem tehdidi var. Deprem tehdidini göre göre o vatandaşları orada nasıl bırakırız? Diyeceğiz ki 'Bak senin buradaki binan şu, bedeli şu. Buyrun sana şuradan, ne istiyorsun? Bir daire... Bir daire... İki daire... İki daire... Senin şeyinin bedeli bunu alıyor. Al güle güle kullan. Ama ben üç daire istiyorum. O zaman kalan bir daireyle ilgili de 20 sene vadeyle buyur üçüncü daire.''

Bunun bir göç planı değil, şehircilik planı olduğunu belirten Erdoğan, yeni dönemde bir şehircilik bakanlığı kuracaklarını söyledi.

Erdoğan, ''Bizim şimdi 81 vilayette planlarımız olacağı gibi, bu şehircilikle beraber, bir diğer asıl adımını atacağımız şey, bir ulusal plan açıklayacağız'' dedi.

Erdoğan, TOKİ'nin doğrudan başbakanlığa bağlı olduğunu anımsatarak, şehircilik bakanlığının ulusal planı, şehirlerin planını yapacağını, TOKİ'nin ise uygulamayı gerçekleştireceğini bildirdi.

Dün Iğdır'da bulunduğunu, vatandaşların şehir içinde ahırların yanında oturduğunu kaydeden Erdoğan, organize sanayi bölgeleri gibi organize hayvancılık bölgeleri kurmayı, şehir merkezinde ise TOKİ ile modern evler inşa etmeyi istediklerini ifade etti.



-''30 MİLYAR DOLAR VERMEYE HAZIRIM DİYEN VAR''-



Kanal İstanbul'un güzergahına ilişkin bir soru üzerine Başbakan Erdoğan, belli tahminler yapıldığını, ancak bunun tam Çatalca'nın kıyısından geçeceği anlamına gelmediğini, deprem ve çevreye ilişkin hassasiyetleri göz önüne alarak, mümkün olduğunda hazine arazilerini değerlendirecek ve kamulaştırmayı minimize edecek bir planlamanın söz konusu olduğunu belirtti.

Projenin sağlayacağı ekonomik yararın nasıl sağlanacağına ilişkin bir soruyu yanıtlarken de Erdoğan, daha işin başında şu anda satın alımda ''30 milyar dolar vermeye hazırım'' diyen yerli bir yatırımcı olduğunu söyledi.

Erdoğan, projenin kanalla birlikte çevresinde bir yapılanmayı da içerdiğini vurguladı.

TOKİ'nin hasılat paylaşımıyla kendini finanse eden bir yapısı olduğunu bildiren Erdoğan, ''Ama tabii bazıları bu işin bu şeklini bugüne kadar anlayamadıkları için kalkar, diyelim ki sayın Bahçeli'nin sürekli TOKİ ile ilgili bir alerjisi vardır. Çünkü TOKİ kendisine bağlı olduğu için, burada yapabildiği bir şey yoktur'' diye konuştu.



-''BİR INDEPENDENT OLSA, MİLLETİM HESABI KİME SORACAK?''-



Başbakan Erdoğan, Montrö anlaşmasıyla ilgili olarak şu görüşleri aktardı:

''Bizim bağımsızlığımızın üzerine kimse gölge düşüremez. Kanal İstanbul, bizim bağımsızlığımızın, İstanbul'da yapacağımız bir düzenlemenin bir ürünüdür. Biz bunu yaparız. Sonra da uluslararası hukuk neyi gerektiriyorsa, zaten o hukuk içerisinde her şey çalışmasına devam eder. Şirket, adam, kuruluş neyse Kanal İstanbul'u tercih eder, öbür tarafı tercih eder. Bizim de tabii ki çevre tehdidi noktasında herkesin dikkatini çekme hakkımız var. Yarın, Allah göstermesin, oradaki bir felakette bunun bize kim kalkacak da karşılığını verecek? Bunu da bizim konuşmak hakkımız. Düşünün, bir Independent olmuş olsa, milletim hesabını kime soracak? Hükümetine soracak.''

Montrö Anlaşması imzalandığında tankerlerin bulunmadığını, anlaşmanın basit kuru yük gemileri üzerinden yapıldığını, şartların değiştiğini ve buna ilişkin tedbirleri almaları gerektiğini belirten Erdoğan, trafiği ve nüfusu artıracağı, balık göçlerine zarar vereceği, su kaynakları ve ormanların zarar göreceği eleştirilerine ilişkin olarak, ''Bunların hepsinin tedbiri var'' dedi.

İstanbul'un, 50 yıl sonrasını düşünerek hareket edilmesi gerektiğini vurgulayan Erdoğan, deprem konusunda güzel bir şehirleşme ile ilk hedef olarak Avrupa yakasında, 2 şehir projesiyle de Anadolu yakasındaki yapılaşma sorununun büyük ölçüde çözüleceğini kaydetti.