Advertisement

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu, yılın son enflasyon raporunu sundu.

Raporda enflasyon tahminleri yükseltilirken TCMB Başkanı Kavcıoğlu'nun soru cevap bölümünde cari fazlaya vurgu yapan ifadeleri dikkat çekti.

Kavcıoğlu, cari dengeyi sağladığı noktada Türkiye ekonomisinin finansal istikrarı sağlamış olacağını söyledi. Kavcıoğlu, cari açığı kapamayı dövizdeki yükseliş ile sağlama hedefi olmadığını, cari denge sağlandığında kur üzerindeki baskının azalacağını belirtti.

Kavcıoğlu, cari dengenin sağlanmasıyla gerçekleşecek dezenflasyon sürecinin daha kalıcı olacağı değerlendirmesini yaptı.

Kavcıoğlu'nun sunumunda öne çıkan ifadeler şunlar oldu:

Küresel iktisadi faaliyette yılın ilk yarısında yaşanan toparlanmaya rağmen yakın dönemde açıklanan güven endeksleri, salgının etkisiyle gerilemeye başladı.

Aşılama oranlarındaki artışa rağmen salgında yeni varyantlar küresel iktisadi faaliyet üzerindeki aşağı yönlü riskleri canlı tutuyor. Varyantlara ilişkin risklerin canlı kalması bazı ülkelerde büyüme görünümünü olumsuz etkiledi ve büyüme tahminlerinin aşağı yönlü güncellenmesine neden oldu. Büyüme tahminleri Almanya ve ABD başta olmak üzere, en çok ihracat yaptığımız ülkelerden bir kısmı için aşağı yönlü güncellenirken, İtalya ve Rusya gibi önemli ticaret ortaklarında yukarı yönlü güncellendi.

Küresel PMI endeksleri ulaştıkları tepe noktasına kıyasla gerilerken, gerek imalat gerekse hizmet sektörleri için 50 eşik seviyesinin üzerinde kalmaya devam etti. Bu gelişmeler, Türkiye’nin dış talep görünümünün olumlu seyrini koruduğunu gösteriyor. İşgücü piyasasına baktığımızda ise gelişmiş ülkelerin birçoğunda istihdamın seviyesi halen salgın öncesi düzeyinin altında seyrediyor.

Enerji fiyatları son dönemde hızlandı

Emtia fiyatları bir önceki Rapor dönemine göre ortalama olarak artmakla birlikte, enerji ve enerji dışı fiyatların farklılaşması devam ediyor. Ham petrol ve doğal gaz fiyatlarının artmasıyla enerji fiyatları son dönemde hızlandı. Diğer taraftan enerji dışı emtia fiyatları ürün bazındaki farklılaşmaların etkisiyle yataya yakın bir seyir izledi.

Uluslararası ölçekte üretici ve tüketici fiyatları artıyor

Küresel talepteki toparlanma, emtia fiyatlarındaki yüksek seyir, bazı sektörlerdeki arz kısıtları ve taşımacılık maliyetlerindeki artış uluslararası ölçekte üretici ve tüketici fiyatlarının yükselmesine yol açıyor. Başlıca tarımsal emtia ihracatçısı ülkelerde yaşanan iklim koşullarının küresel gıda fiyatları üzerinde olumsuz yansımalarını görüyoruz. Küresel enflasyondaki yükselişin enflasyon beklentileri ve uluslararası finansal piyasalar üzerindeki etkileri merkez bankaları tarafından yakından takip ediliyor.

Gelişmiş ülke merkez bankaları enflasyondaki yükselişin talep kompozisyonundaki normalleşme, arz kısıtlarının hafiflemesi ve baz etkilerinin devreden çıkmasıyla birlikte büyük ölçüde geçici nitelikte olacağını ancak enflasyondaki düşüşün zamanlamasına dair belirsizliğin olduğunu değerlendiriyor. Bu çerçevede, gelişmiş ülke merkez bankaları destekleyici parasal duruşlarını sürdürüyor ve varlık alım programlarına devam ediyor. Gelişmekte olan ülkelerin birçoğunda da gerek güncel enflasyon gerçekleşmeleri gerekse enflasyon beklentileri hedefin üzerinde seyrediyor. Bununla birlikte, beklentiler, enflasyonun 2022 yıl sonunda hedeflere yaklaşacağı yönündedir.

Gelişmekte olan ülkelere portföy akımları dalgalı bir seyir izliyor

Küresel piyasalardaki bu gelişmelerin bir yansıması olarak gelişmekte olan ülkelere yönelen portföy akımlarının dalgalı bir seyir izlediğini görüyoruz. Çin hariç tutulduğunda son dönemde gelişmekte olan ülkelerden portföy çıkışları görüldü. Salgının seyri ve gelişmiş ülkelerde para politikasının ne zaman ve ne hızda normalleşeceğine ilişkin öngörüler, önümüzdeki dönemde de gelişmekte olan ülkelerin portföy hareketleri ve finansal piyasaları üzerinde etkili olmayı sürdürecek.

Küresel risk iştahı dalgalı bir seyir izledi

Küresel enflasyon gelişmeleri ve enerji fiyatlarındaki yükselişlerin de etkisiyle mevcut Rapor döneminde küresel risk iştahı dalgalı bir seyir izledi. Türkiye’nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan ülkeler grubunda risk primi ve ima edilen döviz kuru oynaklıkları yükselirken, dolar endeksindeki güçlenmenin de etkisiyle döviz kurlarında değer kaybı yaşandı.

Türkiye'de 2. çeyrekte iç talep ve ihracat büyümeye katkı verdi

2021 yılı ikinci çeyreğinde milli gelir çeyreklik bazda yüzde 0,9, yıllık bazda ise yüzde 21,7 oranında arttı. İktisadi faaliyet, bu dönemde salgın kısıtlamaları ve finansal koşullardaki sıkılaşmayla birlikte bir miktar ivme kaybetse de uzun dönem eğiliminin üzerinde kalmaya devam etti. İkinci çeyrekte dönemlik büyümeye hem iç talep hem de net ihracat katkı verdi. İç talebin katkısında özel tüketim öne çıkarken, kamu harcamaları ve yatırımlar ılımlı seyretti. Net ihracatın büyümeye verdiği katkıda ise gerek güçlü seyreden ihracat gerekse altın ithalatındaki yavaşlamayla gerileyen ithalat rol oynadı.

Öncü göstergeler iktisadi faaliyetin 3. çeyrekte güçlü seyrettiğini gösteriyor

Öncü göstergeler, iktisadi faaliyetin yılın üçüncü çeyreğinde dış talebin de etkisiyle güçlü seyrettiğini gösteriyor. Sanayi üretimi, Temmuz-Ağustos aylarında yükseliş eğilimini sürdürdü. Ciro endeksleri, yurt dışı talebin üçüncü çeyrekte, özellikle ara malı ve sermaye malı sektörlerinde sanayi üretimini desteklemeye devam ettiğine işaret ediyor.

Aşılanmanın hızlanması küresel iktisadi faaliyetteki güçlenmeyi destekliyor

Aşılamanın hızlanması, küresel ekonomideki toparlanma sürecini destekliyor. Türkiye'de ve tüm dünyada aşılama oranlarının artmasıyla birlikte salgın tedbirlerinin kademeli olarak kaldırılması, dış talebin iktisadi faaliyete katkısını artıran bir faktör olarak ortaya çıkıyor.

Diğer yandan, virüsün yeni varyantlarının ortaya çıkmasının da etkisiyle vaka sayılarında gözlenen artış, salgının seyrine ilişkin belirsizliklerin devam etmesine neden olmaktadır.

Talepte dengelenme

Aşılamanın toplumun geneline yayılması salgından olumsuz etkilenen başta turizm olmak üzere hizmetler sektörünün canlanmasına ve iktisadi faaliyetin daha dengeli bir bileşimle sürdürülmesine olanak tanıyor. Perakende satış hacim endeksi, açılmanın etkisiyle kuvvetli bir artış kaydetti. Haziran ayından bu yana aşılamadaki güçlü ivme ile birlikte kısıtlamaların hafifletilmesi, turizm faaliyetindeki ve ilgili hizmet kalemlerindeki toparlanma eğiliminin belirginleşmesinde rol oynadı.

Dayanıklı tüketim malları talebi yavaşlarken, dayanıksız tüketim mallarında bir toparlanma gözlendi. Talepteki bu dengelenme, cari işlemler dengesi, enflasyon ve istihdam üzerindeki olumlu etkilerinden dolayı önem arz ediyor.

Ana sektörler geneline yayılan bir yatırım eğilimi gözlemliyoruz

Anket verileri, firmaların gelecek için yatırım harcamalarını artırmayı planladığına işaret ediyor. İmalat sanayi firmalarının yatırım eğilimleri üçüncü çeyrekte 2011 yılı üçüncü çeyreğinden bu yana en yüksek değerini aldı. Ekim ayında da yatırım eğilimindeki artış sürdü. Bu artışı farklı ölçekteki firmalar genelinde görüyoruz. Sektörel açıdan değerlendirdiğimizde de ara malları ve yatırımlarda daha güçlü olmak üzere ana sektörler geneline yayılan bir yatırım eğilimi görüyoruz.

Yatırımlar ve krediler ilişkisine değinecek olursak, üçüncü çeyrekte firmalarımızın sabit yatırıma yönelik kredi talebinin de yükseldiğini gözlemledik. PPK kararlarımızda parasal duruştaki sıkılığın ticari kredilerde öngörülenin ötesinde daraltıcı etki yapmaya başladığını belirtmiştik. Ticari kredi faiz oranlarındaki düşüşün de etkisiyle önümüzdeki dönemde krediler sabit sermaye yatırımlarını daha da fazla destekleyecektir.

İşgücü piyasasının salgın etkilerini büyük ölçüde atlattığını söyleyebiliriz

İstihdama ilişkin yüksek frekanslı veriler, açılmanın etkisiyle işgücü piyasasında da toparlanmaya işaret ediyor. Hizmetler sektörü istihdamı, salgına dair kısıtlamaların da etkisiyle daha yavaş bir toparlanma sergilemişti. Ancak son dönemde burada güçlü bir istihdam artışı ile salgın dönemi kayıplarının tamamen telafi edildiğini gördük. Ayrıca güçlü giden ihracatın da katkısıyla, sanayi sektörü istihdamının diğer alt kalemlere göre daha da olumlu seyrettiği dikkat çekiyor.

Sonuç olarak, tarım dışı istihdamın öncelikle sanayi sektörünün katkısı ile toparlanmaya başladığını, hizmet sektöründen gelen sınırlı katkıya rağmen 2021 yılı ilk çeyreğinde salgın öncesi düzeylere ulaştığını görüyoruz. Son olarak hizmet sektöründeki açılma ve turizmin katkısı ile beraber işgücü piyasasının salgın dönemi etkilerini büyük ölçüde atlattığını söyleyebiliriz.

Türkiye Avrupa ile dış ticaretinde fazla verir hale gelmiştir

İhracat, küresel talepteki hızlı toparlanma ve ihracat fiyatlarındaki yükselişe bağlı olarak üçüncü çeyrekte güçlü seyrini sürdürdü. Parasal sıkılaştırmanın krediler ve iç talep üzerindeki yavaşlatıcı etkileri, ithalat artışını sınırladı. Böylece, uluslararası emtia fiyatlarındaki yüksek artış ve iktisadi faaliyetin güçlü seyrine rağmen, ithalat üçüncü çeyrekte bir önceki çeyreğe göre daha ılımlı bir artış eğilimi izledi.

Türkiye, ihracatta gösterdiği güçlü performans sayesinde en büyük pazarımız olan Avrupa ile dış ticaretinde fazla verir konuma gelmiştir. Asya bölgesi ile yapılan ticarette ise açık vermeye devam ediyoruz.

3. çeyrekte emtia fiyatlarına bağlı olarak ithalat fiyatlarında artış sürdü

Üçüncü çeyrekte uluslararası emtia fiyatlarındaki yükselişe bağlı olarak ithalat fiyatlarındaki artış eğilimi sürerken, ihracat fiyatlarındaki artış görece daha zayıf seyretti. Bu durum, dış ticarette miktar bazında gerçekleşen dengelenmenin cari işlemler dengesine yansımasını sınırlıyor. Diğer taraftan, hizmet gelirlerinde ise aşılamanın hızlanması ve kısıtlamaların kaldırılmasıyla birlikte toparlanma güç kazandı. Önümüzdeki dönemde olumlu dış talep koşullarına bağlı olarak ihracattaki güçlü artış eğiliminin desteğiyle yılın geri kalanında yıllıklandırılmış cari işlemler dengesindeki iyileşmenin sürmesini öngörüyoruz. Cari işlemler dengesindeki bu eğilimin güçlenerek devam etmesi, önümüzdeki dönemde dış finansman ihtiyacını azaltarak ülke risk primini olumlu etkileyecek bir unsur olacaktır.

Rezervlerde istikrarlı bir artış eğilimi gözleniyor

Ödemeler dengesindeki gelişmelerin TCMB’nin uluslararası rezervleri üzerinde olumlu yansımalarını görüyoruz. Son dönemde rezervlerde istikrarlı bir artış eğilimi gözleniyor. Bu dönemde özellikle reeskont kredi geri dönüşleri, zorunlu karşılık adımları ve cevherden altın alımları TCMB rezervlerini yukarı yönlü etkileyen faktörler olarak ön plana çıkıyor. Ayrıca diğer merkez bankalarıyla yapılan swap işlemleri ve SDR tahsisatı gibi gelişmeler de rezervleri yukarı yönlü etkileyen diğer faktörler oldu. 15 Ekim 2021 tarihi itibarıyla rezerv rakamı yaklaşık 126 milyar ABD doları seviyesine yükseldi. Önümüzdeki dönemde de TCMB olarak para politikasının aktarım mekanizmasını kuvvetlendirmek amacıyla rezerv birikiminin devam etmesini amaçlıyoruz. Bu doğrultuda reeskont kredileri temel rezerv biriktirme aracı olarak ön plana çıkıyor. Ayrıca, son dönemde reeskont kredi mekanizmasının etkinliğini artırmaya yönelik çeşitli adımlar da attık.

Kredilerde reel olarak kayda değer bir düşüş kaydedildi

Finansal koşullara geçecek olursak, güçlü parasal sıkılaştırmanın krediler ve iç talep üzerindeki yavaşlatıcı etkileri devam ediyor. Yıllık kredi büyümesi yüzde 8,7 seviyesine gerilerken reel olarak kayda değer bir düşüşe işaret ediyor. Ancak, kredi büyüme kompozisyonuna yakından baktığımızda üçüncü çeyrek itibarıyla parasal duruşun sıkılığının ticari kredilerde öngörülenin ötesinde daraltıcı etki yapmaya başladığını görüyoruz. Ticari krediler kur etkisinden arındırılmış yüzde 6,7’lik büyüme ile geçmiş yıllar ortalamasının oldukça altında seyrediyor. Bunun yanında, ihtiyaç kredileri ve kredi kartı harcamaları üzerinde, Eylül ayında alınan yeni kararlarla güçlendirilen makroihtiyati politika çerçevesinin olumlu etkileri gözlenmeye başladı. Yüksek frekanslı kredi verileri, söz konusu tedbirlerin de etkisiyle ihtiyaç kredisi artış hızının yavaşladığına, vade kompozisyonun ise bir miktar kısaldığına işaret ediyor. Yatırım iştahı yüksek firmaların finansmanının desteklenmesi için ticari kredilerdeki gelişmeleri önemsiyoruz. Bireysel kredilerin daha ılımlı ve dengeli bir büyüme sergilemesinin, enflasyon görünümü ve dış denge üzerindeki riskleri sınırlamak için önemli olduğunu bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Tüketici enflasyonu yılın 3. çeyreğinde yükseldi

Tüketici enflasyonu, yılın üçüncü çeyreğinde, gıda ve başta enerji olmak üzere ithalat fiyatlarındaki artışlar ile tedarik süreçlerindeki aksaklıklar gibi arz yönlü unsurlar, yönetilen/yönlendirilen fiyatlardaki artışlar ve açılmaya bağlı gelişmelerin etkisiyle yükseldi. Bu dönemde, tüketici enflasyonu yüzde 19,58 ile Temmuz Enflasyon Raporunda sunulan tahmin aralığının üzerinde, B enflasyonu ise yüzde 18,63 ile tahmin aralığının içinde gerçekleşti. Bu farklılaşmada büyük ölçüde işlenmemiş gıda fiyatlarındaki artış eğilimi belirleyici oldu. C çekirdek göstergesinde ise enflasyon yüzde 16,98 olarak gerçekleşti.

B endeksinin yıllık enflasyonu, yılın üçüncü çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre artarken, C endeksinin yıllık enflasyonu aynı dönemde bir miktar azaldı. Yılın üçüncü çeyreğinde enflasyon eğiliminde kapanma ve açılma dönemlerinin de etkisiyle dalgalı bir seyir gözlendi. Bu dönemde enflasyon eğilimi temel mal grubunda gerilerken, işlenmiş gıda ve yeniden açılmaya bağlı olarak hizmet grubunda yükseldi.

Gıda fiyatlarındaki küresel yükseliş eğilimi Türkiye'de de gözlendi

Gıda fiyatlarının enflasyon dinamikleri üzerindeki belirleyici etkisi tüm dünyada önemini koruyor. Olumsuz hava koşulları, kuraklık, bazı ülkelerde gıda ihracatına yönelik özel kısıtlamalar ve stok artışı gıda fiyatlarında küresel bir yükselişe neden oluyor. Bu çerçevede, diğer ülkelerin merkez bankaları ve politika yapıcıları da, gıda fiyatlarındaki gelişmeleri, çekirdek enflasyon gelişmelerini ve artan enflasyonun beklentiler üzerindeki etkisini dikkatle takip ediyorlar.

Gıda fiyatlarındaki bu eğilimi Türkiye'de de gözlemliyoruz. Temmuz ve Ağustos aylarında gıda fiyatları enflasyonu gerek tarihsel ortalamalardan gerekse gıda dışı enflasyondan belirgin olarak yüksek seyretti. Eylül ayında işlenmemiş gıda enflasyonu son iki aydır gözlenen yüksek artışlar sonrası bir miktar düzeltme kaydetti, işlenmiş gıda enflasyonu ise tarihsel ortalamalarda gerçekleşti. Yıllık gıda enflasyonu Eylül ayında taze meyve sebze fiyatlarının etkisiyle sınırlı bir oranda gerilemesine karşın yüksek seviyesini korudu. Tüketim sepeti içerisinde gıdanın göreli ağırlığının fazla olması ve gıda enflasyonundaki mevcut yüksek seviyeler nedeniyle, ülkemizde gıdanın tüketici enflasyonuna katkısı pek çok ülkeye kıyasla daha fazla oluyor.

Yılın son çeyreğinde talep koşullarının daha ılımlı bir seyir izleyeceğini öngörüyoruz

Merkez Bankası bünyesinde takip edilen çıktı açığı göstergeleri yılın üçüncü çeyreğinde normalleşme adımlarını takiben toplam talebin güçlendiğine işaret ediyor. İkinci çeyrekte uygulanan salgın tedbirlerinin ardından, hızlanan aşılamaya paralel olarak kısıtlamalar kaldırıldı ve ertelenmiş olan harcamaların gerçekleşmesiyle iç talep canlandı. Bu dönemde ihracattaki olumlu seyir sürdü. Aşılama oranlarının artması, bazı ülkelerin Türkiye’ye yönelik seyahat kısıtlamalarını gevşetmesini de beraberinde getirdi. Böylece, toplam talep koşulları her iki kaynaktan da destek alırken, para politikasındaki sıkı duruşa bağlı olarak kredi büyümesi yavaşlamaya devam etti. Açılmanın da etkisiyle üçüncü çeyrekteki canlanmayı takiben yılın son çeyreğinde talep koşullarının daha ılımlı bir seyir izleyeceğini öngörüyoruz.

Petrol fiyatları 2021 yılında hızlı bir şekilde yükseldi

Uluslararası emtia fiyatları üretici ve tüketici fiyatları üzerinde etkili olmaya devam ediyor. Emtia gelişmeleri incelendiğinde ilk dikkat çeken nokta üçüncü çeyrekte tarım ürünlerindeki artışın durması oldu. Diğer yandan, bazı temel tarımsal ürünlerde fiyat artışları bu dönemde de sürerken Ekim ayı ile birlikte genele yayılan artışlar görüldü. Endüstriyel metallerde fiyat artışları devam ederken, küresel talepteki toparlanmayla birlikte arz-talep uyumsuzluğu nedeniyle enerji alt grubu son dönemde olumsuz ayrışıyor. Salgının başlarında tarihsel olarak oldukça düşük seviyelere inen petrol fiyatları 2021 yılında hızlı bir şekilde yükseldi. Petrol fiyatlarında son dönemdeki fiyat artışında arz sıkıntılarının daha belirleyici rol oynadığını görüyoruz.

Enflasyon beklentilerinde bir miktar artış yaşandı

Emtia fiyatlarındaki artışın yanı sıra tedarik zincirindeki aksaklıklar da üretici fiyatlarının yükselmesine neden oluyor. Bu dönemde taşıma maliyetlerinde yüksek artışlar görülüyor ve tedarikçilerin teslimat süreleri uzuyor. Bu da fiyatlar üzerinde arz kısıtları kaynaklı yukarı yönlü bir baskı oluşturuyor. Türkiye PMI verileri kapsamında yayımlanan tedarikçi teslim sürelerine baktığımızda, Eylül ayında, halen 50 eşik değerinin altında olmakla birlikte, bir miktar iyileşme görüyoruz. Bu durum, tedarik kaynaklı sorunların azalmakla birlikte önemini koruduğuna işaret ediyor.

Enflasyon beklentilerinin seyrine baktığımızda, hem piyasa katılımcıları anketi hem de piyasa bazlı göstergeler enflasyon beklentilerinde son dönemde bir miktar artışa işaret ediyor.

Ham petrol fiyat tahminleri yukarı yönlü güncellendi

Ham petrol fiyatları, geçtiğimiz dönemde Temmuz Enflasyon Raporu tahminlerimizle büyük ölçüde uyumlu olarak gerçekleşti. Ancak, arz-talep uyumsuzluğuna bağlı olarak Eylül ayında başlayıp Ekim ayında da devam eden fiyat artışları, ham petrol fiyatlarının önümüzdeki dönemde Temmuz ayı tahminlerimizin üzerinde kalacağına işaret ediyor. Bu nedenle, ham petrol fiyatı varsayımlarımız yukarı yönlü güncellendi. Bildiğiniz gibi, ham petrol fiyatlarına dair varsayımlarımızı uluslararası piyasalarda oluşan vadeli fiyat eğrilerinin ortalamasını alarak oluşturuyoruz. Buna göre, petrol fiyatı varsayımımızı 2021 yılı için ortalama 70,8 ABD dolarına, 2022 yılı için ise 77,5 ABD dolarına yükselttik. Petrol fiyatlarındaki artışın yanı sıra doğal gaz fiyatlarının da son dönemde hızlı bir şekilde artmasına bağlı olarak uluslararası emtia fiyatları enerji fiyatlarının katkısıyla yükseldi. Bu doğrultuda, ithalat fiyatlarının genel seviyesine ilişkin varsayımlar da enerji fiyatları kaynaklı olarak Temmuz Enflasyon Raporu varsayımlarımızın üzerinde kaldı. Uluslararası piyasalarda oluşan vadeli fiyat eğrisi önümüzdeki dönemde ithalat fiyatlarının bir süre daha yükseldikten sonra düşüşe geçeceğine işaret etmektedir.

Enflasyon beklentileri yükseltildi

Temel varsayımlarımız ve kısa vadeli öngörülerimiz doğrultusunda, para politikası duruşunun, geçici etkilerin ortadan kalkmasıyla enflasyonun yeniden düşüş eğilimine dönmesini sağlayacak sıkılıkta oluşturulmaya devam edileceği bir görünüm altında enflasyonun kademeli olarak hedeflere yakınsayacağını öngörüyoruz. Bu çerçevede, enflasyonun 2021 yıl sonunda yüzde 18,4 olarak gerçekleşeceğini, 2022 yıl sonunda yüzde 11,8’e ve 2023 yıl sonunda ise yüzde 7,0 seviyesine geriledikten sonra orta vadede yüzde 5 düzeyinde istikrar kazanacağını tahmin ediyoruz.

Böylece, 2021 yıl sonu enflasyon tahminini 4,3 puanlık güncellemeyle yüzde 14,1’den yüzde 18,4’e yükselttik. Bir önceki Rapor dönemine göre gıda fiyatları ve Türk lirası cinsinden ithalat fiyatları varsayımlarındaki güncellemeler, enflasyon tahminini sırasıyla 2,1 puan ve 1,5 puan artırdı. Yönetilen/yönlendirilen fiyatlar ise, büyük ölçüde alkol-tütün kaynaklı olarak tahmini 0,3 puan yükseltti. Ayrıca, çıktı açığındaki güncelleme de tahmini 0,4 puan yukarı çekti.

2022 yıl sonu enflasyon tahminini de yüzde 7,8’den yüzde 11,8’e yükselttik. Başlangıç koşullarındaki güncellemenin enflasyonun ana eğilimine etkileri, 2022 yıl sonu enflasyon tahminini 2,2 puan artırdı. Diğer yandan, gıda enflasyonu varsayımındaki güncelleme tahmini 1,0 puan artırırken, çıktı açığındaki değişiklik ise 0,8 puan yükseltici yönde katkıda bulundu.

Soru cevap bölümü

Kavcıoğlu, Merkez Bankası İdare Merkezi'nde düzenlenen yılın dördüncü Enflasyon Raporu Bilgilendirme Toplantısı'nın ardından ekonomistlerin ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Son faiz indiriminde arz koşulları, çekirdek enflasyon ve talepteki gelişmelere işaret ederek, buralardaki gelişmelere göre hareket edeceklerini belirttiklerini anımsatan Kavcıoğlu, uluslararası emtia fiyatları, gıda fiyatlarında yukarı yönlü hareketler, tedarik zincirlerindeki sorunlar gibi sıkıntıların Türkiye'deki enflasyonu da yukarı yönlü tetiklediğini söyledi.

Kavcıoğlu, son 1 yılda sıkı para politikası uygulayarak faizi yukarı yönlü yükselttiklerine işaret ederek, şu değerlendirmede bulundu:

"Bu politikamızı devam ettiriyoruz. Dolayısıyla enflasyondaki artışı, arz şoklarından arındırarak, bugün geldiğimiz noktada indirime gitme nedenimiz bu arızi sıkıntıları arındırarak kendimize bir alan orda gördük. Bu arz şoklarının geçici olduğunu diğer Merkez Bankaları gibi biz de düşünüyoruz. Dolayısıyla gelişmelere göre yıl sonuna kadar buralardaki değişimleri arkadaşlarımız çalışıyor, onların yapacağı çalışmalar sonunda geçici olan bu durumun bize ne kadar imkan sağlayacağını, ne yönde gelişim göstereceğini hep beraber göreceğiz. Arkadaşlarımızın yapacakları çalışmalar ve bize sunacakları bilgiler ışığında kararımızı vereceğiz. Bütün kararları ekiplerimizin çalışması sonucu veri odaklı ve analizlere dayalı alıyoruz. Merkez bankalarının geçici olarak düşündüğü bu arz sıkıntılarını aynı şekilde değerlendiriyoruz. Bu minvalde de gelişmeleri takip edip kararlarımızı veri odaklı ve analize dayalı olarak vereceğiz."

Mevcut noktaya son 1 yılda sıkı para politikası uygulanarak gelindiğini vurgulayan Kavcıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Enflasyonda, Türkiye'de gıda ve enerjiye dayalı artış söz konusu. Dolayısıyla buradaki talep ve arz şoklarını analiz ederek, ayrıştırarak bu noktada faiz indirimine gittik. Türkiye'de pandemi sonrası uyguladığımız sıkı para politikasıyla da ticaret, krediler ve yatırımlarda, yatırım iştahı çok fazla artmasına rağmen daralma olduğunu gözlemliyoruz. Türkiye'nin bugün bulunduğu konuma bakınca, pandemi sonrası aşılamayla birlikte çok büyük ivme yakaladı. İhracatta üretim üssü haline gelmek üzere çok büyük talep var. Özellikle tedarik zincirlerinde yaşanan uluslararası sıkıntılarda Türkiye önemli şekilde ayrışıyor ve öne çıkıyor. Sahada firmalarla yapılan çalışmalara göre çok büyük bir yatırım iştahı var. Bu yatırım iştahını yerine getirmede en önemli şey finansmana erişim. Bu noktada Türkiye'nin bu fırsatı kaçırmaması gerekiyor. Diğer ülkelerde hala kapanmalar yaşanırken ve ölüm sayıları artarken Türkiye pandemi sürecini büyük başarıyla yönetti ve yönetmeye devam ediyor."

Kavcıoğlu, Türkiye'nin en önemli problemlerinden birinin cari açık olduğuna dikkati çekerek, "Cari açığın kapanması noktasında önemli bir fırsat Türkiye'nin önüne gelmiştir. Cari açığın kapanmasının temeli de kur artışını sağlayarak değil, böyle bir hedefimiz yok. Cari açık, Türkiye'de uzun yıllardır yüzde 5 hedeflenerek büyüme ve büyümenin finansmanı sağlanmaya çalışılmıştır. Bu nedenle büyümenin sürdürülebilir finansmanı için yurt dışı kaynak ihtiyacı sorun olmuştur. Bu da Türkiye'de finansal istikrarla çelişkili bir durum olmuştur." ifadelerini kullandı.

Cari açığın kapatılmasının üretimden geçtiğini düşündüklerini anlatan Kavcıoğlu, şunları kaydetti:

"Türkiye'nin üretimini artırıp tedarik ve üretim sıkıntılarının yaşandığı ortamda bu fırsatı kaçırmaması lazım. Merkez Bankası olarak kurla değil, bizim elimizdeki reeskont kredilerindeki faiz oranlarını düşürerek, vadeleri uzatarak ihracatın ve üretimin artması noktasında destek vermeye çalışıyoruz. Şuna inanıyoruz, cari fazla verdiğimizde finansal istikrar ve fiyat istikrarını sağlamış olacağız. Türkiye'nin uzun yıllardır uyguladığı yüzde 5 cari açık, yüzde 5 büyüme ve yüzde 5 enflasyon politikası fiyat istikrarı ile çelişmiştir, sürdürülebilir olmamıştır. Merkez Bankası üzerine düşeni yapıyor, yapmakta ve yapacaktır. Tamamen veri analizi yaparak, sahada ve firmalarla yapılan görüşmelere göre, çok büyük sipariş, çok büyük yatırım ve üretim iştahı var. Dolayısıyla ihracatı artırıp cari fazla verince Türkiye'nin finansman sorunu daha net şekilde çözülmüş olacak. Bu da fiyat istikrarını sağlamış olacaktır. Dolayısıyla, doğru yöntem, doğru yol budur. Biz bunu yapmaya çalışıyoruz. İnşallah bu dönem de fırsat olarak ihracatın artırılması ve cari dengenin sağlanmasıyla Türkiye fiyat istikrarını sağlamış olacaktır. Bunu yaparken parasal duruşumuzda enflasyonu ve üzerindeki riskleri gözeterek hareket ettiğimizi özellikle ifade etmek istiyorum. Cari denge üzerinde kur artışını da diğerlerini de değerlendirmenizi önemle rica ediyoruz."

Kavcıoğlu, Türkiye'de uzun süredir yüzde 5 cari açık iddiasının fiyat istikrarını sağlayamamasını tartışmak gerektiğini belirterek, "Fiyat istikrarının bu yönde sağlanacağını tartışmak lazım. Bu yönde bizlere destek verilmesi lazım. Merkez Bankası burada üzerine düşeni, reeskont kredilerinde sağladığı imkanlarla yerine getiriyor ve getirecektir. Kur yükselmesi, ihracat artışı, ithalatın ihracatı karşılama oranında, cari açıkta sağlanan denge, ihracatın dünya üzerinde yüzde 1'in üzerine çıkmasını sağlamıştır. Bunların hepsi fiyat istikrarının sürdürülebilir hale gelmesini sağlayacaktır, enflasyonda düşüşünü sağlayacaktır." diye konuştu.

Erken Uyarı Sistemi'ni bitirdiklerini de bildiren Kavcıoğlu, "Tarım ve Orman Bakanlığı, Rekabet Kurulu, Hazine ve Maliye Bakanlığı gibi ve diğer ilgili kuruluşlarla, Gıda Ortak Platformu gibi bundan sonraki fiyat gelişmeleri ve ürün rekoltelerinde, diğer paydaşların da katılımıyla, bu yöndeki çalışmalarımız daha sağlıklı şekilde sürecek. Fiyatlar noktasında önemli katkı yapacağını düşünüyorum." dedi.