Analiz: Olimpiyatları anlamak
-
Ne kadar "katma değerli ihraç ürünü", o kadar "altın madalya"; inanmayan yazının sonundaki tabloya baksın
Ne Derler; “acısıyla tatlısıyla” bir olimpiyatı daha geride bıraktık mı, derler? Hadi, öyle diyelim ki, daha en başından ağzınızın tadını bozmayalım.
Olimpiyat ne? Spor mu, ülkelerin pazıları en şişkin insanlarının birbirine üstünlük sağlamaya çalıştığı bir arena mı, milli marşlar çalınırken sessiz hıçkırıklarla ağlamak mı, ulusların her madalya ile bir kez daha “trans”a sokulduğu bir “meditasyon” mu, demokrasilerin otokrasilere karşı “mukayeseli üstünlük” yarışı mı; hepsi mi, hiçbiri mi?
Ay’ı yeniden keşfetmeyelim: Citius, Fortius, Altius/En Hızlı, En Güçlü ve En Yükseğe… Bu üç unsurdan oluşmamakta mıdır, olimpiyatlar? Tamam. Hem ne zamandan beri tamam: M.Ö: 776’dan beri.
Algıyı kolaylaştırıp yakınlaştıralım o halde: Olimpiyatlar tıpkı, ülkelerin üniversiteleri gibi, teknokentleri gibi, sanayi tesisleri gibi, silikon vadileri gibi uzun ve zorlu çalışmaların ürünü organizasyonlarının “pazara açıldığı” yerdir. Orası bir pazardır. Ama “haraç-mezat” mal satmaya gelenlere değil; alın teri, göz nuru, akıl ve de zeka ürünü inceliklere açık bir pazardır.
Türkiye, bu olimpiyatlarda başarılı olmuş mudur? “Koş Abla arkandayım” gibi veciz bir asparagasın peşinden gidersek, başarılıyız. “Asparagas”, diyorum; zira öyle. Gamze Bulut’un ağzından dökülenler harfiyen(artiküle edilme biçimi olarak) öyle değil. İsterseniz deneyin. 1490 metre koşu yapmışsınız, son 10 metreye kendinizi taşımanız için en fazla tek heceli sözcüklerle nefesinizi idareli kullanabilirsiniz. Gamze Bulut, en fazla Aslı Çakır’a can havliyle şöyle demiştir: Koş, koş!... Ama olsun, biz Kerime Nadir romanları ile “aşık olmadan aşık olma taklidi yapabilen”; Kemalettin Tuğcu ile “gizli gizli ağlayıp”, dışarı çıkınca bahçe çitini aşan komşunun tavuklarının bacaklarını kırıp atan bir neslin ahfadıyız. O yüzden bu kadar kusur göze batmaz.
10 yılda 10 madalyadan 5’e inmişiz. Halterde kayıbız, güreşte yokuz, boksta gölge gibiyiz, artistik jimnastik filan hakgetire…
Peki, özel ve güzel milli olimpiyat komitemiz ne yapmıştır? Size, olimpiyatlar öncesi geçen konuşmaların”mealen” bir bölümünü aktarayım:
-Başkanım, Etiyopya’dan 5 tane arap buldum; valla katır gibi koşuyolar…
-İyi getir Haşmet o zaman. Amman iyi bak, ayaklarına-bacaklarına bir şey olmasın…
-Başkanım, Çin’den çok sıkı masa tenisçileri getirdim, oynarlarken masada topu göremiyosun…
-İyi getir Zülküf. Amma dikkat et, Londra’ya kadar hasta filan olmasınlar…
Olimpiyatlara böyle hazırlandık. Bir istisnası var: Başında olimpik ruha kendini adamış bir adamın(Mehmet Terzi) bulunduğu kısa, orta ve uzun mesafe koşularda pistlerde rüzgar olup estiğimiz Atletizm Federasyonu.
“Bu kadar ahkâm yeter” diyorsanız, kesiyorum. Ama izin verin, bu yazının sonundaki iki tablo ile ilgili bir çift laf edeyim:
Soldaki tablo, “ülkelerin 2011 ihracat rakamları”nı; sağdaki, ülkelerin Londra Olimpiyatları’nda kazandıkları madalya sayılarını göstermektedir.
İhracatta 32. Sırada bulunan Türkiye, madalya sıralamasında da 32.’dir. Bu bir tesadüf müdür? Birebir(yani 32’ye 32 olması) elbet tesadüftür. Ama “ince” ve “kaba” hesapla Türkiye’nin yeri orasıdır.
İsterseniz, tabloyu en yukardan tahlil edin: ABD’ye kafa tutan dünyanın “ihracat devi” Çin’in, olimpiyatlarda da Çin’in ensesinde olması tesadüf değildir. Keza, ilk sıralardaki ülkelerin ihracat sıralaması ile olimpiyat madalya sıralaması arasındaki “korelasyon(bağıntı) da tesadüfi değildir.
Tabloyu nasıl okumak gerekir? Olimpiyat uluslar arası alanda bir beceri ise ve ihracat da o becerinin ulusal pazardaki yansıması ise analizi şöyle tamamlayabiliriz:
Kendi öz gücü ve yetenekleri ile kendini var eden uluslar, her alanda başarılı olabiliyor. Bu başarıya “sentetik” katkı yapan, “doğal kaynak zenginliği(Örneğin S. Arabistan); “stres” etkisiyle başarıyı hakim kılan anti-demokratizm(ÖrneğinK. Kore), “Koş Lola Koş” ekolünden gelen(örneğin Trinidad Tobaggo) “klasman dışı” ülkeleri dışarıda bırakırsak, ülkeler birbiriyle yarışırken, ortaya aşağıdaki tablo çıkıyor.
Yani, aşağıdaki listedeki ülkeleri “üretimi ve verimi(başarıyı)cilalayan”(Allah vergisi) unsurlarından veya “bireyi bireylikten çıkaran(eli sopalı devlet) unsurlarından arındırarak sıralarsanız, her olimpiyatta aşağı yukarı aynı sonucu bulursunuz. Dünya ihracatında 32. Sırada bulunan Türkiye’nin olimpiyattaki yeri 32.’liktir… Biraz yukarısı, az aşağısı…
Ne kadar köfte; o kadar ekmek…
Bloomberg HT Yayın Koordinatörü
Ali Çağatay