Advertisement

21 Temmuz’da ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve İngiliz mevkidaşı Dominic Raab arasında gerçekleştiren görüşmelerde öne çıkan maddelerden biri de ticaret oldu. Pompeo, ABD ile İngiltere arasında gerçekleşecek olası bir ticaret anlaşmasının “çok yakın zamanda” mutlu sona ulaşacağının sinyallerini versene iki ülke arasında ticari ilişkilerin hala atlaması gereken önemli engeller mevcut.

Tarımda İngiliz standardı

İki ülke arasındaki en büyük ayrışma tarım ve hayvancılık sektörünü ilgilendiriyor. İngiltere özellikle gıda ürünlerinde AB standartlarının korunması gerekliliğini savunurken ABD aynı fikirde değil. Et standartları, süt kalitesi, kimyasallarla temizlenmiş tavuklar, GDO’lu tarım ürünleri gibi birçok ABD ürünü Avrupa standartlarını yakalayamıyor. İngiltere hükümeti bu ürünlerin girişine izin vermesi halinde vatandaşlarının sağlıklarını riske atmakla suçlanabilir.

1 Temmuz’da basına açıklamalarda bulunan İngiltere Ticaret Bakanı Elizabeth Truss, “Hükümet İngiltere’nin yüksek çevreci ve gıda güvenlik standartlarından taviz vermeyecektir,” ifadelerini kullandı.

Trade Justice Movement Birliği de özellikle ABD’nin kimyasal içeriklere olan bağlılığının AB ve İngiliz kurallarını yakalayamacağı düşüncesinde. Ayrıca özellikle tarım ve hayvancılıkta takip edilmesi gereken çevreci politikaların da ABD firmalarına uymadığı belirtiliyor.

İngiliz çiftçilerinin de olası bir anlaşmaya çekingen kaldığı belirtiliyor. Hükümet, Haziran sonunda kurduğu yeni bir komisyon ile özellikle ABD, Japonya ve Yeni Zelanda’dan olası ithal ürünlerin İngiliz tarımına zarar vermemesi üzerinde çalışılacağını açıkladı.

Finansal anlaşmazlıklar

ABD hükümetinin ajandasındaki önemli başlıklarda biri de ISDS (Yatırımcı-Devlet Anlaşmazlıkları Çözümü) kuralları. Bu düzenleme başka ülkelerde yatırım yapan Amerikan yatırımcıların yabancı devletlere karşı dava açabilmesini sağlıyor.

ABD’li şirketlerin ISDS üzerinden özellikle çevreci düzenlemelere dava açması alışılan durumlardan biri. Üstelik ISDS düzenlemesi asgari ücret gibi temel kanuni gereksinimlere bile karşı dava yöntemi olarak tercih edilebiliyor.

İngiltere ise finansal olarak özellikle dijital endüstrilerin İngiltere pazarına akmasını, ve teknoloji devleri için olası bir vergi düzenlemesi kovalıyor.

İngiltere’de sağlık endişesi

İngiliz basınında sıklıkla yer verilen bir endişede İngiliz sağlık hizmeti NHS’in ABD şirketlerine karşı açık hale gelmesi. Olası bir ticaret anlaşması sonunda ABD’li şirketlerin İngiliz sağlık sektörüne kuvvetli bir erişim arayışında. ABD’li ilaç şirketleri ise anlaşmayı takiben ilaç fiyatlarını belli düzeylerde tutan hükümet sistemlerinin kaldırılmasını istiyor.

ABD başkanı Donald Trump geçtiğimiz sene NHS’İn ticaret sürecinin bir parçası olduğunu dile getirmiş, ancak kuvvetli tepki sonucu bu söyleminden geri adım atmıştı.

Son günlerde Çin’e karşı adımlarını kuvvetlendiren İngiltere ticaret savaşında ABD’nin tarafını seçmiş gibi görünüyor. Ancak Trade Justice Movement AB’den çıkış süreci ve pandemi düşünüldüğünde İngiltere’nin elinin ABD’den istediklerini alacak kadar güçlü olmadığının altını çiziyor.

Üstelik İngiliz basınındaki genel kanı olası bir ticaret anlaşmasının başkanlık seçiminden önce gerçekleşmesinin çok düşük bir ihtimal olduğu yönünde.

Değişen küresel dengelerin ışığında gerçekleşen İngiltere ve ABD görüşmelerinin ne zaman sonuç vereceğini ise zaman gösterecek.

Dilara Sarı